Hamdi YILMAZ – Bu meclis neler gördü neler!

Celâlettin Arif Bey, 12 Ocak 1920’de ilk toplantısını yapan son Osmanlı Meclisi’ne İstanbul milletvekili olarak girmişti. 4 Mart 1920’de de Meclis-i Meb’usan Başkanı oldu. Ne varki, bundan 12 gün sonra İstanbul işgal edildi. İşgal kuvvetleri Meclisi bastı. Bu yetmiyormuş gibi İşgal Kuvvetleri Padişah’a baskı yaparak 11 Nisan 1920’de Meclis-i Meb’usanı kapattırdı. Toru topu 38 gün Meclis Başkanlığı yapan Celalettin Arif Bey de el mahkumiyeti ile kendisini Ankara’ya attı.

Erzurum milletvekili sıfatı ile 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ne girerek Meclis 2’inci Başkanı oldu. Meclis Başkanı bilindiği üzere Mustafa Kemal idi.

Millet can derdine düşmüş, ülke iç isyanlar ve dış düşmanların saldırıları ile cayır cayır yanıyordu. TBMM 2’inci Başkanı Celalettin Arif Bey ise TBMM ile Meclis-i Meb’usanı karıştırarak ödenek derdine düşmüştü.

Gelin bu durumu Mustafa Kemal’den dinleyelim:

“Aldanmıyorsam, Celâlettin Arif Bey, hiçbir vakit benim Büyük Millet Meclisi’nin nitelik ve yetkisi hakkındaki görüşüme katılmamıştır. O, daima toplanmış olan hey’etin esas görevini, İstanbul Meclis-i Meb’usan’ının toplanmasını sağlamaktan ibaret olarak görmüş ve kendisini de daima İstanbul’daki Meclis-i Meb’usan’ın Başkanı saymıştır. Bu kanaatta yanılmadığımı gösteren ufak bir hâtıramı müsaade ederseniz bilginize sunayım.

Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve kendisi İkinci Başkan bulunduğu sırada, bir gün, Başkanlık Divanı toplantısında, Celâlettin Arif Bey’in, ödenek meselesini açtığını ve kendisinin Meclis-i Meb’usan Başkanı olması dolayısıyla o makama ait ödenek isteğinde bulunduğunu, o tarihte Meclis Genel Sekreteri olarak bulunan Recep Bey anlattı. Yüksek malûmlarınızdır ki, o devirde Meclis Başkanı ve İkinci Başkanı ile diğer başkanlar ve Meclis üyelerinin ödenekleri arasında fark yoktu. Celâlettin Arif Bey, Meclis-i Meb’usan Başkanı sıfatıyla yalnız kendisini ayrı tutarak, fazla ödenek almanın kanunî hakkı olduğundan bahsediyordu. Ben Başkanlık Divanı’nın bu meselenin çözümünde yetkili olmadığını, kendisi bu istek ve iddiada ısrar ederse, konuyu Meclis Genel Kurulu’na sunarak, alınacak karara göre hareket edilebileceğini ileri sürdüm. Celâlettin Arif Bey Meclis önüne çıkmayı uygun bulmayarak isteğinden vazgeçti.”

Nereden nereye geldiğimizin anlaşılması açısından Celalettin Arif Bey’i hatırlamakta fayda var.

(Bu yazı 30 Haziran 2011 tarihinde yayımlandı)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir