HAMDİ YILMAZ – Yoksulluğun Kâbesi: Başpınar

Bugün “Yoksulluğun Kabesi” diyebileceğimiz bir köyden bahsedeceğim size. Romanya’nın en yoksul ve tamamı Türklerden oluşan bir köy. Daha da fazlası, bilindiği kadarı ile Türk Dünyası’nın en yoksul köyü. Avantajları dezavantajları olmuş. Türkçe’den başka bir dil konuşmuyorlar. Yarısı Bulgaristan sınırları içinde kalmış Dobruca Bölgesinin Romanya sınırları içindeki bölümünde bulunan 160 haneli bu köyün adı Başpınar.

Adını bile unuttuğum İrlandalı yazarı hatırladım ve ona imrendim. Yoksulluğu insanları sıkmadan nasıl da güzel anlatmıştı. Biz o kadar yetenekli değiliz ne yazık ki. Yoksulluk nasıl anlatılır, kim hoşlanır ondan..

Bükreş Büyükelçisi Ayşe Sinirlioğlu, Romanya Türk İşadamları Derneği (TİAD) Başkanı Ömer Süsli ve Genel Sekreteri Güven Güngör ile birlikte gittik. Köstence Başkonsolosu Halük Ağca, Romanya Müftüsü Yusuf Murat, Dobruca TİAD 2’inci Başkanı Zeki Uysal ve diğer ilgililer de Köstence’den Başpınar Köyü’ne geldiler. Büyükelçilik ve TİAD işbirliği ile hazırlanan yardım paketleri Kurban Bayramı öncesi yoksul Başpınarlılara dağıtıldı. Bayram günü Büyükelçi aynı köyde 5 tane de kurban kestirecek. Başpınar kadar olmasa da yoksul Bayram Dede Köylüleri de yardımdan paylarına düşeni aldılar.

Köy meydanında yardım paketlerini almak için gelmiş kadınların, çocukların yüz ifadeleri okunabiliyor ama anlatılamıyordu. Bir ara bu ikilemden oluşan kendi ruh dünyamı gizlemek için kalabalıktan uzaklaştığımı hatırlıyorum.

Anaokulu ve birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar aynı odada okuyan ilk okul ziyaret edildi. Anaokulu öğretmeni çocuklar adına cevapladı Büyükelçi’nin sorusunu ve oyuncak istedi. Sınıfı taradı gözlerim, onca çocuk hiç bir eğitim araç – gerecinin olmadığı bu odada nasıl oyalanır? (Bırakın eğitimi).

İlkokul çocukları Nasrettin Hoca hikâyeleri istediler. Yoksulluğun kararttığı umudu gördüm gözlerinde, Nasrettin Hoca onları bile gülümsetebilmişti.

Büyükelçi Sinirlioğlu, Başkonsoloslukta kendisine eşlik edenlere teşekkür ederken, Başpınarlıları kastederek, “Buralarda bırakıp gitmişiz, onlara borçluyuz” dedi.

Hayvancılıktan ve çiftçilikten başka uğraşı olmayan Başpınar Köyü erkeklerinden bir kaçı ile ayak üstü görüştüğümüzde, 60 civarında işsiz gençleri olduğundan, Bulgaristan’dan gelenlerin ucuzluğu yüzünden tarımsal ve hayvansal ürünlerini satamadıklarından yakındılar.

Bayramınız kutlu olsun!

(Bu yazı 27 Kasım 2009 tarihinde yayımlanmıştır)

***

Dönemin Köstence Başkonsolosu, şimdiki Bükreş Büyükelçi Füsun Aramaz, Başpınar’da yardım malzemesi dağıtırken görülüyor. Tarih 8 Eylül 2010
 
 
 

İKİNCİ YAZI

‘Su ve internet istiyoruz’

Romanya’nın Köstence Vilayeti’ne bağlı Başpınar ile ilgili olarak daha önce “Yoksulluğun Kâbesi” başlıklı bir yazı yazmıştım. Cuma günü üçüncü defa bu köye gittik. Yeni Bükreş Büyükelçisi Ömür Şölendil’in Türklerin yoğun olarak yaşadığı Dobruca Bölgesi ziyareti çerçevesinde yeniden uğrama fırsatı bulduğumuz Başpınar’da çeşme açılışı yaptık iyi mi?

Bu Çeşme’yi de bir tesadüf sonucu ihtiyacı öğrenen İşadamı Mehmet Safi annesinin hatıratı olarak yaptırmış, Çeşme’nin hemen yanıbaşındaki Cami’ye de bir gasilhane.

Daha önce bahsettiğim gibi, Başpınar, Romanya’nın en yoksul ve tamamı Türklerden oluşan bir köy. Daha da fazlası, bilindiği kadarı ile Türk Dünyası’nın en yoksul köyü. Avantajları dezavantajları olmuş. Türkçe’den başka bir dil konuşmuyorlar.

Geçen yıllarda dönemin Bükreş Büyükelçisi Ayşe Sinirlioğlu ile gitmiştik Başpınar’a. Belediye Başkanı evlere su ve kanalizasyon için Türk Büyükelçisi’nden yardım istemişti. Türk Büyükelçisi’nin Romen makamları nezdindeki şahsi girişimleri ile bahsi geçen işler projelendirilmiş ve ihale aşamasına gelinmiş. Bundan habersiz köy kadınları “Evlerimize su istiyoruz” dedi. Kadınlardan biri suyun yanı sıra internet istediklerini de söyledi. Aynı talep Romen belediye başkanınca da tekrarlandı. Adamcağız “kablo kanallarını ben açarım” diye de ilave etti.

Türk Büyükelçiliği ve Köstence Başkonsolosluğunun çabaları ile geçen yıl Başpınar Köyü İlk Öğretim Okulu’na bilgisayarlar alınmıştı.

Cuma günkü ziyaret sırasında tatil olmasına rağmen okul açıldı ve sınıflar Büyükelçi Şölendil’e gösterildi. Girdiğimiz ilk sınıfta bilgisayarları göremeyince hemen sınıf içinden geçilen diğer sınıfa girerek bilgisayarları aradım. Sekiz bilgisayar duruyordu. Demek ki, internetsiz bilgisayarın bir işe yaramadığını görmüşlerdi. Ki, Büyükelçi’den internet desteği istediler. Başpınar Köyü Anaokulu sınıfında geçen yıl Başkonsoloslukça çocuklara armağan edilen oyuncakları da yerli yerinde görünce de sevindim.

Bu mesleki kaygımın nedenini ise şöyle özetliyeyim: 2005 yılında Romanya’ya yeni geldiğim sıralar bir sel felaketi olmuş ve Vrancea Bölgesinde halk bayağı mağdur olmuştu. O zamanlar kriz filanda olmadığından Türk işadamlarından toplanan iki TIR dolusu yardım malzemelerini dönemin Büyükelçisi ve Türk İşadamları Derneği yetkilileri tarafından bölgeye götürülmüştü. Aralarında çamaşır makinesi, buzdolabı gibi beyaz eşya malzemeleri de vardı. Yardım malzemeleri ihtiyaç sahiplerine doğrudan dağıtılmayıp, dönemin valisine teslim edilmiş ve Bükreş’e dönülmüştü.

Aradan bir küsür yıl geçtikten sonra bu malzemelerin yerlerine ulaştırılmadığını, valilik sekreterine depolardaki yardım malzemelerini “Aşırmak” suçlaması ile açılan davaların ajanslara haber konusu olduğunu görünce anlamıştık.

Neyse, Başpınar Köyü Türk kadınlarının suyun yanı sıra internet isteyişlerine doğrusu sevindim.

(Bu yazı 27 Haziran 2011 tarihinde yayımlanmıştır)

***

ÜÇÜNCÜ YAZI

Bayram ve soydaşlar

Yedi yıl dört aydır Romanya’da yaşıyorum. Bu süre içinde acıları bir kenara bırakırsak, ben en çok mutlu eden şeylerin başında Türkiye’yi temsilen buraya kim gelirse gelsin; gelen hangi siyasal görüşte olursa olsun, hangi fikri ve zikri yapıda olursa olsun soydaşlarımıza bu ülkede yaşayan 80 bin civarındaki ulusal azınlığımıza büyük bir samimiyetle yaklaşmıştır. Türkiye’nin veya başında bulunan kurumun imkanları ne ise o doğrultuda onlara katkıda bulunmaya çalışmışlardır. Bükreş Büyükelçiliğimiz, Köstence Başkonsolosluğumuz ellerinden geldiğince onların yanlarında olmuşlardır. İşadamları derneklerimizin gayretleri her türlü çabanın üstündedir.

Yedi yıldır bunların canlı tanığı olmak beni gerçekten mutlu etmektedir. TİAD Başkanı Ömer Süsli ile dördüncü defa Dobruca Bölgesindeydik. Dobruca TİAD başkanımız Zeki Uysal ile başkan sıfatıyla ilk defa olsa da başkan yardımcısı sıfatı ile daha önce de oralarda görüştük. Zeki beyden önceki Başkanımız Hacı Vural’ın emeklerini, çabalarını da yabana atmamalı, bu bayram da onun firma kamyonları ile yardım malzemelerinin dağıtıldığını gördük. Önceki TİAD ve dobruca TİAD başkanlarını da şükranla hatırlamalıyız.

Bu Bayram öncesi de Bükreş’ten yola çıkıldı. TİAD ve Dobruca TİAD’ın çam sakızı çoban armağanı toplam 2 bin civarındaki gıda paketi Romanya Müftülüğü tarafından tesbit edilen yoksul soydaşlara tek dağıtıldı.

Romanya’nın en sıcak olduğu günlerin birinde Büyükelçimiz Ömür Şölendil ile Köstence Başkonsolosumuz Füsun Aramaz ve değerli diplomatlarımızın bin kilometre yol yapmaları, Maçin’de, İsakça’da Babadağ’da, Tulça’da soydaşlarla buluşmaları, onların uzun vadeli işlerinin halli için son bir yılda yapılan çabaları, alınan mesafeleri anlatmaları bizleri devletimiz, milletimiz ve geleceğimiz adına ümitlendirmiştir.

Bu hizmetleri milli hafızamızda, yakın tarihimizde gereken yeri almıştır.

Kişileri yazılarımda övme gibi bir alışkanlığım olmasa da gelenekselleştirilen bu hizmetlerin son halkasındaki isimleri kaydetmenin bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Bu gerekçe ile kendilerinden tek tek övgü ile bahsediyorum.

Tarihi sorumluluk kollektiftir. Ulusal geleceği şekillendiren bu ortak sorumlulukların gereğini yerine getirmektir.

Bir adım daha ileri giderek, yapılanların aynası olma gayreti içindeki bir basın mensubu olarak, yukarıda isminini andığım devlet ve sivil toplum kuruluşları yöneticileri ile onların değerli mesai arkadaşları ve diğer emeği geçenlere en azından kendi adıma teşekkürü bir borç biliyorum.

Bu yazıyı da gündelik telaşeden dolayı geç kalmış olsam da kendi toplumsal sorumluluğumun bir gereği olarak yazıyorum. Kalp rahatsızlığı yaşayan biri olarak kendilerini hiç yorgunluk hissetmeden iç huzuru ile izledim.

(Bu yazı 22 Ağustos 2012 tarihinde yayımlanmıştır)

2 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir