Hamdi YILMAZ – ‘Ben bir Türk’üm…’

En nihayetinde bir Roman Kahramanı da olsa, Kara Kağan’ın kardeşi Çuluk Kağan’ı ağulıyan (zehirliyen) Çinli eşi İ-çing Hatun’u sorguya çekmesi gerekirken, bunu yapmayıp onunla evlendiği, bizi Çin’e esir düşürdüğü günden bu güne Türkler neler yaşadı neler..

İktidarın yada muhalefet partilerinin yahut hepisinin toptan eleştirileceği günler geride kalmalı veya çok ileri günlere ertelenmeli.

Sözün bittiği yerdeyiz.

Şairlerin, “Ben bir Türk’üm dinim, cinsim uludur. / Sinem, özüm ateş ile doludur. / İnsan olan vatanının kuludur. / Türk evladı evde durmaz, giderim.” diye haykırması gereken günlerden geçiyoruz.

‘Değerli yalnızlıktan’ hakiki yalnızlığın ocağına düştüğümüz günlerdeyiz.

Türk Milleti böylesi günlerde Allah’ı ve Allah’ın kendisine bahşettiği ancak kimselerin göremediği o muazzam gücü ile baş başa kaldığını bilir.

‘Bir musibet bin nasihatten evlâdır’ diye teseslli olarak Allah’a ve kendi gücümüze sığınacağımız günlerdeyiz.

Yağmur yağma ihtimaline karşı şemsiye ama yağmur yağdığında geri çekilen şemsiye olmaktan öte gidememiş NATO, 33 şehidimiz daha toprağa verilmeden, fırsatçılığa soyundu. “Hava Savunma Sisteminizi değiştirin!” diyor.

Emriniz olur da, böylesi bir günde siz bunu söylemek için mi vardınız?

Stratejik ortak olmakla pek övündüğümüz Romanya’nın devlet haber ajansı Agerpres ne diyor?

“Geçmişte, Türkiye defalarca göçmenlere Avrupa’ya çıkan ‘kapıları açmak’ tehdidinde bulundu ve böyle baskı uygulamayı yol edindi.”

33 Aslanımız, Kahramanımız, gözümüzün bebeği yavrularımız daha toprağa verilmeden, bu konuya hiç girmeyen Rumen Ajansı, AFP’den derlediği ve güçlendirdiği göçmenlerle ilgili bilgileri haberleştirerek servis etti.

Bunlara ‘Türkiye Avrupa sınırlarının bekçisi mi?” diye sormak lâzım.

***

Rivayet bu ya, cami duvarı dibinde laflayan cemaat ezan okunup içeri girerken, iki kişi geride kalmış. Tam o sıra da Hızır Aleyhisselam gelmiş. Hızır Aleyhisselam, Allah ile görüşmeye gideceğini söylemiş. Bu iki kişi de Alaha kendilerinin cennnete mi, cehenneme mi gideceklerini sormasını istemişler.

Bu iki kişiden biri gündelik ibadetlerini aksatmadan yerine getiren, diğeri de o tarafta sık gözükmeyen hatta ara sıra kafayı da çeken biriymiş.

Birkaç gün sonra Hızır Aleyhhisselam yine gelmiş.. İkisi de heyecanla, “Sordun mu, ne oldu biz nereye gideceğiz, cenenete mi, cehenneme mi?” şeklinde konuşmuş.

Hızır Aleyhhisselam, ibadetini hiç aksatmayan adama “Sordum, sen cenenete gideceksin!” Diğerine de “Sen de cehenneme gideceksin!” demiş.

Cenente gideceğini öğrenen bıyık altında gülümseyerek “Hıh, ben biliyordum zaten cenenete gideceğimi” demiş.

Cehenneme gideceğini öğrenen beynamaz ise ellerini havaya doğru açarak, “Ya Rabbim, şükürler olsun sana. Beni cehennemine kabul ettin! Oraya da almasaydın, ben arasatda kalırdım, ne yapardım..” minvalinde dua ederek göz yaşı dökmüş.

Hızır Aleyhhisselam, onlardan uzaklaşırken kendi kendine, “Bre gafiller, bir bilseniz ki, size söylediğimin zıddı yerlere gideceksiniz!”

Bizim insanımızın cennetle kolay aldatıldığı ve buyüzden başımıza gelmedik kalmadığı gerçeğindan hareketle beynim, o beynamazın dua ederken, cehenneme gideceği için şükür ederken “Arasat’ta kalsaydım ne yapardım?” deyişine takıldı.

Bundan bir süre önce dini bilgisine güvendiğim bir işadamımıza sordum: “O beynamaz niye arasattan korkarak cehenneme gideceği için şükür etti?”

Anlattı. Ama konumuz bu değil.

O işadamımız da benim bu alanda bilgim olduğunu düşünmüş olmalı ki, geçen gün bana “Moğollar bizim akrabamız mı?” diye sordu.

Demem o ki, birbirimizi anlamaya çalışalım, birbirimizin eksiğini tamamlayalım. El birliği ile, gönül birliği ile dualarımızla Ordumuzun, askerlerimizin arkasında olduğumuzu bir kez daha dünyaya gösterelim. Türk Milleti, her zaman kendi evlatlarından oluşan Ordusuna güvenmiştir. O ordunun yüz yılda bir de olsa lâzım olduğu günleri yaşıyoruz.

Biz, Batı’dayız, elimizden ne gelir..

Devletimizin arkasında duralım. Türkiye’nin bir euroluk da olsa daha fazla malının dışarı satılması için çaba sarf edelim, o çaba içinde olanlara destek olalım.

Asıl dostumuzu düşmanımızı böylesi günlerde tanırız.

İktidarın yada muhalefet partilerinin yahut hepisinin toptan eleştirileceği günler geride kalmalı veya çok ileri günlere ertelenmeli.

Çeşit çeşit meşrebi, farklı mezhepleri, yaşama şevkinin ta kendisi olan gelenek ve görenekleri, rengarenk ve sevimli şiveli dili ile Türk Milleti bir bütündür.

Gücünü, Allah’ın kendisine bahşettiği süratle birlik olma, dirlik kurma yeteneğinden alır.

2 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir