Aurescu’nun Kişinev ziyareti ve Moldova!

1970’li yılların tam ortalarında, Türkiye’ye anarşi ve kaosun hakim olduğu yıllarda sokaklar, mahalleler, köyler, kentler hatta vilayetler parsellenmişti.

Kendi düğün davetiyemi annemin köyüne, akrabalarına dağıtmak için gittiğimde canımı zor kurtararak dönmüştüm.

Hanımın ailesine ziyarete gittiğimizde döneceğimiz zaman kayınpeder önce sokağa çıkar, bir taksi bulur, sonra biz evden dışarı çıkardık.

Öylesi günlerde Ankara’daki fakültelerde durumun farklı olduğu söylenemezdi. 20 bin genç öğrenci Ankara Belediyesi’nin EGO birimi önünde toplanır, toplu halde beşevler bölgesine Konya yolundan yürüyerek gelip, o bölgedeki 16 fakülte ve yüksek okula dağılırlardı.

Bölgedeki karşıt öğrenci gurubu da toplamda sayıları asla 300-400’ü geçmeyen bizim guruptu. Karşıt öğrenci gurubu cinsinden bir biz kalmıştık. Bizi yok edemedikleri için ilk okul gibi sabahçı öğlenci yaparak bizi ikiye bölmüşlerdi.

Öğlenciler, sabahçılar gibi gece saat 3.00’de kalkarak Beşevlere gider, sabahçılar da öğlenciler gibi akşam saat 9.00’a kadar Beşevler’de beklerdi. Birbirimizi korurduk. Ankara’nın ayazı, soğuğu, karı kışı ve sıcağı. Çoğumuz civardaki bir kahveye lokantaya giremezdik. Giremezdik çünkü yemek çay paramız yoktu.

Babrak Karmal’ın Sovyet Ordusu’nu Afganistan’a davet ettiği günlerdi. Temel korkumuz da buydu. Olma ihtimalini bugün bile geriye dönüp baktığımda zayıf görmem.

Bir gün 20 bin kişilik grup nasıl olduysa normal güzergahını bırakıp, Gazi’nin orda Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu ile Yüksek Öğretmen Okulu arasındaki yola yönelince, kol kola tek sıra olarak önlerini kesmeye çalıştığımızda inanın yolu kapatacak kadar sayımız yoktu. Buna rağmen geri dönüp her zamanki güzergahlarına yöneldiler.

Okulun önünde polisin yığıldığı, karşıt görüşlü öğrencilerin icabında tek tek sınıfa alındığı, koridor başlarında polisin beklediği günlerde herhangi bir sınıfta ders bitimi öğrenciler çıkarken, önce grubun biri çıkar, sonra her iki gruba da girmeyenler sınıfı boşaltır ardından da diğer grup sınıfı terk ederdi.

Bir gün her iki gruba da girmeyen öğrencilerden biri tam kapıda çıkarken, dışardaki gruptan biri bir kolunu, içerdeki gruptan biri de diğer kolundan çekiyordu. Artık kim güçlüyse o öğrenci o grupla gelip gidecekti.

O yılların nöbetleşe yer değiştiren Başbakanları rahmetliler Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit’ti.

***

Aradan yıllar geçtikten sonra gazeteci sıfatıyla mülakat yaptığım Süleyman Demirel’den sorularımla yukarıda anlattığım günlerin hesabını sormaya kalkmıştım. Güniz sokaktaki çalışma odasında aramızda sadece bir sehpa vardı. Rahmetli bir eli ile sol bileğimi kavramış, diğer eliyle kavradığı kolumu kaşır gibi yaparak, “Yara kabuk bağlamış, kaşıma!” dedi.

***

Demirel ile o mülakatımın üzerinden 30 yıl geçmişken, niyetim Rahmetlinin dediği gibi o yarayı kaşımak değil.

Değil de, Romanya Dışişleri Bakanı Bogdan Aurescu’nun önceki gün gerçekleştirdiği Moldova ziyareti bana o öğrencilik günlerini hatırlattı.

Moldova, tıpkı iki kolunu iki ayrı siyasi kutup mensubuna kaptırmış bizim genç gibi.

Bir kolundan Sovyet artığı Rusya çekiştiriyor, diğer kolundan mazlum ülkeleri onların kucağına atma işinde pek maharetli olan Batı çekiştiriyor.

Artık kimin gücü ağır basarsa.

Savunma Bakanlığı, sırf mensuplarının çocukları okullarında ücretsiz veya indirimli oksun diye Küresel Organize Suç Örgütü FETÖ ile anlaşma yapan zavallı Moldova!

Son söz: Romanya kardeş ülkesi Moldova’ya daha çok yardım etmeli.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir