HAMDİ YILMAZ- Koronovirüs ile zaman tünelinde yolculuk

Bugün yine eski ama, koronovirüs sayesinde yeniden güncel hâle geldiğini düşündüğüm bir yazımla karşınızdayım.

ABD’nin 10 küsür yıl önce yeni bir domuz gribi virüsü ürettiği, yaşlı insanları otonazi yoluyla temizlemeyi planladığı gibi komplo teorilerinin de yer aldığı bir yazı bu. Uzun söze ne hacet, buyurun birlikte okuyalım:

***

Ne tarihçiyiz, ne de sosyolog. Her iki açıdan da tahlil yeteneğimiz yok. Eğer olsaydı, yapacağımız ilk iş halkın devşirmelerden ne bulduğunu araştırmak olabilirdi. Dünyadaki en uzun ömürlü imparatorluk olan Osmanlı, devşirme bir Padişaha sahip olmamışsa da devşirme sadrazamlardan Osmanlı halkının çektikleri malûm.

Londralıların Osmanlı haini Ali Kemal’in devşirme torununun belediye başkanlığından bir şikayetleri galiba yok. Ama Amerikalılar daha yedinci ayında devşirme başkanları Kenyalı Hüseyin’den yakınmaya başladılar.

İnternet dedikodularının, komplo teorilerinin basın tarafından sansürsüz kullanılmasının Kenyalı Başkan’ın canını sıktığı bildiriliyor. Bir anlamda Kenyalı kendi silahı ile vurulmaya çalışılıyormuş. Neden derseniz seçim öncesi kimse onun kadar seçim propagandaları sırasında Twitter, Youtube ve Facebook gibi internet platformları ve internet uygulamalarını yoğun bir şekilde kullanmamış. Dolayısıyla internetin, Obama’nın Başkan seçilmesine yaptığı etki su götürmez bir gerçekmiş. Hatta bu yüzden bir adı “Web 2.0 Başkanı” olmuş.

Neymiş efendim, “Obama’nın doğum belgesinin üzerinde tahrifat yapıldığına dair komplo teorisini savunanlar, gerçek verileri büyük ihtimalle hiçbir şekilde kabul etmeyeceklermiş.”

Her ne kadar Obama, uzun bir süre önce Havai’de doğduğunu kanıtlayan doğum belgesini ortaya koymuş olsa da komplo teorisinin taraftarları, bu belgede tahrifat yapıldığını savunuyormuş. İlk başta fazla taraftar bulamayan komplocu grup, bir videonun internette yayılmasıyla hızla yeni taraftarlar edinmişler.

Neymiş Efendim, Obama hükümeti, halen üzerinde hareketli tartışmaların sürdüğü sağlık reformunun masraflarını düşürmek için, yaşlı ve engelli insanlara yönelik bir ötanazi programı planlıyormuş.

Teoriyle ilgili internette yayılan tartışmalar öyle bir noktaya varmış ki, Cumhuriyetçi Parti, olayı ciddiye almaya ve Başkan’a karşı bir koz olarak kullanmaya başlamış. Obama ve Demokrat Partili arkadaşlarıysa başlangıçta fazlasıyla saçma buldukları için ciddiye bile almadıkları bu suçlamadan kendilerini nasıl kurtaracaklarını kara kara düşünmeye başlamışlar.

Neymiş efendim, Amerikan hükümeti laboratuar ortamında yeni bir domuz gribi virüsü üretiyormuş.

Neymiş efendim, “Gizli Müslüman” Barack ‘Hüseyin’ Obama’, İran’ın nükleer programıyla ilgili gerginlikte müzakere yolunda ısrar ederken, bu ülkenin İsrail devletini haritadan silmeyi sağlayacak bir atom bombası üretmesini istiyormuş.

(Bu yazı ‘Devşirme Kerameti’ başlığı ile 17 ağustos 2009 tarihinde yayımlanmıştır)

*** 

İKİNCİ YAZI

Çinliler virüsle oynaşmayı sever!

Biliyorum, sizin de tahmin edeceğiniz gibi alâkasız ama, bugün size 5 Eylül 2009 tarihli ve ‘Urimçi kaynıyor’ başlıklı yazımdan da bir bölüm aktarmak istiyorum:

***

Geçtiğimiz aylarda Çinliler tarafından yüzlerce Türk’ün öldürülmesi ile başlayan Doğu Türkistan’da bu sefer de şırıngalı saldırılar için protestolar başladı.

Ajanslardan gelen haberlere göre, sokaklarda aniden vücudunun herhangi bir yerine şırınga saplanan insanlar HIV virüsü kapmaktan korkarak hastahanelere yığılıyormuş. Kentte 20 Ağustos’tan bu yana kendilerine şırınga batırıldığını söyleyen 476 kişi tedavi için sağlık kurumlarına başvurmuş. Bunlar arasında 12 Uygur Türk’ü de varmış. Olayların sorumlusu olarak da 21 kişi tutuklanmış. Doğu Türkistan’da geçen yıl 25 bin yeni HIV vakasının kayda geçtiği de gelen bilgiler arasında.

***

ÜÇÜNCÜ YAZI

Rahat yatakta ölmek!

“Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan, / Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan”

diyen şairin mısralarındaki anlama uygun bir ömür sürdü. Hatta zaman zaman “Bir kemiğin ardından saatlerce yol giden / itler bile gül”dü “kimsesizliğine.”

“Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,” felsefesinin gereğini yerine getirmekten geri kalmadı. “Rahat yatakta ölmek acep olmaz mı çile?” sorusu sanki O’nun için sorulmuştu.

Ölümü de hayatı gibi fırtınalı bir dağ başında oldu.

Yaklaşık 2 yıl önce partisi ile ilgili 15 gün süren bir dizi yazı yayımlamıştık Anayurt’ta. Son görüşmemiz o zaman olmuştu. Uzunca sayılabilecek bir görüşmeydi bu. İstiyordum ki, bu mülakatımız pek çok soruya da cevap versin. Bu yüzden biraz sıkıştırmaya da çalışmıştım kendisini. Danışıklı döğüş kabilinden bir mülakattan uzaktı yaptığımız.

O kadar dolu, birikim sahibi ve konumuna hakimdi ki, O’nun cevap vermekte zorlanacağı bir soru yoktu.

“Fikir merkezi Türk Milletinin inanç değerleri olan hareketiz. Biz Milliyetçi, mukaddesatçı ve demokratik bir hareketiz. Doğulusu, batılısı, güneylisi, kuzeylisi ile mezhep ve meşrep ayırımı yapmadan Türk Milletini bir arada tutma, birliğini güçlendirme, başı dik karnı tok yaşatma davamız var.” demişti.

“Çokluk içinde birlik fikrini ilk ortaya atan biziz. Bu ülkenin devleti ile milleti ile bölünmez bütünlüğüne sadakat gösteren, yolsuzluğa bulaşmamış, terör ve şiddete karışmamış tüm kesimlere yakınız ve onlarla beraberiz” diyordu.

Bir gerçeği kabullenişini de, “Ancak bunu kamuoyuna yeterince aktaramadığımız kanaatindeyim” şeklinde özetliyordu.

Geniş kitlelere yönelirken ortadaki konumla ilgili olarak da, “Bizim mazide beraber olduğumuz, acıları çileleri birlikte yaşadığımız, zorlukları birlikte göğüslediğimiz, birlikte tabut taşıdığımız arkadaşlar öncelikle geliyorlar, geleceklerdir. Bu ilk önce komşudan başlar. Öncelikle kardeşler bir araya gelmeli, kardeşler bir araya gelmezse başkalarına güven vermek mümkün değildir.”

O röportaj sırasında bize bir de anektod sunmuştu: “Atatürk 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkınca yolda bir köylüyle karşılaşır. Köylü ile aralarında şöyle bir diyalog geçer:

-Paşam nereye?

-Bir tarafta Fransız, diğer tarafta Yunan orduları ülkemizi işgal etmiştir. Onlara karşı ‘Kurtuluş Savaşı’ başlatmaya gidiyorum.

-Ama askerin yok.

-Toplarız.

-Askere verecek silahın yok.

-Alırız.

-Ama paran yok.

-Buluruz, yeter ki inanç olsun.

Önemli olan inançtır.”

O inançla yaşadın, o inançla aramızdan ayrıldın. Uğurlar olsun Muhsin Başkan. Rabbim makamını cennet kılsın.
(Bu yazı 29 Mart 2009 tarihinde yayımlanmıştır)

4 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir