Avrupalılar, AB yıkıcılarını mı seçecek?

*Ünlü Alman yorumcu Bernd Riegert, “Bugüne kadar yapılan seçimlerin hiçbirinde, AB üyesi ülkelerde bu kadar sağ popülist ve Avrupa karşıtı aday mevcut olmamıştı” diye yazdı

BÜKREŞ (Gazete Balkan)– Ülkelere göre 23-26 mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimleri Avrupa’daki sağduyu sahiplerini endişelendiriyor.

Alman kamu yayın portalı Deutsche Welle’nin ünlü yerumcusu ve Brüksel Muhabiri Bernd Riegert, “Bugüne kadar yapılan seçimlerin hiçbirinde, AB üyesi ülkelerde bu kadar sağ popülist ve Avrupa karşıtı aday mevcut olmamıştı. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinin siyaset sahnesinde sağ popülizmin müthiş bir yükseliş kaydettiği açıkça görülüyor. Kamuoyu yoklamaları, sağ popülistlerin AP’deki koltukların yüzde 20’ye yakınını elde edebileceğini gösteriyor.” diyor.

Riegert DW’de yapptığı yorumda AP ile ilgili şu bilgileri veriyor:

“Beş yılda bir yapılan AP seçimleri, eşzamanlı olarak tüm AB üyesi ülkelerde yapılıyor. Seçimlerde tüm reşit AB vatandaşları oy kullanabiliyor. AB’nin tek doğrudan seçilen organı olan AP, Avrupa çapında geçerli olan yasaları ve AB’nin bütçesi konusunda karar alıyor. AB Komisyonu Başkanı da AP tarafından seçiliyor. Parlamentoda, 751 koltuk ve 8 meclis grubu bulunuyor.”

***

Konu ile ilgili Riegert’in alıntıladığı bazı görüşler ise şöyle:

Avrupa Halk Partisi’nin liste başı adayı Manfred Weber, “26 Mayıs’ta bizi kıtamız için bir kader seçimi bekliyor.”

Weber, “İçinde yaşadığımız bugünkü Avrupa, iyi bir Avrupa. Bu Avrupa’yı milliyetçilerin bozmasına müsaade etmeyeceğiz”

***?

Macaristan’ın milliyetçi-muhafazakar Başbakanı Viktor Orban için bu seçim, kendisinin temsil ettiği otoriter demokrasi ile liberal demokrasi arasında bir tercih anlamını taşıyor. Alman, Fransız, Danimarkalı ve İtalyan sağcılarla ittifak kuran Macar Başbakan, liberal demokratların Avrupa’nın nüfusunu “değiştirme” ve göçmenler vasıtasıyla “İslamlaştırma” amacı güttüğünü savunuyor.

Orban, “melez ırklardan oluşan milletler yaratacağını” ve “bu tür ülkelerde tarihi geleneklerin sona erdiğini ve yeni bir dünya düzeni oluştuğunu” söylemişti.

İtalya İçişleri Bakanı Matteo Salvini ile Avusturya Başbakan Yardımcısı ve aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi’nin (FPÖ) lideri Hans-Christian Strache, Orban ile benzer görüşleri paylaşıyor. Bu kişilerin ortak bir düşmanı var: Fransa Cumhurbaşkanı  Emmanuel Macron. “Liberal olmayan demokrasiye” savaş ilan eden Macron, Avrupa’nın, dayanışmanın ve empatinin “yeniden doğuşunu” istiyor.

Büyük reform önerileri olan Macron için de önümüzdeki Avrupa seçimleri bir kader seçimi. Macron yaklaşık dört hafta önce, “Bu seçimler kapsamındaki en önemli mücadele, Avrupa’ya inananlarla inanmayanlar arasındaki mücadele” açıklamasında bulunmuştu.

***

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı ve sosyalistlerin liste başı adayı Timmermans, bu görüşte değil. Almanya’da katıldığı televizyon programında Timmermans, “Avrupa’da iktidarı aşırıcılara vermeyeceğiz. Bu bir kader seçimi. Bu sizin seçiminiz. Gelecek beş yılda nasıl bir Avrupamız olacağına siz karar vereceksiniz” demişti.

***

Avrupa uzmanı Janis Emmanouilidis’e göre, oluşacak yeni parlamentoda, Hristiyan demokratlar, sosyal demokratlar, liberaller ve yeşiller büyük bir koalisyon kurarak işbirliği yapmak durumunda. Brüksel merkezli Avrupa Siyaset Merkezi’nde (EPC) görev yapan Emmanouilidis, hemen seçimin ertesi günü AB’nin topyekün bir dönüşüm yaşamasının sözkonusu olmadığının altını çiziyor ve şunları söylüyor: “AB’nin düşmanlar tarafından ele geçirilmesine tanıklık etmeyeceğiz. Buna eleştirel bakılmalı, evet, ama olay abartılmamalı ve bu kadar negatif olunmamalı. AB geçtiğimiz yıllarda da büyük direnç gösterdi. Bu, gelecekte de böyle olacak.”

***

AB araştırmacısı Karel Lannoo ise, AB’nin, seçimlerden sonra öncelikli olarak ekonomik kalkınmaya ve zengin kuzey ile görece yoksul güney arasındaki denkliğe odaklanması gerektiği görüşünde. Brüksel merkezli Avrupa Siyaseti Çalışmaları Merkezi’nde görev yapan Lannoo, özellikle de yoksul ülkelerde gözlemlenen sağ popülizm probleminin yalnızca bu şekilde çözüleceğini vurguluyor. “Daha fazla entegrasyon” isteyen Lannoo, “En önemlisi, Avrupa iç pazarını daha da güçlendirmek ve Avrupa dışındaki pazarlık kabiliyetini yükseltmek. İçeride daha fazla enerji politikası, dijital ekonomi ve serbest dolaşım konuşmamız gerekiyor. Dışarıda ise, Trump ABD Başkanı olduğu sürece, serbest ticaret saldırılara maruz kalacak. Daha fazla gümrük vergisi gündeme gelmesi olası” diyor.

***

Kader anı, ölüm kalım meselesi, dönüm noktası, son şans… 23-26 Mayıs arasındaki seçimler için kullanılan betimlemeler, aslında biraz abartılı. Avrupa Komisyonu Sözcüsü Margaritis Schinas’a göre bu seçimlerin Avrupa için çok önemli olduğu açık olsa da, abartıdan kaçınılması gerekiyor. Schinas, “Ben uzun yıllardır Avrupa’da politika yapıyorum. Bugüne kadar Avrupa’nın yol ayrımında olduğunun söylenmediği herhangi bir seçim hatırlamıyorum. Biz aslında sürekli bu yol ayrımındayız ve bu iyi bir şey” diyor.

Schinas sözlerini şöyle sürdürüyor: “AP seçimlerine bu kadar dramatik bir biçimde girmemeliyiz. Avrupa demokrasisi çağında yaşıyoruz ve bunun bir şekilde tadını çıkarmamız gerekiyor.”

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir