Hamdi YILMAZ – AB neyin hazırlığında?

Şaha kalkmanın mı, nalları dikmenin mi?

Avrupa Birliği’nin (AB) Küresel ölçekli olaylardaki ağırlığının sıfırın altına düştüğünü salgın daha iyi ortaya çıkardı.

Kendi veled-i zinasının arkasına geçerek Akdeniz’de ‘Türkiye’ye diklenmek’ veya Fransız Cumhurbaşkanı’nın yaptığı gibi Libya’ya bakarak kendisini ‘Horozlanıyor’ sanmak AB’yi kurtarır mı?

Bugün AB dönem başkanlığını devralan Almanya’nın önüne iyi çalışılmış bir rapor koyan Berlin merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nin (ECFR) rapor yazıcısı Pawel Zerka raporun sonuç bölümünde şöyle diyor:

“Dikkatli bir şekilde oynanırsa, Avrupalıların hissettiği travma, uluslararası alanda daha güçlü bir Avrupa’yı destekleyebilir – hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokrasi- gibi kilit değerleri savunmak ve ABD’nin yokluğunda küresel liderliği ele geçirmek.”

Doğrusu sevdim:

‘ABD’nin yokluğunda küresel liderliği ele geçirmek!’

İddialı bir söz iddiasız olmaktan iyidir.

Zerka’nın bu sözü bana 19 Haziran 2008 tarihli ve ‘AB’ye İrlanda kazığı ve Avrupanın Şaha kalkması” başlıklı yazımı hatırlattı. Hafıza tazelemekte fayda var:

***

Son olarak Romanya ve Bulgaristan’ın katılımı ile 27 üyeli olan AB, ABD gibi şaha kalkar mı, dünyaya hükmedebilir mi?

İrlanda halkının Lizbon Antlaşmasını reddetmesinin ışığında bu konuya bir kez daha eğilmekte ve AB rüyasınının oluşumuna bakmak gerekiyor.

BBC muhabiri Allan Little’nin konu ile ilgili bundan bir kaç yıl evvel yaptığı araştırmanın özeti ise şöyle;

“Yıl 1946… Avrupa kıtası darmadağın olmuş, küçük düşmüş bir halde… Zürih’te İngiltere Başbakanı Winston Churchill bir yürüyüşte halka hitap ediyor. Farklı diller konuşan milyonlarca aileden, Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurulmasını sağlamalarını istiyor. ’Avrupa’nın şaha kalkmasına izin verin’ diyor Churchill, ‘kendini sonsuz sefaletten ve nihai kıyametten kurtarmasına izin verin…’ Bundan 11 yıl sonra, iki dünya savaşına tanık olan kıta, ‘bir daha asla’ diyerek üçüncü bir savaşı engellemek amacıyla Avrupa Topluluğu’nun temellerini atıyor: Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya, Roma Anlaşması’nı imzalıyor. İngiltere, kendini ait hissetmediği Avrupa’ya doğru çekimser adımlarını atmaya ise bundan yaklaşık 10 yıl sonra başlıyor. Ancak bu kez de kendisini dışladığı Avrupa’nın direksiyonunda oturan Fransa’nın çifte vetosuyla karşılaşıyor. İngiltere’nin nihayet 1973’te üye olmasının ardından ise 10 yıl sürecek yeni bir mücadele başlıyor: İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors’da vücut bulan bir mücadele…

İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden doğan barış projesi, Avrupa’nın baskıcı rejimlerle mücadele veren halkları için de umut kapısı oluyor ve İspanya, Portekiz, Yunanistan’ın üyeliğiyle 12’ye; Berlin Duvarı’nın çöküşü ardından Avrupa’da değişen dengelerle 10 yeni ülkenin katılımı sonrası 25’e yükseliyor üye sayısı… Ve Avrupa Birliği adını alan bu devin kapısında hâlâ umutla bekleyen ülkeler var – ki 40 yıldır yolculuğunu tamamlayamayan Türkiye de onlardan biri. Birliğin Doğuşu, işte bu yarım asrı aşkın tarihin ve geleceğe dair umutların öyküsü…”

Allan Little’nin 25 olarak belirttiği üye sayısı bugün 27 oldu. Ne varki, Birlik kendi içerisinde bazı ülkelere üvey evlat muamelesi yapıyor. Birlik üyesi Almanya vatandaşı ile yine birlik üyesi Romanya vatandaşının gerçekleri ve umutlarının arasında karlı dağlar kadar fark var. Bu farkın azalacağını sanmak da şimdilik boş bir hayal olarak kalmaya mahkum gözüküyor. Böyle bir Avrupa’nın şaha kalkması şimdilik ham bir hayalden başka bir şey değil.

Lizbon Antlaşması’nı reddeden İrlandalıların küçümsenmesi ile AB’nin nereye gidebileceğini görmek için kahin olmaya gerek yok.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.