HAMDİ YILMAZ – 15 TEMMUZ YAZILARI-5 Böyle alçaklık görmedim!

Pazartesi sabah güne saat sekizden itibaren peş peşe gelen telefonlarla başladım. Saat ona kadar da telefonum susmadı, peş peşe konuştum. Resmen bloke edilmiştim. Sonra arayanlar azaldı.

Arayan ‘Balkan Media Impex mi?” diye sorarak başlıyor ve verdiğimiz iş ilanı üzerine aradığını söylüyordu. İlk bir kaçını “ilan vermedik!” diye kapattıysam da sonra aklıma bir arkadaşımla sohbet ederken, kasım ayında yapacağımız “13. Başarılı Türk Firmaları ödül Töreni” için personel almam gerektiğinden bahsettiğim geldi. Arayanlara özgeçmişlerini göndermelerini isteyerek elektronik posta adresi vermeye başladım.

Üstelik de müdür arıyormuşuz. Sanki onlarca çalışanı olan firmaydık da!

Gelen özgeçmişlere baktığımda bir kadın dikkatimi çekti. Gazete olarak bu güne kadar ne iş yapmışsak, hanımefendi her bir iş kolunda en az 2-3 yıl çalışmıştı.

Kadının özgeçmişinde bir kaç yıl hukuk bürosunda da çalıştığını görünce aklıma son üç-dört yılı mahkemelerle geçirdiğimiz geldi. Çocuklarla ilgili bir STK’da bile çalışmıştı.

Sadece O kadını görüşmeye çağırmaya karar verdim.

Kadın geldi, görüşmede nasıl olduysa konu FETÖ güdümlü Lumina okulları oldu. Onları tanıdığını söyledi.

Bizim onlarla mahkemelik olduğumuzu, hatta Romanya Yolsuzlukla Mücadele Kurumu (DNA) tarafından haklarında 65 bin euro rüşvet vermek suçundan dava açıldığını söyleyerek önüne ajanslarda ve küçük Romen yayın portallarında çıkan haberlerle, bir kaç sayfalık ifade tutanağı koydum..

Kadın onları okuyunca “Fatih mi yapmış?” diye hayretini belirterek yüksek sesli bir kahkaha attı ki, ben utandım.

Anlaşılan ya Fatih’te beklemiyor, yada yakıştıramıyordu. Sonra yüz ifadesi değişti, mahsunlukla ve öfkeyle karışık bir hal aldı ve başını  sağa sola sallamakla yetindi.

Ortada iki Fatih olduğundan hangisini tanıdığını sorduysam da sorumu cevapsız bıraktı ve kalkıp gitti.

Bu durumdan sonra, daha önce benim yada firmam adına ilan veren biri yada birilerine rastlamadığı, amacı ne olursa olsun böyle bir alçaklık görmediğimi düşündüm.

Arayan onca kişinin hepsi ayarlama olamayacağına, çoğu da sabah saat sekizde aramaya başladığına göre, bende “İşsiz insan erken kalkar” gibi bir kanaat oluştu, bilmem yanılıyor muyum?

***

İKİNCİ YAZI

Kara kaküllü Amed’im

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sizi ‘Paralel yapı’ ve ‘haşhaşiler’ olarak nitelendirip, gürlediği günlerdi.

Dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız, Romanya’yı ziyaret ediyordu. Bakan Yıldız’ın katıldığı bir toplantıda utanmadan ayağa kalkarak ve söz isteyerek sözde Türk okullarının Romanya’daki faaliyetlerini ne de güzel anlatıyordunuz!

Başbakanı Erdoğan’ın hilafına Bakan Yıldız sizi dinlemekle yetindi, nezaket gösterip tepki vermedi.

Sizi ilk o gün gördüm. Cesaretinize hayran kaldım! Sizi her an kendisini patlatmaya hazır canlı bomba gibi algıladım.

Toplantı sonrası etrafımdakilere sordum: “Kim bu cesaret timsali, kara kaküllü yiğit?”

“Bu” dediler! “Amet, Cemaatin Romanya İmamı!”

Eee, sizin gibi “İmamları” olduğu sürece Put’unuzun sırtı yere gelmez.

.***

Seni görünce nedense aklıma Ömer Seyfettin’in ‘Efruz Bey’ başlıklı hikâyesi geldi. Hikâyede her kılığa giren Amed’e anası, “Boyun bosun devrilsin Amed, utanmıyor musun Ümmeti Muhammed’in evlatlarını kandırmaya?” diye bağırıyordu. Amed ise, “Benim adım Amed değil Efruz anne Efruz” şeklinde cevap veriyordu. Efruz takma adını kullanan Amed.

Cemaat patronlarının takma ad kullandığını işin erbabı bilir. Senin adın gerçekten Ahmet mi bilmem.

Ama, Ömer Seyfettin’in Efruz takma adlı Amed’inin senin gibi pek yakışıklı, pek cesaretli, pek düzenbaz, kendi yalanına aşık bir tip olduğunu bilirim.

Okumamışsanız, okumanızı sonra da aynaya bakmanızı tavsiye ederim.

***

Romanya’ya ne zaman geldin bilmiyorum; sizinkilerin hovarda ama dindar Türklere 100 dolar karşılığı dini nikah kıyarak iş başı yaptığı günleri bilir misin kara kaküllü Amed’im?

Soydaş çocuklarını otobüslerle İzmir’e götürüp ‘Işık evleri’ne tıkıp, pasaportlarını da ellerinden alıp karanlığa ittiğiniz günleri bilir misin Amed?

Her halde bilirsin, yoksa seni niye ‘Cemaat İmamı’ yapsınlar değil mi?

Seni niye hatırladığımı söyliyeyim Amed’im: Bu günlerde Bükreş’te kimi görsem adı Amed olan birinin gönderdiği “valla, billa darbe girişimini biz yapmadık!” minvalindeki sms mesajları okutuyor bana. Sonra da kendi cevaplarını.

Okuduğum kadarı ile vatandaşların cevapları bir harika. Tam doktora tezi konusu olacak cevaplar.

Eğer o Amed sen isen rica etsem, o cevapları bana gönderir misin kara kaküllü Amed’im. Her bir cevap gördüğüm kadarı ile değil hikâye, Romanlık mevzular. Söylemesi ayıp, serde biraz yazarlık var da.

Kırk yıl kandırılmış insanların tepkisi olan ibretlik sözleri bir daha ben nerede bulurum Amed? Yap bir iyilik, gönder aldığın cevapları bana!

(Bu yazı 28 Temmuz 2016 tarihinde ayyımlanmıştır)

***

ÜÇÜNCÜ YAZI

Bu vatan kimin ?

Gergin, yorgun ve yoğun geçen bazı günlerin ardından yaptığım gibi yaptım dün akşam. Önce Şairin, “harita’da güzel adın okunmaz / Uzanıp da bir el sana dokunmaz” dediği Şirin Kırşehir’e gittim. Memleteketten ajansların geçtiği tabut resimlerine bakarken birkaç sanatçıdan dinledim bu türküyü..
Sonra, “Sivas ellerinden”i, “Erzincan’a girdim ne güzel bağlar”ı, “Oy Giresun, Giresun”u, “Ahlat’ın başındayım”ı, “Urfalıyam ezelden”i, “Ürgüp’ten de çıktığımı görmüşler”i, “Estel -Midyat arası”nı, “Çamlığın başından tüter bir tütün”ü.. hatırlayarak zihnimi dört nala Bükreş’ten Anadolu’ya sürdüm.
Baktım yoruldum..

“Adına türkü yakılmamış bir karış toprağımız var mı Anadolu’da” diye göğüs geçirdim.
Sıra sıra duran tabut resimleri, 92 yıllık ömrünün 70 yılını öğretmenlik yaparak geçiren Kastamonulu Orhan Şaik Gökyay’ın “Bu vatan kimin?” sorusunu hatırlattı.

Cevabı yine Şair vermiş; “Bu Vatan, toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlarındır.”
Giresunlu şehit Cengiz Sarıbaş’ın annesi Gülyaz Sarıbaş, “Benim bir oğlum daha var. Gerekirse onu da şehit veririm. Ama Başbakan bu açılımdan vazgeçsin” tavsiyesinde bulunmuş. Muşlu şehit Ferit Demir’in ağabeyi Mahsum Demir kardeşinin tabutunu “Vatan sağolsun” diye karşılamış.
Hataylı şehit Fatih Yonca’nın babası Bülent Yonca, “Açılım maçılım istemiyorum” diye bağırmış.
“Canileri bulun!” diye haykıran bir başka şehit babasına bakanlardan biri “kanı yerde kalmayacak” demiş.
Ve AB Dönem başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, 7 şehitle sonuçlanan “saldırının Türk hükümetini demokratik açılım sürecinden caydırmaması temenni” edilmiş.
Emriniz olur!
“Türkü bilmeyen Türk’ü ne bilir!” diyor bir başka şair.
Bugün babalarının tabutları öptürülen 2-3 yaşındaki şehit çocukları yarın büyüdüklerinde ve babalarını her hatırlayışlarında bir başka öğretmen şair olan Arif Nihat Asya’nın dili ile haykıracaklar;
“Onlardan kaldı bu toprak / Biz gezip tozmayalım mı? /  Yabanlar kıskanır diye / Destanlar yazmayalım mı?”
Türk, toprak, türkü ve vatan..

Aralarındaki gizemli sırrı yeryüzünde Türkler kadar bilen bir başka millet olmasa gerek.
(Bu yazı 11 Aralık 2009 tarihinde yayımlandı)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir