HAMDİ YILMAZ – Yaşasın Japon modeli!

Yetmişli yılların ikinci yarısı, bugünkü adıyla Teknik Eğitim Fakültesi’nde öğrenciydik.

Şimdi ne oldu bilmem ama o yıllarda okulumuzun 50 fabrikaya bedel atelyeleri vardı. Çok değerli de öğretim üyelerimiz. Ama hiç birinin profesör veya Doçent titri yoktu. Çünkü oldum olası devletin üvey evladı konumundaydı okulumuz.

Bizim hocamız, ODTÜ’de teknik resim dersi veriyor ama bırakın Prof, Doç. olmayı, Dr. titri bile yok.

O yıllarda Türkiye’deki bütün mühendislik fakültelerinin teknik resim hocaları teknik öğretmendi. Ben de Erciyes Üniversitesi’ne teknik resim hocası oldum ama başlıyamadım.

Mezunlarımızın iş bulma derdi diye bir sıkıntısı olmazdı. Meslek liselerinde öğretmenlik yapmasalar bile (ki, çoğu zaten yapmazdı) özel sektörde her zaman iş vardı.

Askerlik dönüşü gönülsüz gönülsüz İskenderun Demir Çelik’e sınava gittim. Onlarca mühendisin arasından beni seçtiler. Gitmedim. İşe başlamam için gönderdikleri 3 telgrafı da uzun yıllar muhafaza ettim.

18 yıl makine kelimesini ağzına bile almamış biri olarak çaresiz kaldığım bir dönemde gazeteciliği bırakıp, gazeteden gördüğüm ilan üzerine bir döküm fabrikasına gittim. Koridorda 20’den fazla mühendis görmüştüm. Beni aldılar işe.

O günkü patronuma ASO seçimlerinde gazeteci sıfatı ile rastladım. Hayatımda çok az şey beni o an eski patronumun ilgisi kadar mutlu etti.

Buraya kadar anlattıklarım yazının başlığı ile kel alaka görülüyor, biliyorum..

***

O yıllar, herkes ABD’ye, İngiltere’ye giderken, Paris Türk aydınının kabesi iken bizim hocalar Japonya anılarını anlatırdı.

“Kahrolsun Amerika”, “Ne Amerika ne Rusya” hatta “Ne Amerika ne Rusya ne Çin” slogonları ile çınlayan Türkiye’de Japonya hayranı çok azdı, ama gideni etkiliyordu.

Biz gitmediğimiz halde o yıllarda, “Japonya’nın toprağı bizim toprağımızın üçte biri kadar ama bizim nüfusun üç katı kadar nüfusu besliyor” diye nutk atmışlığımız vardır. Arabistan’a petrol almak için giden tankerin tepesine yol üstündeki ülkelerde aldıkları domates ile salça yapan düzenek kurup, onu da Araplara sattıklarını örnek göstermişliğimiz vardır.

Frankfurt’a inen Tokyo uçağındaki yolcuların uyumak için 250 kilometre ötedeki Düssoldorf’taki Japon oteline gidişlerini de çok anlattık.

Aradan 40 yıl geçti, Cumhurbaşkanımız gitti, o bile üç günlük ziyareti sırasında “Kadın Üniversitesi” modeli alarak döndü.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Raylı Sistemler Daire Başkanlığı’na atanan Doç. Dr. Pelin Alpkökin’in basına dağıtılan özgeçmişinde Japonya’da doktora yapığı ön plana çıkartılmış.

Son iki örneği görünce bunlar aklıma geldi.

Bütün bunları Japonya’yı övmek için de yazmadım. Ama yerimiz bitti.

0 Paylaşımlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir