Rumen senarist: Yazarlık elçilik gibi bir şey

*Türkiye’de İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğünce düzenlenen “Uluslararası Göç Filmleri Festivali”nde (UGFF) sinema dünyasının usta isimleri sinemaseverlerle buluşmaya devam ediyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen, Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu festival kapsamında, “Aurora” ve “The Death of Mr. Lazarescu” gibi filmleri yöneten Romanyalı yönetmen ve senarist Cristi Puiu, genç sinemacılarla bir araya geldi.

Yeni tip koronavirüs tedbirleri kapsamında çevrim içi olarak ücretsiz şekilde gerçekleştirilen etkinlikte Puiu, katılımcıların sinemaya dair sorularını yanıtladı.

“Yazım sürecinde yazdığınız şeylere sebepler arama eğiliminde olursunuz”

Puiu, yazım süreçlerinin büyük krizlerden etkilenip etkilenmediği sorusuna, “Genel olarak yazım sürecinde yazdığınız şeylere sebepler arama eğiliminde olursunuz ve bu süreçte belirli olaylardaki anlatılardan etkilenirsiniz. Örneğin ‘Romanian New Wave’ denilen kritikte olduğu gibi.(Romanya Yeni Dalgası, Romanya’da, Cristi Puiu’nun ‘Sigaralar ve Kahve’ adlı kısa filmini çeken iki Romanyalı yönetmenle başlayan, gerçekçi ve genellikle minimalist filmlerin bir türü). Şunu biliyorum ki benim hayatım komünizmin çöküşünden sonra değişti. Bununla bu Romanya Yeni Dalgası arasındaki ilişkiyi kişisel olarak dikkate almıyorum ama kritiklerin bunu yapmadaki sebebini de anlayabiliyorum.” şeklinde cevap verdi.

Kendi yazım sürecinden de bahseden Puiu, şöyle devam etti:

“Benim için oldukça acı verici bir süreç. Yazmaya başlamak için ortalama iki haftaya ihtiyacım oluyor. İki hafta boyunca o boş beyaz sayfanın başında oturmam gerekiyor. Filmler izliyorum, arkadaşlarımla konuşuyorum, ihtiyacım olan konularda bilgi topluyorum. Çünkü senaryoyu yazmaya başladığımda ne yapmak istediğimi biliyorum ama yazmaya başlamak oldukça zor oluyor. Bir fikrim var ve bu, filmi yapmak için bir sebebim var demek ama zaman alıyor. Bir cümle yazmam iki hafta alıyor ama o ilk cümleden sonra her gün yazdığım sayfa sayısı artıyor. yaklaşık beş gün sonra günde on sayfa yazmaya başlıyorum. Genellikle de senaryoyu yazmayı çabucak bitiriyorum. Doğru bakış açısını bulmak için kullandığım o iki haftayı saymazsak, bir aylık bir yazım süreci oluyor. O iki haftada da filmin ve karakterlerin adını bulmam gerekiyor. Diğer türlü ileri gidemem.”

FANTAZİ VE HAYAL GÜCÜ

Puiu, yazar olmanın yaratıcı olmaktan çok bir elçilik görevi olduğuna işaret ederek, “Kendinizi sadece yazarken değil sette de açık görüşlü tutmalısınız. Çünkü hayat devam eden bir süreç. Önünüze çıkan şeyleri görmezden gelemezsiniz. Birçok insan filmin yazılı metnin görüntülere dönüştürülmesi olduğunu düşünerek hata yapar, öyle değil. Senaryo başka, film ise bambaşka bir şey. Senaryo filme bir bilettir. Bileti alırsınız böylece giriş izniniz olur ancak bilet sahnede görecekleriniz değildir. Bilet sadece bir giriş aracıdır.” diye konuştu.

Senaryo yazımında fantezi ve hayal gücünün yeri hakkındaki görüşlerini aktaran Puiu, şunları kaydetti:

“Benim için fantezi ve hayal gücü, filmde tuz ve biber görevi görmelidir. Tuz ve biber, yemek yaparken oldukça önemlidir ama yemeğin kendisi değildir. Tuz ve biberi tek başına yemezsiniz. Onları yemeğin tadını güzelleştirmek için kullanırsınız, elinizde olan farklı baharatları da ekleyerek. Zihnini boşaltmanın ve hayal gücünü kullanmanın önemli olduğuna ancak bunu yaparken de çok fazla dikkatli olmak gerektiğine inanıyorum. Bu filmle başkalarına ulaşacaksınız. Seyircilerin önemli olduğuna inanıyorum. Sizin düşünceleriniz izleyicinin düşünceleriyle filminiz aracıyla buluşacak. Bu buluşma olmadan film yapımının bir anlamı yok. Ama aynı zamanda filmi yaparken seyircinin var olduğunu da unutmanız gerektiğine inanıyorum. Kendinize dürüst ve seyirciye karşı adil olabilmek için kafanızdaki seyirci konseptini silmeniz gerek.

Bir film senaryosu yazmayı birine aşk mektubu yazmaya benzetiyorum. Tabii ki mektubunuzun okuyucusu orada aklınızda ama yazarken onu değil kendi hislerinizi yazmalısınız, karşınızdakinin sizin nasıl olmanıza dair beklentilerini de değil. Her adımda seyirci tarafından beğenilme ihtiyacıyla amacınızdan şaşan bir adım atabileceğinizin farkında olmalı ve bundan kaçınmalısınız. Neye mal olursa olsun. ‘Bu benim dünyayı görüş şeklim’ demeli ve karşınızdakine bu görüşü beğense de beğenmese de karşılık verme şansını vermelisiniz.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.