HAMDİ YILMAZ – Bükreş’te deprem olurken

Cumartesiyi Pazar’a bağlayan gece: Şairin yada ozanın tam da, “Eller tatlı uykuda Birtanem / Ben senin derdindeyim” dediği saatte, zamanı yani saati değiştirmeye 22 dakika kala zaten oynak olan masam oynamaya başladı..

Dansın ritmi hızlandı, sanki elli deprem görmüşüm gibi fi tarihindeki uzman uyarılarının tesiri ile önce masanın altına girmeyi düşündüm.

Baktım masanın kendisine hayrı yok, vazgeçtim. Karşı koltuğa baktım, ters çevirerek altına girebilirdim ama apartmandakileri ters çevirme esnasında çıkacak gürültü sonucu depremden önce ayağa kaldırmam mümkündü.

Sokağa fırlamayı deneyebilirdim. Ancak, altıncı kattan aşağı ininceye kadar deprem çoktan bitmiş olurdu. Asansörü denesem (şayet katta ise ve kimse de çağırmamışsa) elektrik kesilirse, içeride kalma ihtimali depremden daha korkunç geldi.

Hiç bir şey yapmadan lök gibi oturdum.

Deprem kayıt cihazı gibi sarsıntıların tesirini ölçmeye çalıştım. 17 Ağustos 1999 depremininde sabah saat sekiz sıraları çalıştığım ve Ankara OSTİM’in tepelerinden birisinde olan STK kapısını açışım ve depremzedelere, su ekmek, yiyecek toplama faaliyetleri gözümün önüne geldi.

Yine böyle bir zelzeleden sonra çocukken köyde annemin yatakları dışarı çıkartışını ve bizi orda uyuttuğunu hatırladım.

Hamdullah Suphi’nin 1932 yılında satın aldığı binanın ne derece sağlam olup olmadığını düşündüm.

Ve bir de onu. Muhtemelen uykudaydı ve radarları kuvvetli olsa da muhtemelen deprem duygusu ona çok uzaktı.

Derken, ‘Sarı Öküz’ yorulmuş olmalı ki, başını sallayacak hali kalmadığından boynuzları sabitlendi, benim masanın depreşen dans iştahı sonlandı..

Kaç dakika sonra bilmem ama ilk haber bugetul.ro adlı haber portalından geldi. Depremin şiddeti 5,8 boyutundaydı ve yaz saati ile 3.38.11’de oldu. Deprem üssü Japonya’dan farkı olmayan Vrancea bölgesindeki Mercalli idi. Yerin 150 metre derinliğinde olmuştu.

Sonra Realitatea haber verdi.

Deprem muhabirleri var mıydı? Varsa uykuda mıydılar?

Çocukluğumda bir bayram sabahı çobanlık yaptığımız için kapımıza dayanan rahmetli Sait amcanın sözünü haırladım. Koyunların otlanmaya götürülmesi için geç kalındığından şikayet ediyordu.”Bugün Bayram Sait amca biraz geç gitse ne olur..” dediğimde, “Çobanın Bayramı mı olur?” diye gürlemişti..

Mantık ol mantık deyip, “Gazetecinin uykusu mu olur?” diyerek depremden sonraki ilk gülümsememi gerçekleştirdim..

Dost Romanya’ya, Bükreş’e geçmiş olsun..

 

Not: Yıllardır dost sohbetlerinde “Romanya’da gerekçesi ne olursa olsun, bir etkinlikte bin Türk’ün biraraya geldiğini görerek ölürsem gözüm açık gitmez” deyip dururum.

TİAD’ın Cuma günü akşam gerçekleştirdiği ‘Cumhuriyet Galası’nda bin kişi olmasa da, arada Romen dostlarımız bulunuyor olsa da, bu hedefe çok yaklaşıldığı, TİAD’ın kendi performansını bile ikiye katladığı görüldü.

Emeği geçen herkesi içtenlikle kutlamak boynumuzun borcu oldu.

3 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir