HAMDİ YILMAZ – ‘Bir elinde cımbız, bir elinde ayna’!

Mart ayının tam ortasında Rumen yetkililer televizyon ekranlarına yanlarında omuzları yıldız dolu ünüformalı görevlilerle çıkmışlardı. Ardından da , “Şimdi askeri direktifleri açıklıyoruz” şeklinde konuşmuşlardı.

Bu görüntü karşısında ben kendimi Kayıp (Missing) adlı Amerikan filmindeki darbe yapılan latin Amerika ülkesinde gibi hissetmiştim.

O an aklıma 20-25 Aralık 1989 Romanya devrimi gelmiş ve ülkedeki yabancı gazetecileri hatırlamıştım.

***

Sabah uyandığımda zihnimi bu yazıyı yazmaya hazırlarken, ABD’nin 82 milyar doları sadece istihbarat harcamaları için ayırdığından filan bahsetmeyi düşünüyordum.

82 milyar dolar, Romanya Merkez Bankası döviz rezervinin iki katından yada bir yıllık ihracatından oldukça fazlaydı. Hatta Türkiye’nin ihracatının yarısından da fazlaydı..

***

Çarşamba’dan konuşmamıza rağmen Cuma günü aradığım Rumen telefona cevap bile vermeyince hafta sonu ve Pazartesi günkü resmi tatile Cuma gününün de eklendiğini anlamak için kahin olmaya gerek yoktu. Belli ki soluğu Karadeniz kıyısında almıştı.

Romanya İçişleri Bakanı Marcel Vela’nın 15 Haziran’da ilan edecekleri “gevşeme kararını anlatırken söylediği, “Sanırım şimdi hayattan zevk almaya değer. Rahatlamanın üçüncü aşaması için çok hoş sürprizler olacak” şeklindeki sözlerini okuyunca gülümsedim ve aklıma bu sefer Cenap Şahabettin geldi. Orhan Veli’ye de haksızlık etmeyelim, Rumenler her zaman “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna” havası solurlar.

***

102 YIL ÖNCEKİ AVRUPA VE BÜKREŞ

Cazim Gürbüz’ün aktarımına göre, Cenap Bey, 1917-1918 yıllarında, yani I. Dünya Savaşı’nın son yıllarında, yazarı olduğu Tasvir-i Efkâr adlı gazete hesabına Avrupa gezisine çıkmıştı.

Avrupa’ya yaptığı gezilerin izlenimlerini mektuplar halinde bildirir gazetesine, burada dizi yazı olarak yayımlanır, sonra da kitap haline getirilir.

Cenap Şahabettin; Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya ve Almanya’yı gezer… Bu ülkelerin ekonomisi, güzel sanatları, gelenekleri, insan manzaraları ve hallerini bir bir anlatır. Bütün bunlar o yılların bir fotoğrafı ve belgeleridir. Değerli bilgiler içerir yazdıkları…

Evet artık başlıklar halinde aktarımlar yapalım bu değerli yapıttan, ilginizi çekmeye çalışalım:

-“Bulgar cesur, çalışkan, yaratıcı bir köylüdür. Bulgaristan’ın gücü köylülüğünden gelir” diyor yazarımız ve bu ülkenin tarım, hayvancılık, ormancılık, sanayi ve eğitim politikası ve uygulamaları hakkında değerli bilgiler veriyor. Bunları okuduğumuzda, Osmanlı’nın dünkü vilayetinin Osmanlı’yı nasıl ve neden geçtiği ve kafa tuttuğunu algılayabiliyoruz.

Cenap Bey, Plevne’den geçerken orada şehit düşen ve mezarı bile bilinmeyen babasını anıyor hüzünle.

-Romanya ilk olarak yazarımıza Türklük anımsatıyor: “Kararamazan Köyü ile Romanya başlıyordu. Kararamazan Köyü! Oh, vatanın göğsünden koparılarak yabancı diyarlara atılan ve ancak adı Türk kalan bu yerler…”

Romanya Çingenelerinin başına buyrukluklarını, kendilerinin kulu ve emiri olmalarını beğeniyor Cenap Bey.

Ve Bükreş…  Bükreş sevinç beldesi demek… “Sokaklar birer naz gibi bükülen ve binalar sanki günahkâr aşk kızlarıyla dolu”, “Bana öyle geliyor ki burada her şeyin biraz aşk ile ilgisi var”, “Bütün halk bir sevda denizi içinde intihara gidiyor”, “Burada utangaçlar pek az sayıda, hemen bütün toplum ar yükünü omuzundan atmış ve sevişmeyi güzel sanatlar derecesine yükseltmiştir”, “Tanrı, bugünkü Sofya’yı yarattığı zaman, sanki ‘Çalışınız ve eğleniniz’ demiş, oysa Bükreş’e sanki ‘Eğleniniz ve çalışınız’ emrini vermiş”.

Romanya’nın Musevi ve Tuna sorunu…

-Peşte-Viyana… Askeri trenler, ayrılık manzaraları… Bohemya’da damları süslü binalar… Viyana’da nezaket, “Şen ve şuh Viyana”. Müzik ve Joseph Haydn, güftesiz besteyi o icat etti… Johan Straus, Mozart, Schubert…

-Almanya… “65 milyon Alman’ı el ele tutuşmuş düşününüz, yanılmazsınız”, diyor Cenap Bey. Askeri üstünlük, ekonomik üstünlük ve bilim… “Bilimsel buluşlardan yararlanma cehdi”, “Banka ve fabrika iki uyumlu kardeş”,

“Berlin bir şıpsevdidir”.

Alman Kültürü… Alman’ın Zerdüşt’ü Kant… Kant’ın görüşleri ve vicdanın yeri… Schopenhuer, Nietzsche… Müziğin Almanya bakımından önemi. Almanlar müzikten anlamayan kimseyi hayvan ve şaşırtıcı bir yaratık olarak görüyorlar. 

Yazarımız bir üstattan şu ilginç aktarımı yapıyor: “Opera’da Fransız kadını gözünü, İtalyan kadını gönlünü, İngiliz kadını ağzını açıyor; kulağını açan yalnızca Alman kadınıdır.”

Vagner ve Goethe’nin Alman kültürü ve ruhu bakımından önemi…

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir