HAMDİ YILMAZ -Çingeneler Günü veya milletler mücadelesi

Güne Romanya Dışişleri Bakanlığı’nın ‘Çingeneler Günü’ kutlama mesajı ile başladım dersem yalan olur, ama elektronik posta kutumuza düşen ilk mesaj bu oldu.

Çünkü güne daha erken, değerli ve çilekeş din adamları Gümülcine ve İskece seçilmiş Müftüleri’nin Beraat Kandili konuşmalarını sesli mesaj olarak dinleyerek başlamıştım. (Link: https://www.facebook.com/YeniBalkanGazetesi/videos/1063857993988663/ ve https://www.facebook.com/YeniBalkanGazetesi/videos/242146496937642/)

Çoğu zaman duygularımı ifade edemeyince, onları bir cümleye sığdırarak, “Güzel insanlar ülkesi Türkiye’m” diyerek özetlerim.

Romanya Dışişleri Bakanlığı mesajını okuyunca, ilk defa bu sıfatı Romanya için de kullanma ihtiyacı hissederek, aynı duygulanma ile “Güzel insanlar ülkesi Romanya..” dedim..

Bu, bir kitaplık konu, geçelim.

Madem, bugün (8 Nisan) ‘Dünya Çingeneler Günü’, o zaman günün anlamına yönelik bir anı ile işe başlayalım.

1960’lı yılların başı, ilk okula başlamış olduğumu sanmam, dört veya beş yaşlarında olmalıydım.

Bir yaz günü annemin entaresinden tutarak, köyün içine kurulmuş Çingene çadırına gittik. Un elemek için elek yaptıracaktı Çingenelere.

Yaklaştığımızda çadırın önünde Çingene kadını taştan oluşturduğu mini ocakta yemek yapmaya çalışıyordu. Su kaynarken o patlıcan, kabak vs ile meşguldü.

Bir süre Çingene kadını seyreden annem müdahelede bulundu; “Öyle değil böyle yapacaksın” gibi öğütler verdi.

Annemin sesini çadırın içerisinde kalbur, gözer gibi aletleri yapan Çingene erkeği duydu. Anneme, “nerelisin Hemşire?” diye seslendi. ‘hemşire’ kelimesi malum Anadolu’da yabancı kadınlara “Kız kardeşim’ anlamında kullanılıyordu.

Dil bilimcilerimiz bağışlasın; kim bilir ‘hekim’ kelimesini yabancı ‘doktor’ kelimesi ile değiştiren sağlıkçılarımız ‘Hemşire’ kelimesini batı dillerindeki karşılığı ile değiştirmemişler. Belki de ‘Hemşire’ kelimesi bu ‘kızkardeş şefkati’ anlamı ile hasta tedavi edişlerinden geliyor olabilir.

Neyse, annem bizim köye 6-7 kilometre uzaklıktaki köyünün adını söyledi: “Dalakçılıyım.” Köyün adını duyan Çingene’den ikinci soru geldi. “Süleyman Çavuş’u tanır mısın?”

Annem, “Ağabeyim olur” cevabını verdi.

Çingene karısına “Cüzdanımı bana getir” diye seslendi. Gelen cüzdanın içerisinde iki fotoğraf çıkardı. Dayımın fotoğraflarıydı. Annem başladı Çingene’ye yalvarmaya, “Birisini bana verin” diye.

Fotoğrafı kim bilir o devirde, benim ilk fotoğrafım ilk okul diploması için zaruriliğinden öğretmen tarafından Mucur’dan köye getirilen fotoğrafçı tarafından çekilmişti.

Bizde dayımın fotoğrafı yoktu, dayım ben iki yaşındayken Kozaklı’da Ziraat Bankası Müdürü olarak çalışırken trafik kazasında vefat etmişti.

Anlattığım olayın geçtiği tarihten 2-3 yıl öncesi bir tarih. O zamanlar anlamasak da annemin kardeş acısının taze olduğu günlermiş..

Ekmek yaparken, ağlayarak ve “Cip geldi de kapımıza dayandı / A mintanlar al kanlara boyandı / Sücaattin uykudan yeni uyandı..”  diye söylediği türküler hâlâ kulaklarımda çınlar.

Başta en büyük oğlu Sücaattin olmak üzere altı çocuğu yetim kalmıştı.

Kısacası, annemin yalvarması para etmedi. O Çingene cüzdanında taşıdığı dayımın iki fotoğrafından birisini anneme vermedi. Elimden tutarak tazelenen acısından dolayı ağlaya ağlaya eve döndü.

Dayım Süleyman Çavuş, meğerse askerlikte o Çingene’nin Çavuşu’ymuş. Dayımı ne kadar çok sevdiği cüzdanında taşıdığı fotoğraftan belliydi.

O yüzden “vefalı insanlar” diye sempati ile bakarım hep Çingenelere.

Romanya’ya ilk geldiğim yıllarda ziyaret için gittiğim bir Türk mekanında yapılan Çingene düğününde Romanya Çingene Partisi’nin genel başkanı ile uzun bir sohbetim olmuştu. Söz vermeme rağmen daha sonra kendisini ziyarete gidemedim.

***

Başlıktaki ‘Milletler Mücadelesi’ ifadesi ile anlatacağım konu, ABD’nin zorla Almanya’ya giden, Fransa’nın zorla İtalya ve İspanya’ya ayrıca İsveç’e giden, hatta Çek Cumhuriyeti’nin bile korona virus maskelerine el koyuşlarıydı.

Yerimiz kalmadı.

3 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir