HAMDİ YILMAZ – Ne olacak bu dünyanın hâli?

İsmet İnönü’nün sağlığında kendisine iman etmişler yılda bir defa toplanır, “Paşa’dan sonra bu memleketin hali ne olacak?” diye tartışırlarmış. Her toplantıda iman etmişlerin sayısı azalırmış. Birer ikişer öteki dünyaya giderlermiş. Galiba, İnönü kendisine iman edenlerin sayısı tükendikten sonra vefat etmiş..

Abdullah Gül ile ilgili söylentiler 2004 yılından beri bilinir. İnönü hikâyesi gibi birşey.

Hala Türkiye, kendisinin açtığı stratejik derinliğin dehlizlerinden kıvranıp dururken, şimdilerde cesaret bularak, ortaya kurtarıcı olarak çıkması Ahmet Davutoğlu adına yabana atılır şey değil.

Suriye’de, ABD önce Rusya ile aramızı açacak, sonra Türkiye S-400 almaktan vazgeçecekmiş, hatta Hatay’a ABD patroitleri yerleşekmiş, nitekim İdlib hareketliliği de buna işaretmiş..

Elbirliği edip İstanbul’u adalet aranılan körler çarşısı haline getirdikten sonra ört ki ölem.

Nitekim, adalet dağıtacak yeni Şeyhi’miz de uçurulmaya başlandı.

***

Adalet demişken, bu arada bizim Bükreş mahkemelerinde adalet arama serüvenimiz devam ediyor.

Toyluk yıllarımızda Kayseri’de kılı kırk yarark yayınladığımız haberin yanındaki köşede yorum yapan bir arkadaşımızın haberden etkilenip, “yetim hakkını birbirine peşkeş çekenler, kap kara yüzünüzü millete göstereceğiz” gibi kos koca yazı içindeki beş adet kelimesini cımbızla çekip önümüze süren hakime biz haberi gösterdikçe hakim haberdeki vehameti es geçiyor, köşe yazısındaki beş kelimeyi önümüze sürüyor ve “Geç o haberi geç” diyordu.

Çünkü, karşı taraf habere değil o beş adet kelime için dava açmıştı. Haberdeki gerçeklerin kıymeti yoktu.

Yetim hakkı, Kara vicdanlılar, peşkeş çekme ve şu an hatırlıyamadığım iki benzeri sözü kullanan yazarın adını vermediğimiz için yazı işleri müdürü olarak kabak başımıza patlayınca, hukukun ne olduğunu anlamıştık.

30 yıl sonra Bükreş’te bir avukat, “Mr Yılmaz sizi anlıyorum, ama bunları lütfen orada söyleme” deyince kendimi o eleştirdiğim “iki yüzlüler hatta iyiyüz yüzlüler” gibi hissettim.

Anayasa Mahkemesi Başkanı iken Bükreş’te konuştuğum Haşim Kılıç’ın “Anayasa’da yazılanlar değil, onları yorumlayanlar önemlidir” sözünü de bugünlerde sık hatırlar oldum.

Yorum ve algı.. Hukuk dedikleri şeyin özeti buymuş!

Bir terzi, “Usta en iyi terzi kimdir?” diye soran çırağına, “Düğme diktirmek için gelene elbise satabilen terzi en iyi terzidir” cevabını vermiş.

Hukukçuluk da böyle bir şeymiş gibi geliyor bana: yaptığı yorumla amacı doğrultusunda en iyi algıyı yaratan hukukçu en iyi hukukçu!

Gerçeğin canı cehenneme!

Ne diye sesleniyordu sevdiğine Faruk Nafiz Çamlıbel, “Ha Ankara ha Çemişkezek / Senden uzak olduktan gayri”.

Ha Ankara ha Bükreş!

Köksal Akçalı’yı da unutmamak lâzım, tee 1980’den önce söylemişti, “Hürriyeti gelin ettik dul çıktı / Adalet başlığa boynunu büktü” diye..

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir