Hamdi YILMAZ – Hasanlar Hanslaşırken yada MEB ve T. Maarif Vakfı’na çağrı

“ Hasanlar Hanslaşırken” başlıklı yazıyı 27 Mart 2010’da yayımlamışız. Yara kanamaya devam ediyor olmalı ki, 2012’de aynı yazıyı bir kez daha yayımlamışız.

Hani diyorum, şu koronavirüsün katkısı ile ‘Uzaktan eğitim işi’ hazır kutsallığa doğru yol alırken, Türkiye Maarif Vakfı ve Milli Eğitim Bakanlığı birlikte yada ayrı ayrı bu işe bir el atarak şerden hayır çıkartabilirler mi?

Onlara gerekçe olsun mantığı ile “ Hasanlar Hanslaşırken” başlıklı yazımı bir kez daha dikkatinize sunuyorum.

***

Bu yazıyı internet olduğu için kolay buldum. Oysa, yurt dışında yaşamaya başladığımız 1992 yılından bu yana bu minvaldeki başlıklarla kaç yazı yayınladığımın sayısını bilmem mümkün değil.

Sağ olsunlar, Devletimizi idare edenler kös dinledikleri için yazıp durduk.

Hollanda’da yaşayan Oğuzhan Şahin, Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından organize edilen “Gençlik Daireleri ve Türk Aileleri Çalıştayları”nda, gurbetteki evlatlık yarası masaya  yatırılacak şeklindeki haberine “Hasanlar Hans olmasın” başlığını koymuş.

Oğuzhan Bey daha iyi bilir, Hollanda beleşe konmayı pek sever. Denizi doldurarak coğrafyasını genişletir. Eski sömürgelerinde Hollanda kültürlerini aşıladıkları siyahilere vatandaşlık verir, nüfusunu çoğaltır. Zürriyetlerini kurumaktan kurtarmaya bu yetmediği için, başta Faslı ve Türk kadınları olmak üzere yabancı kadınların doğurdukları çocukları bin bir bahane ile annelerinden kopararak alır ve Hollandalı, (eşcinsel, biosexsuel filan fark etmez) ailelere vererek Hollandalılaştırır.

Böyle yaparken, kurumaya yol tutmuş zürriyetini kurtaracağını sanır.

Yukarıda bahsi geçen yazıda, “Hakkını hukukunu koruyamadığınız için yarısını zaten ‘Alman vatandaşı ol kurtul’  diye kendi elinizle iterek Almanlaştırdığınız Türkleri uzun vadede bir tek akıbet bekliyor. O da Almanlaşarak kaybolmak!”

Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın “zararın neresinden dönülürse kârdır” atasözünü hatırlatırcasına konuya el atması önemlidir de, bu el atıştan ne sonuç çıkaracağı daha önemli. Bekleyip göreceğiz. Yoktan iyidir.

Yazımızı bahsi geçen yazıdan bir bölümle bitirelim:

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Alman haftalık Die Zeit Gazetesi’ne verdiği demeçte nasıl olduysa Almanya’da Türk lisesi açılması yönünde görüş beyan etmiş. Bunun üzerine gelen haberlere bakılırsa, Almanya ayağa kalkmış..

Göç ve Uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, kutsal ‘uyum’ adına konuşurken, Erdoğan’ın açıklamalarının uyumu destekleyici olmadığını söylemiş. Bırakın Almanları, adı Türk olan Almanlar bile ayaklanmış, kraldan çok kralcı kesilerek Erdoğan’a yüklenmişler.

Böylelerinden biri olan SPD’li milletvekili Aydan Özoğuz, Başbakan Erdoğan’ı “açık bir yarayı kaşımak” ile suçlarken Erdoğan’ın sözlerinin, “Almanya’da göçmen çocuklarına okullarda adil davranılmadığı” şeklinde anlaşılabileceğini söylemiş. 

SPD’li eski milletvekili Lale Akgün de, Türk Lisesi’nin Türk öğrenciler için çıkmaz sokak olacağını ifade ederek, “Almanya’da başarılı olabilmek için Almanca öğrenmek gerekir. Çocukların gerçekliğinde ise Almanca günlük yaşamın bir parçasıdır” demiş.

“Bir kurumuş ‘Ad’dan başka nem kaldı?” türküsü söylemesi gerekenler hanslaşmışlar böyle konuşunca Almanların kükremesi lâzım tabi. Onlar da kükremiş zaten. 

Federal Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) milletvekili Wolfgang Bosbach, “Burada uzun süreli yaşamak isteyen Alman dilini öğrenmeli ve uyum için komşu Alman çocuklarıyla birlikte okula gitmelidir” demiş.

En ağır eleştiriyi ise Genel Yayın Müdürü bizim Ertuğrul’un arkadaşı olan Bild Gazetesi’nin tanınmış köşe yazarı Franz Josef Wagner yapmış. Wolfgang, “Wagner’in Postası” adlı köşesinde, “Almanya’da Türkçe derslerin verildiği liseler talep ediyorsunuz. Türk öğretmenleri Almanya’ya göndermek ve Türk Üniversitesi kurulmasını istiyorsunuz. Bir de bayrağımıza, kartalımızın hayran olduğu bir hilal konmasını da ister misiniz? Siz Almanya’nın Türk Başbakan yardımcısı değilsiniz. Burada söz hakkınız yok” deme nezaketinde bulunmuş.

AB’nin bir üyesi olarak Türkiye’yi “Azınlıklar Cenneti” haline getirme adına avukatlık yapan Almanya’da yaşayan ve kendi elimizle Alman vatandaşı yaptığımız Türkler ne oluyor? Yoksa hâlâ onlar “Misafir işçi” mi? Aldırmayın, Türk vatandaşı iken hak ve hukukunu koruyamadıklarımızı Alman vatandaşı olmuşken mi koruyacağız! 

4 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir