HAMDİ YILMAZ-Erciyes Üniversitesi ile birlikte büyüdüm

“Türk Milleti, zekidir, çalışkandır” sözü leş kargalarının pençesindeki 624 yıllık devletin kurtarılan son kalıntıları üzerindeki milletin salt moralini yükseltmek için söylenmiş bir söz değildir.

Bunu en azından kitapları geçen yüzyılın başına kadar Paris Tıp Fakültesinde ders kitabı olak okutulan, 19 yaşında doktor ünvanını alan 11’inci yüzyılın başlarında ünlenmiş Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğan İbni Sina’dan (Batılılar onu Avicenna olarak bilir), bu yüzyılın başında Nobel ödülü alan Savur’da da hekimlik yapmış Aziz Sancar’a kadar geçen bin yıllık süredeki Türk alimlerine bakarak anlamak mümkündür.

Türklerin dünyaya, insanlığa armağan ettiği bilim insanı çoktur. Bu insanlar “Türk Milleti, zekidir, çalışkandır” sözünün de isbatıdır.

İnsanlık korona virus belası ile savaşırken, yine üç tıp bilim adamının öne çıktığını biliyorsunuz.

Bunlardan biri kök hücre çalışmaları ile uğraştığı için FETÖ savcısı, 15 Temmuz sonrası arasıra Düsseldorf’ta Berlini Alle civarındaki lüks mekanlarda puro tüttürüken görülen kaçak Zekeriya Öz’ün “Ergenekon” torbasına attığı Prof. Dr. Ercüment Ovalı, diğeri de Erciyes Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Aykut Özdarendeli. Üçüncüsü ise Ankara’daki bir başka Aykut Hoca, Prof. Dr. Aykut Özkul.

GEVHER NESİBE SULTAN

Korona virüse çare arama yolunda bir hayli mesafe alan Prof. Dr. Aykut Özdarendeli’nin imkanlarını kullandığı Erciyes Üniveritesi Tıp Fakültesi’nin ilk adı Gevher Nesibe Tıp Fakültesidir, 1969’da Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı olarak açılmıştır.

Bu fakülteye adını veren Gevher Nesibe, Selçuklu hükümdarlarından II. Kılıçarslan’ın kızı (ölümü 1204).  Gevher Nesibe Sultan’dır. Gevher Nesibe, savaşta yaralı dönen ve sevdiği adam olan Başsipahi ölünce, hastalanarak verem olur.

Komutanla evlenmesine de zamanında karşı çıkan ağabeyi ve Selçuklu Hükümdarı I. Gıyaseddin Keyhüsrev üzüntü içerisindeki kız kardeşi Gevher Nesibe’yi hasta yatağında ziyaret eder. Son dileğini sorar. Gevher Nesibe Sultan da şunları söyler:

“Ben çaresiz bir derde düştüm. Kurtulmam imkansız. Hiçbir hekim derdime çare bulamadı. Ben artık ahiret yolcusuyum. Eğer dilersen, benim malvarlığımla benim adıma bir şifahane (hastane) yaptır. Bu şifahanede bir yandan dertlilere şifa verilirken, bir yandan da çaresi olmayan dertlere çare aransın. Hem sözlüm kumandanın yaralarını, hem de benim gönül yaramı çekecek olanları iyileştirsin. Bu şifahane ünlü hekim ve cerrahlar yetiştirsin. Burada kimseden bir kuruş para alınmasın. Burası benim adıma bir vakıf olsun.”

Şimdilerin dizi severleri niçin Gevher Nesibe Sultan gibilerin değilde, Roxana iken Hürremleşmişlerin peşine düşer bilmem.

Gevher Nesibe Sultan’ın dileği gerçek olur.

“Yaptırılan medrese 13. yüzyılda hem kervanları  ağırlayan bir konaktır hem de ilim yuvası olur. Bu medrese, yapıldığı tarihten günümüze kadar Gevher Nesibe Şifahiyesi, Kayseri Darüşşifası,  Şifahatun Medresesi, Kayseri Maristanı, Darüşşifa Medresesi, Çifte Medrese, Çifteler, Gıyasiye, Kayseri Tıbbiyesi gibi türlü  adlarla anılmıştır. Şifahanenin doğusuna, daha sonra Gevher Nesibe Sultan’ın ikinci kardeşi İzzettin Keykavus tarafından 1210-1214 yılları arasında tıphane (Tıp medresesi) yapılmıştır. Bu çift yapının 1890 yılına dek amacına uygun biçimde kullanıldığı bazı kaynaklarca belirtilmiştir.”

“Gevher Nesibe Şifahiyesi ve Medresesinde Selçuklu hükümdarı  Alaattin Keyku-bat’ın sağlık nazırı  Ekmeleddin de hocalık yapmıştır. Ünlü  Türk hekimlerinden Ebubekir Gazanferî, Ali Şinasi, Ebu Salim, İbni Kübra, Yakubî, Şücaeddin Ali Bin Ebu Tahir, Seyit Samet, bu medreseden yetişmişlerdir.  Gevher Nesibe Şifahiyesi günümüzde Erciyes Üniversitesi Tıp Tarihi  Enstitüsüne tahsis edilmiş, 14 Mart 1982’de Tıp Tarihi Müzesi olarak hizmete açılmıştır.”

KAYSERİ ÜNİVERSİTESİ’NDEN ERCİYES ÜNİVERSİTESİNE

1975 yılında yatılı okuyarak bitirdiğim Kayseri Teknik Lisesi’ne en fazla 2 kilometre mesafede olan Erciyes Üniversitesi kampüsü yapımı öğrenciliğimizin son zamanlarında başlamıştı.

Ben Ankara’da yüksek öğrenimimi tamamlayıp 1979’da Kayseri’ye tekrar döndüğümde Kayseri üniversitesi kurulmuştu. Bünyesine Hacettepe’ye bağlı Gevher Nesibe Tıp Fakültesini, 1977’de kapatılan kız öğretmen okulu binasında kurulan Mühendislik Fakültesini ve 1967’de Yüksek İslam Enstitüsü adı ile kurulan İlahiyat Fakültesi’ni almış ve birde İktisadi İdari Bilimler fakültesi kurmuştu.

Gevher Nesibe Tıp Fakültesi daha Kayseri’ye gelmeden önce Devlet hastanesi bünyesinde kendi hastanesini kurmuş bilahere de kampüse taşımıştı.

Ben Devlet hastanesi bünyesindeki dönemlerinde tanıştım Tıp fakültesi ile. 

Cilt kanseri olan annemin ilk amaliyatı orada yapılmıştı. Annemde çok emeği olan iyi insan Dr. Seyfi Şahin gibi çok iyi ve genç doktorları vardı fakülte hastanesinin. Ilk çocuğumun olacağı müjdesini de oradan aldım. Kayserideki bütün kamu personeli hastasını Tıp fakültesi hastanesine sevk ettirebilmek için büyük mücadele verirdi.

Sonra 1980’de Netekim Paşa darbesi oldu. Mevcutlara Fen-Edebiyat Fakültesi ilave edilerek Kayseri adı terk edildi ve Erciyes Üniversitesi kuruldu.

Annemin yıllar süren tedavi sürecinde içli dışlı olmuştum fakülte hastanesi ile. Sonra ikiz kız kardeşlerim doğduklarında sarılık olmuşlardı ve kanları yine bu hastanede değiştirilerek hayata döndürüldüler.

Darbeci Netekim Paşa’nın hışmından kurtulmak için devlet memurluğundan istifa ettiğim günlerde Kayseri Teknik Lisesi’nde müdür yardımcılığı ve öğretmenlik yapıyor, ilaveten üç arkadaşımla birlikte aylık Doğuş Edebiyat dergisini yayımlıyordum.

Müdür yardımcısı iken tesviye atelyesinde arızalanan ve 5 milyon lira gibi oldukça pahalı hidrolik taşlama tezgahı arızalanınca, ne bizim atelyedeki 11 öğretmenin makineciliği, ne elektrikçi ne de elektronikçi öğretmen arkadaşlarımızın mesleki bilgileri işe yaramamıştı. Tezgahta ne mekanik, ne elektrik ne de elektronik yönden bir arıza yoktu, ama tezgah çalışmıyordu. Tezgahın adı bozuğa çıkıp üstüne örtü örtülmesin diye 20’ye yakın öğretmen çırpınıp durduk.

Tezgah yağı değiştirildiğinde çalışmamıştı.

Meğerse, tezgahı satan kendi üretimi yağı satmak için başka marka yağ ile tezgahı çalışmaz kılmıştı. Ama hiç birimiz İngilizce bilmediğimiz için yüzlerce kez karıştırdığımız tezgah kataloğunda yazılan bu hususu anlamıyorduk. Nitekim bunu okulumuz döner sermayesine iş yaptıran dışardan bir mühendis bizim çırpınışımızı görünce kataloga bakma ithiyacı duydu ve gerçeği öğrendik. Satıcının yağını kullanarak tezgahı kurtardık.

Bu olay bana İngilizce bilmeden teknik adam olunamayacağı gerçeğini öğretti ve istifa ettiğimde okulda öğretmenliğe devam eden iki arkadaşımla birlikte Kayseri’de ilk özel İngilizce kursunu açtım. 1981 Ocak ayından 1991’lerin sonuna kadar Erciyes Üniversitesi’nin ne kadar asistanı varsa bizim öğrencimiz oldu. Mühendislere teknik İngilizce, Tıpçılara tıbbi İngilizce, iktisatçılara ticari İngilizce, hatta ilahiyatçılara dini İngilizce kursları verdik. Hatta fabrikalara giderek mühendislere İngilizce öğrettik. Her bir meslek gurubu için İngilizce hocaları buldum.

O asistanların hepsi şimdi akademik titrleri ile Türkiye’nin dört bir yanında görev yapıyor.

Diyeceğim o ki, Prof. Dr. Aykut Özdarendeli’nin başarısını 8 asır önce veremden ölen Gevher Nesibe Sultan da hissedecektir. Allah ona hissettirecektir.

Kayseri’de 8 asır önce Gevher Nesibe Sultan’ın yaktığı bilim ve tıp meşalesi salt bize değil insanlık alemine ışık saşmaya devam edecektir.

Türk Milleti zeki ve çalışkan olduğu kadar vefakârdır da.

Aykut Hoca’nın başarısı ile bizi gurulandıran Erciyes Üniversitesi Türkiye’nin önemli bilim merkezi olma özelliğini sürdürecektir.

Anlatacak şey çok ama yerimiz bu kadar.

6 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir