HAMDİ YILMAZ -Türkiye’dekilerin mantığı

Son 14 küsür yılı Romanya’da olmak üzere 27 yıldır Almanya, Hollanda ve Romanya’da gazetecilik yapıyorum.

İşim gereği günde ortalama irili ufaklı 4-5 işyeri sahibi ile görüşüyorum. Onların sevincini kendi sevinci, onların sıkıntılarını kendi sıkıntısı olarak gören bir gazetecilik anlayışım oldu.

Kapısında Türk Bayrağı dalgalanan işyerlerine ve sahiplerine karşı sempatim ve saygım daha da fazla arttı.

Gezdiğim, gezdirildiğim her üretim tesisinde gözüm önce kullanılan makinelerin üzerindeki firma etiketine takılır, sözü mutlak Türk makinelerine getiririm.

Geçenlerde gezdiğim bir tesiste Türk makinelerinin yokluğunu yada yok denecek kadar azlığını görünce her zaman olduğu gibi, “Abi bu makine Türkiye’de üretilemiyor mu?” diye sordum.

Bir dokundum bin ah işittim.

İşadamımız ilk makinesini Türkiye’de almış. 20 bin doları da peşin ödemiş. Makine Romanya’ya gelmiş, ne varki çalıştıramamışlar. Ambalaj makinesi pancar gibi ürünleri doğruyormuş. Bir türlü düzeltememişler.

Türkiye’deki makineyi satan firma oralı bile olmamış. Bir ara, beş ara vs.

En sonunda bizimki usanmış ve 20 bin doları çöpe atmış.

“Bir daha Türkiye’de makine almaya korktum” diyor.

Ve milyonlarca euroluk yatırımın içerisinde hiç Türk makinesi yoktu.

***

Yıllar önce Hollanda’dayken benzeri bir şek kendi başıma da geldi. Bizimki makine değildi, üründü. Taş gibi olması gereken karton sıvama, kullanılan tutkaldan dolayı hamur gibiydi.

Ankara’da havaalanında iner inmez akşamın saat 7’sinde o işi yapan firmaya gittim. Firma sahibinin canına okudum, işi de yeniden yaptırdım.

Demem o ki, omuzunuza küsmeyin, paranıza kıymakla kalmayın. “parasını versin, alsın gitsin de avrupa ülkelerinde ne halt ederse etsin” anlayışındaki firma ve sahiplerini bunaltın, hukuk ve ahlak çerçevesinde canlarına okuyun ki, bir daha aynı işi yapamasınlar.

O ülke bizim.

Ekonomik olarak güçlü olmaktan başka şansımız ve çaremiz yok. Yurt dışındaki iş adamlarımızın politikaclardan, bürokratlardan veya ahlaksız işadamlarından dolayı Türkiye’ye küsme lüksü yok. Herkesin yanlış yolda olanı uyarma, doğru yola getirme gibi bir sorumluluğu var.

***

Sanmayın ki, Türkiye’de herkes öyle. Hayır değil, yukarıda anlattığım ekstrem bir örnek ve azınlıktalar. Uyardıkça, utandırdıkça, sıkıştırdıkça onlar da doğru yapmaya başlayacaklardır. Yurt dışındaki pazarı bilen işadamlarımızın onlara yol gösterici, yönlendirici olmaları lazım.

İşte size iyi bir örnek. Türkiye’deki ÇEL-MAK’a ait bir fotoğraf. Sahibi Tamer Bey’i 2015 yılında gazetemizin yıl dönümü gecesine davet ederek, Romanya distribütörü Mert-San’ın sahibi Zeynel Bey ile kafa kafaya vererek Romanya pazarına uygun makine ürettiği için de ödüllendirmiştik.

Satma işi bir kollektif savaştır. Bu savaşı kimsenin tek başına kazanma şansı yoktur.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir