HAMDİ YILMAZ – Önce gazetecilik mi, diaspora mı?

Belki ayıptır ama bugün size kendimi anlatacağım.

Adını şu anda hatırlamadığım Fransız Komünist Partisi mensubu biri, “Ben önce Fransızım, sonra Komünistim” demişti.

Bu söze “Keşke bizimkiler de benzer cümleler söyleyebilseydi” diye hayıflanmışlığım çok oldu. Kim bilir söyleyeni olmuştur da ben duymamışımdır.

Teşbihte hata olmazmış; biz 27 yıldır Batı’da ikisini birarada götürmeye çalıştık. Bir Büyükelçimiz, “Hamdi Bey diaspora gazeteciliği yapıyor” diye ikisini birleştirmişti.

Fakat, bunun bedeli çok ağır oldu, hâlâ da oluyor.

Cendereye sıkışık yaşamak gibi birşey bu.

Yine adını hatırlamadığım Hintli bir feylesof nehrin kenarında oturuşunu anlatır. Bazen 27 yıllık Batı’daki geçmişimle kendimi nehrin kenarında oturan o adama benzetir ve “Bütün pislikler önümde akıp gitti” diye düşünürüm.

Eskilerin deyimi ile “Devlet-î Ebed Müddet” duygusu bizi hep bu pislikleri seyre, sineye çekmeye zorladı.

Nehirde hep pislikler akıp gitmedi. Nice cevherler, mücevherler de gördük de, yine sustuk. Onları okuyucularımıza örnek insanlar olarak gururla takdim edemedik. Kaş yaparken göz çıkartıp onları ecinnilere yem etmekten korktuk. Göz bebeğimiz gibi gizliden gizliye korumaya çalıştık, için için varlıkları ile “Devlet-î Ebed Müddet” adına gurur duyduk da öne çıkartamadık.

Doğru yada yanlış, bizim tavrımız böyle oldu. Bana göre böyle olması gerekiyordu.

27 yıl Batı’daki gazeteciliğimiz sırasında beş Cumhurbaşkanı, sekiz Başbakan ve yirmiye yakın Dışişleri Bakanı gördük. Siyasi partilerinden hiç bahsetmiyeyim.

Almanya, Hollanda veya Romanya; bulunduğumuz ülkeye ‘Devlet adamı’ sıfatı ile geldiklerinde onların temaslarını imkanlarımız doğrultusunda en iyi şekilde aktarmaya çalıştık. Diğer görevdeki politikacı ve bürokratların temaslarını da aynı anlayışla aktardık.

Niceleri geldi, niceleri geçti. Biz yine nehrin kenarındayız.

Bundan üç yıl evvel 11. Yıl kutlama gecemizin davetiyesini verirken bir işadamımız, “Hamdi Bey, sizi sevenin de sevmeyeninde takdir ettiği bir şey var. O da kendinize has çizginizi bozmayışınız” demişti.

Herhalde Mevlana’dan aldığımız ilhamla olmalı ki aşağıdaki dörtlüğü yazdım;

Olduğum gibi gözüktüm

Zayıf diye tutmadılar

Güçlü gözükmeyi denedim

Beceriksiz çıktım yutmadılar.

Her ne kadar maddeye atıfla bu dörtlüğü yazdıysak da, kendi gücümüzün ve bu gücümüzün kaynağının da hep farkında olduk.

Türkiye’nin birliğinden, dirliğinden yana olan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ayağına taş değdiyse bizim yüreğimiz yandı, yanında olmaya çalıştık. Devletimize atılan her taş veya kurşuna da sinemizi açarak öne geçmeye çalıştık.

Allah’ın verdiği akıl kadarı ile bunu kendi insanımızdan aldığımız güçle yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Daha ileri götürecek desteği bulamıyorsak, bu tamamen bizim kabahatimiz, kendimizi anlatamayışımız veya buna fırsat bulamayışımızdandır.

Sürçü lisan ettikse affola.

3 Mayıs Cuma günü akşamı varlığınızla, 1 ley de olsa maddi desteğinizle sizi aramızda ve yanımızda görmek istiyoruz.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir