Hamdi YILMAZ – Müstear ad üzerine

Yani takma ad. Malüm, bu günlerde gündemde. Savcılar soruyor “Niye takma ad ile yazıyorsun?”

Savcılara karşı babayiğitlik taslanamayacağı için, “Sana ne?” diye karşı bir soru ile cevap vermek kolay değil. Belki ‘Taha Kıvanç’ böyle bir cevap verebilir..

Ne bilelim biz.

Türk basınında yada edebiyat tarihinde takma ad ile dikkat çeken ünlüler arasında büyük edebiyatçı Peyami Safa gelir. Gerçek ismi ile yazdıklarından geçimini temin etmekte zorlanan Peyami Safa, “Server Bedi” adı ile hafif meşrep polisiye romanlar yazar. O polisiye romanlardan birinin kahramanının adı da Cingöz Recai’dir. Ki filmi dahi yapılmıştır.

Bir de eskiden devlet memurları politik yazı yazamayacağından takma adla yazarlardı. Şimdi de öylemidir bilmem.

Necip Fazıl, Osman Yüksel Serdengeçti gibi tek başına haftalık bir dergi veya gazeteyi dolduranlar vardı. Ne yapacak adam, müstear isimden başka çaresi mi var?

Bir zamanlar biz de öyleydik. Köşe yazısı olmadan gazete olmayacağına, köşe yazarlarına para verecek konumumuz da bulunmadığına, bütün köşe yazılarına da kendi adımızı yazamayacağımıza göre, takma ad kaçınılmazdı.

Bir seferinde üç beş sayı çıkardığımız haftalık gazetemiz yaşayamamış, ölmüş biz de başka işlere koyulmuş unutmuştuk. Ki elinde bir evrakla Maliyecinin biri çıka geldi.

-“Kim bu Mehmet Yılmaz?”

-Dedem ama ölü.

-“Ya bu İbrahim Çağrı?”

-Oğlum, ama üç yaşında.

Diyalog bu minvalde devam ederken maliyeci dayanamadı:

-Hamdi bey benimle dalga mı geçiyorsun?

Adama, “asıl sen benimle dalga mı geçiryorsun? Ne diye üç beş sayı çıkıp batmış bir gazetenin yazarlara kaç para verdiğini soruyorsun? Bu gazete yazara para verecek konumda olsa batar mıydı?” demek gerektiği halde diyemedik.

Ben bu takma ad meselesinden savcılarca değilse de maliyeciler tarafından üç beş kez sorgulandım.

Şimdi, dışardan yaşadığımızdan mı nedir gülesimiz geliyor. Eminin, savcıların takma ad sorularına muhatap olanlar da bir süre sonra o sorgulama mantığına güleceklerdir.

Ne işlerle uğraştığımızı görüyor musunuz?

 (Bu yazı 09 Mart 2011’de yayımlandı)

2 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir