HAMDİ YILMAZ – BİZANS PAPAZLARINI GEÇTİK

Malum, Fatih İstanbul’u kuşatıp, surları çağının eşşiz teknoloji ürünü toplarla dövmeye başladığında, sur arkasındaki Bizanslı papazların meleklerin cinsiyetini tartıştıkları söylenir..

Türkiye, onlarca yıldır ipi küresel çetecilerin elindeki medya kuruluşları vasıtası ile Bizans Papazları gibi lüzumsuz dini tartışmalarla oyalanıyor.

Bir zamanlar nacarı acarı, beyazı karası, matemisi hatemisi vs. ekran ulemalarınca Bizans papazlarının yaptığını andırır tartışmalar şimdilerde başka bir takım medyatik tiplerle zirveye çıkartılmış durumda.

Bu lüzumsuzluk körüklendikçe körükleniyor. Lüzumsuzluğun ötesinde güya din adına toplumdaki farklılıklar da derinleştiriliyor.

“Tuvalette sakız çiğnemek günah mı sevap mı? Babam öldü, üvey annem bana düşer mi?” gibi temel ilmihal bilgilerinden yoksunlarca ve özellikle özel hayatlarında hiç bir dini kaygısı ve hassasiyeti olmayanlarca üretilen saçmalıkları tartışmak için toplanan, ekrana koşan ulema tayfası millete en büyük kötülüğü yapmaktadır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar herkesin malümudur. Dinin temel emri müslümanların hür olmasını gerektirir. Müslümanların içinde bulunulan zamanda asıl yapmaları gereken ibadet budur.

Esaretin de binbir türlü şekli ve yolu vardır. Esaret altında olduğunu fark etmeyenlerin ibadetlerinin de bir kıymeti olmadığı gibi, Allah’ın da o ibadete ihtiyacı yoktur.

Beyaz çarşafın üzerine kıravat takmış bir kadın ekranda yırtınıyor, “kadından imam olmaz!” diye haykırıyor..

Ülke bölünmenin eşiğine getirilmiş, Türk milletinin hükümranlık hakkı artık tartışma konusu olmaktan dahi çıkartılma noktasında. Türkiye Cumhuriyetinin yetkilileri müebbete mahkum bir teröristin ağzının içine bakar hale gelmiş, ülkenin kamusal huzuru bu terörist başının ve dağdakilerin insafına kalmış, biz de ekran başında mayışmış çarşaf üzerine kravat takmış bir hanımın “kadından imam olmaz!” diye haykırışına öfkeleniyor yada alkış tutuyoruz.

Kadından imam olsa ne olur, olmasa ne olur!

Hükümranlık hakkı çaktırmadan elinden alınmaya çalışan bir milletin içine düşürüldüğü çukara bakar mısınız?

Yine de dinî kaygı taşıyanlara, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hükümetleri rahatlatma fetvası yayınlamakla bu kadar mükellef olmadığı günlerden kalma bir bildirisinden aşağıdaki kısmı sunmak isterim.

“On dört asırlık uygulamada kadınların başını örtmeleri dinî bir gereklilik olarak kabul edilmiş, Müslüman kadınlar da dinlerinin gereği olduğuna inandıkları için başlarını örtegelmişlerdir. İslam’ın tarihsel tecrübesinin ana çizgisi böyledir ve bu konuda münferit farklı görüşlerin bulunması bu ana görüntüyü farklı göstermeyi haklı kılacak bir güç ve yoğunlukta değildir. Bir insanın dininin gereklerini yerine getirip getirmemesi ise kendi özgür iradesi ile ilgilidir.

Bir kimsenin Müslüman olması için İslam’ı din olarak kabullenmesi, dinin temel inanç esaslarını benimsemesi yeterli olup namaz kılıp kılmaması, şu veya bu dini vecibeyi yerine getirip getirmemesi, başını örtüp örtmemesi onun Müslüman olmasının ön şartı değil, dinin içinde kalan dindarlık tarzı, tercihi ve sorumluluğudur. Toplumumuz asırlardır böyle bir anlayış, hoşgörü ve barış içinde yaşamış, bütün Müslümanlar dini pratikleri ne olursa olsun birbirini kardeş bilmiş, birbirlerine hep saygılı olmuşlardır. Bu güzel ortamın korunmasına ve geliştirilmesine bugünlerde daha fazla ihtiyaç bulunduğundan bu konudaki tartışmaların derinleşmesinde bir yarar görmemekteyiz.”

(Bu yazı 30 Aralık 2014 tarihinde yayımlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir