HAMDİ YILMAZ – Türkiye’deki darbe girişiminin AB göçmen politikasına etkileri

Romanya’da Göçmen konularıyla ilgilenen bir internet sitesi bizden “Türkiye’deki darbe girişiminin AB göçmen politikasına etkilerini” değerlendiren uzunca bir yazı istedi.  Bildiğiniz konular olmasına rağmen, o yazının giriş bölümünü sizlerinde dikkatine sunuyorum:

Türkiye’de 15 Temmuz’da başarısız ve kanlı bir darbe girişimi oldu. 246 masum insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.

Bu olayın AB ve Göçmen politikasına etkileri konusuna geçmeden önce olayın ne olduğuna bakmak lazım.

Beş yıllık ilk okul mezunu Fetullah Gülen dünyaya saygın bir din ve fikir adamı olarak pazarlanıyor. Pazarlamacıların başarılı da olduğunu kabul etmek lâzım. Gülen, yaklaşık 40 yıldır, halkın dini inançlarını kullanarak geniş kesimlereden destek aldı. İlk olarak oluşturduğu ‘Işık Evleri’ ile işe başladı.

Liselerde en zeki, en çalışkan ama fakir öğrencileri buldurdu. Üçer- beşer kişilik gruplar halinde bu örencileri ücretsiz olarak ‘Işık Evleri’ne yerleştirdi. Tüm ihtiyaçlarını karşıladı ve onların önüne ‘Abi’leri aracılığı ile bir hedef koydu. Kimisine ‘Sen polis olacaksın’, kimisine sen ‘Subay olacaksın’, kimisine ‘Sen öğretmen olacaksın’ dendi. Gülen’ın Işık Evleri ikametgahlı öğrencileri en çok yönlendirdiği mesleklerin başında ise subaylık, polislik, hakimlik, savcılık, öğretmenlik geldi.

Normal okullardaki eğitimin yanı sıra, Işık Evleri’nde akşamları temel dini bilgilere ilaveten Fetullah Gülen’in kitapları ezberletlircesine okutuldu, kasetleri seyrettirildi, dinlettirildi.

Çekirdek ve hedef kadronun deşifre olmaması için en yüksek seviyede şartlandırlmasına dikkat edildi. Bu çocuklar subay oldular, genelkurmay başkanlarına yaver oldular, hatta darbe gecesi Genelkurmay Başkanını boynuna kemer takarak derdest ettiler. Ama ‘Abileri’ dışında en fazla üç kişinin ismini itiraf edebildiler. Çünkü, kendileri de bilmiyorlardı.

Türk Ordusu zaten Gülen ekibinin hamleleri ile oldukça zedelenmişti.

15 Temmuz’daki olay bu Gülenci askerlerin harekete geçmesinden, halkın vergileri ile alınan silahların halka yöneltilmesinden başka bir şey değildi.

TÜRK HALKI DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKTI

Emir- Komuta zinciri içinde olmayan, Gülenci ekibin sağladığı iç ve dış desteklerle kalkışılan askeri darbe girişimine halk sessiz kalmadı. Tüm dünyanın gördüğü gibi halk canı pahasına demokrasiye sahip, askeri darbeye karşı çıktı. Batılı basın yayın organı işin bu kısmını asla görmek istemedi. Hatta, bu başarısız darbe girişimi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a asılsız suçlamalar yöneltildi.

Oysa darbe karşıtları salt Erdoğan taraftarlarından ibaret değildi. İstanbul’da düzenlenen mitinge katılan 5 milyon protestocu arasında her partiden insan vardı. Parlamento’da temsil edilen her partinin liderleri de Erdoğan ile birlikteydi.

TÜRK HALKI KENDİSİNE HAKSIZLIK EDİLDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORzı

Her devlet gibi Türkiye’nin ve Türk halkının da kendisini koruma hakkı olduğu Batılı medya unsurlarınca dikkate alınmadı. Bombalanan meclis ve diğer kamu kurumları görülmüyor, darbecilerin  insan hakları öne sürülüyordu. İnsan hakları elbette önemliydi ama bir milletin ve ve devletin yaşama hakkı da bir o kadar önemli görülebilmeliydi. Kaldı ki, Türkiye bu darbecileri adaletin huzuruna çıkartmanın ötesinde de birşey yapmadı.

(Bu yazı 12 Ağustosa 2016 tarihinde yayımlanmıştır)

***

İKİNCİ YAZI

Modern hırsızlar çetesi hukuk arıyor

Küresel Çetelere Hizmet Hareketi, yılda 25 milyar dolar para harcayan bir örgüt. Fetullah Gülen, avukatına 2,5 milyon dolar ödüyor. ABD Senatörü’nün kampanyasına 2 milyar dolar bağışta bulunuyor.

Sevgili kardeşim, eğer İslam akıl diniyse bunu sorgulamalısın.

John Perkins, “Ben de bir ekonomik tetikçiydim” isimli kitap yazmış, dünya genelinde çevirdikleri fırıldakları anlatmıştı. Bunlar her alanda tetikçilik yaptı, onların anılarını okuyacağımız günler de gelecek. Şimdilik televizyonlarda günah çıkartanları görüyoruz.

Romanya’da da yatırımları bulunan Ö.H.’yü ayağına getirtip röportaj yapan Ekrem Dumanlı şimdi hangi delikte saklanıyor bilen var mı?

Kendi polislerine toprağa boru gömdürmüşler, sonra vicdanını esir aldıkları savcıları toprağı kazdırmış, boruyu çıkartmış, canlı yayındaki satılmışları da İlker Başbuğ’a soruyor: Bu ney?

İlker Paşa  hayretler içerisinde toprak altından çıkana bakıyor ve şaşkın ifadelerle “Boru” diyordu.

Paşa, içeri atıldığında Hayri Gül, benim yanımda .S’a, anlatıyordu, “Boruuuu!” dedikçe kulakları ağzına varıyordu.

Şimdi İlker Paşa nerde, Hayri Efendi nerde?

Eğer İslam akıl dini ise  Küresel çetelere Hizmet Hareketi’nin iblisliklerini görmelisiniz.

Anladık, bir avuç Türk aydını hariç, bunlar herkesi uyuttu. Uyanık olanlara da kulak veren olmadı. Tamam, yapılacak birşey yok aldandınız, saflığınızın, dininize bağlılığınızın kurbanı oldunuz.

Olabilir, hepimiz aldanabiliyoruz.

Bari bundan sonra bunları semtinizden geçirmeyin, selam verseniz borçlu çıkacağınızı en iyi siz biliyorsunuz. Eksik olsun onların dini bilgisi, vaazı. İhtiyacınız varsa ortalama Müslüman bir Türk insanından öğrenin daha iyi. Hiç değilse, içinde yalan, riya olmaz.

Şimdi canına okudukları hukuku, köküne ayran suyu döktükleri vicdanı arıyorlar.

Siz hukuku bilir miydiniz, siz vicdanı tanır mıydınız diye sormuyoruz. Umarız bulurlar.

Ama önce hukuk ve vicdan eşliğinde çaldıkları soru cevaplarının, milletin üzerine doğrultukları silahların, gasp ederek kötüye kullandıkları makamların, ünvanların hesabını versinler.

Modern bir hırsızlık çetesi olarak, hak etmedikleri ünvanları, çocuklarımızın istikballerini, gençlerimizin fikirlerini ve vicdanlarını çaldılar. Masum insanların cüzdanlarını boşalttıkları da cabası.

Tıpkı Çanakkale Savaşında olduğu gibi yedi düvel onların yanında Türkiye’ye karşı.

Olsa da ne yazar?

(Bu yazı 17 Ağustos 2016 tarihinde yayımlanmıştır)

***

ÜÇÜNCÜ YAZI

Bu milleti tanımıyorlar!

Ekonomik buhranın Türkiye’nin üzerine kabus gibi çöktüğü 2001 yılının herhangi bir günü olmalıydı.

Bir Pazar günü Ankara’nın Maltepe semtinde grafikçi ile birlikte çalışıyorduk. Grafikçinin eli iş, ağzı da laf yapıyordu. Gece Amsterdam’dan gelmiş, yarın sabah da geri dönecektim.

Söz döndü dolaştı, Türkiye’nin dış borcuna geldi. Grafikçi sordu, “Ağbi ne kadar borcumuz var?”

O yıllar herkes gibi bizm de dış borca kafayı takdığımız yıllardı..

Dedim, “98 milyar dolar!”

Dedi, “adam başı ne düşer?”

Dedim, “1000 dolar”.

“Ağbi verelim kurtulalım!”

Anladım ki, o zaman samimi bir devlet adamı çıksa, yarım saatlik televizyon konuşması ile Türk milleti devletinin borcunu anında sıfırlar.

Geçenlerde bir işadamımızla konuşurken, Romen televizyonlarında başta FETÖ elemanları olmak üzere belli merkezlerin yönlendirmesi ile Türkiye’ye karşı yapılan akla ve gerçeğe aykırı yayınlara çok üzüldüğünü gördüm.

Televizyonların halkı şartlandırması sonucu bazı Romen dostlarının aşırı bir hassasiyetle, durumunu, Türkiye’deki yakınlarının halini hatırını sorduğunu aktardı.

Sonra da neden sessiz kalıyoruz, bir ekip oluşturulup karşı atağa geçilemiz miydi? Türkiye dostu bir programcı, aynı proğramda Türkiye’deki bir gazeteciye, Romanya’daki bir işadamına, hatta Antalya’da veya Türkiye’nin bir başka bölgesinde tatil yapan Romen vatandaşına bağlanıp gerçekleri aktaramaz mıydı?

“Tek başına Büyükelçimiz her yere yetişmeye çalışıyor” dedi.

Haklı söze ne denir..

Yerden göğe kadar haklıydı.

Doğrusu, Büyükelçimiz ve Tamer Atalay’ın dışında bu konuda adım atabilenimiz olmadı.

Aynı işadamımız, üzerine düşeni, kendisi gibi en az 40-50 işadamının üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu bilerek kapısının çalınmasını beklemiş. Kendisi ferdi girişimde bulunduysa da başarılı olamamış.

İçini boşaltan işadamı “Devletim bana ‘kapat fabrikanı gel’ dese kapatırım” dedi.

İşadamımızın samiyeti bana yukarıda aktardığım Ankaralı grafikçiyi hatırlattı.

FETÖ maşalarının düşünme yetenekleri zaten ellerinden alınmış ama o maşayı tutanların bilmedikleri bir şey var; Türkiye, artık 1920’lerin Türkiye’si değil.

Türkiye, maddi ve insan kaynakları açısından 100 yıl öncesinin Türkiye’si değil. Bu millet bir işaretle canını verecek milyonlarca insana, bir işaretle bütün varlığını devletinin bekası için seferber edecek yüzbinlerce işadımına sahip.

Bizim ve kurumlarımızın aksaklıkları şöyle veya böyle giderilir. Bunlara takılıp kalmamalıyız..

Milletimizin ve devletimizin geleceğine olan güven ve inancım tazelendi. Eve dönerken içimden defalarca o işadamımız, Ankara’daki grafikçi gibi insanlarımızı hatırlayarak “varlıklarını daim et Allah’ım” diye dua ettim.

(Bu yazı 18 Ağustos 2016 tarihinde yayımlanmıştır)

2 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir