HAMDİ YILMAZ – 15 TEMMUZ YAZILARI-8

Bakan Elvan’ın Bükreş ziyaretinden notlar

Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın Polonya’nın ardından Romanya’ya gelerek FETÖ’nün kanlı ve başarısız darbe girişimini anlatması, her şeyden önce uzun bir aradan sonra Bükreş’e üst seviyede bir ziyaretin gerçekleşmesi açısından iyi oldu.

Eskiden bakanlarımız resmi temasların dışında ilk olarak FETÖ yandaşlarının okullarını ziyaret ederlerdi. Bir Bakan’ın okul yetkilileri ile kapandığı odaya Büyükelçimizin dahi alınmadığı günü de görmüştü bu gözler.

Şimdi onların 15 Temmuz kanlı macerasını anlatıyoruz Romenlere.

Bakan Elvan, bir Romen gazetecinin sorusunu cevaplandırırken, 30 yıl Türk devlet adamlarını ‘olimpiyat, madalya’ gibi argümanlarla nasıl kandırdıklarını anlattı.

Dünya genelinde bulundukları yerlerdeki üst düzey devlet adamlarının çocuklarının öğrencileri oluşunu referans olarak gösterdiklerini ifadelendirdi.

İlk okuldan aldıkları çocukların üniversiteyi bitirişi ile işin bitmediğini, sonraki klasik iş bulma ve neticelerini de aktardı Bakan Elvan.

Dünya genelinde uyanan pek çok ülkenin gerekeni yaptığını anlatan Bakan Elvan, polomik yaratacacak cevaplardan da kaçındı.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine karşı toplumun bütün kesimlerinin bir araya gelerek ortak tepki koyduğunu söyleyen Bakan Elvan, birçok Avrupa devletinin söz konusu darbe girişimine kısa sürede tepki vermediğini hususunun dikkat çekici olduğunu söyledi.

Elvan, darbe girişiminden sonra gösterilen performans ile Türkiye ekonomisinin temellerinin sağlam olduğunun ispatlandığını vurgulayarak ‘Biz yandık, siz yanmayın’ dedi.

Bazı karanlık güçlerin Türkiye aleyhine propaganda yürüttüklerine dikkati çeken Elvan’ın şu sözleri de doğrusu kayda değerdi:

“Bugün Türkiye, yarın Romanya, daha sonra başka bir ülke. Demokrasiye sahip çıkmalıyız. FETÖ sapık bir dini anlayışa sahip. Asker kıyafeti giymiş teröristlerin ifadelerine baktığımızda darbe girişiminin başı Pensilvanya’daki terörist başı Fetullah Gülen’dir. Bunu, girişimi yapanların birçoğu itiraf etti.

Bu terörist yapı sadece Türkiye’yi ilgilendirmiyor. Biz bu darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık, onları püskürttük, gereken cezayı veriyoruz ama bizde bir deyiş vardır ‘biz yandık, siz yanmayın’ diye. Bu kapsamda gereken hassasiyeti Romanya’nın göstereceğine inanıyorum.”

Kısacık bir güne ne sığdırılabilinirse onu sığdırmaya çalıştı Bakan Elvan.

Sayıları sınırlı da olsa Romanya ticaretinde önemli firmaların yöneticilerine dinamik Türk ekonomisini anlatmak, FETÖ yandaşlarınca algı operasyonuna maruz bırakılmış medya mensuplarının sorunlarını içtenlikle ve samimiyetle kendi siyasi muhalif parti milletvekilleri ile birlikte cavaplandırmak yabana atılacak bir  olay olmasa gerek. CHP ve MHP milletvekillerinin de kısa ama öz ve doyurucu konuştuklarını belirtmeliyim.

(Bu yazı 19 Ağustos 2016 tarihinde yayımlanmıştır)

***

İKİNCİ YAZI

 ‘Şirretlik ve utanmazlıkla mücadele’

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun Pazar günkü Yeniçağ’da yayımlanan “Ar damarı çatlamışlarla baş edilebilir mi?” başlıklı yazısında “Melanetlerinden, şirretliklerinden, yolsuzluklarından zerre kadar utanç hissi duymayanlarla baş etmek zordur. Ar damarı çatlamış olanlarla baş etmek zordur. Evet zordur, fakat imkânsız değildir.” diyor.

Ercilasun’un yazısı başlı başına bir ders niteliğinde ama, biz bazı bölümlerini parça parça tekrarlamakla yetineceğiz:

***

“Öncelikle kötülere, şirretlere, utanmazlara teslim olmamak gerekir. Ümitsizliğe kapılmak, teslim olmaktır. Mücadele etme niyeti taşımamak, teslim olmaktır. Mücadele etmekten vazgeçmek, teslim olmaktır. O hâlde ümitsizliğe kapılmayacak, mücadele için niyet ve azmine sahip olunacaktır.” 

“Şirretlik ve utanmazlıkla mücadele edenler, parça parça olmayacaklar, bütün olacaklardır. Karşıtların tamamını uyandırıp silkeleyerek harekete geçireceklerdir. Birbirleriyle değil, ar damarı çatlamış olanlarla uğraşacaklardır. Yılmadan, usanmadan, gevşemeden çalışacaklardır. En az, utanmazların cüreti kadar cesarete sahip olacaklardır.”

“Korkaklar, şirretlikle, yolsuzlukla, utanmazlıkla mücadele edemezler. Korkak olanların kendilerine yapılan haksızlıklardan ve kötülüklerden şikâyet etmeye de hakları yoktur. Şirretlik ve utanmazlık ancak cesaretle yok edilebilir. Cesaret ve birlik!.. Başka çıkar yolu yok.”

“Aksi takdirde…

O kurumu ve derneği, o partiyi ve ülkeyi ya terk edeceksiniz; ya da zillet ve eziklik içinde orada yaşamaya devam edeceksiniz.”

“Utanmazlık, şirretlik ve namussuzluk, zelil ve ezik insanların omuzlarına basarak yükselir. Yükseldikçe şiddetini artırır, şımarıklaşır, arsız ve yüzsüz hâle gelir. Korkaklar, ezikler, zillete boyun eğenler şu veya bu gerekçeyle kendilerini mazur görebilirler.

Fakat şunu akıllarından çıkarmamalıdırlar. Ar damarı çatlamış olanlar, hiçbir mazerete kulak asmazlar. Tam tersine mazeretlerin üzerinde tepinirler.

Başları dik olanlar, bir ve cesur olurlarsa, mücadele azmi taşırlarsa, şu şımarık, şu arsız adam var ya, şu şımarık ve şu arsız adamlar var ya, hepsini yerle bir ederler.”

***

Doğru söze ne denir?

Safiyane onlara gönül vermiş, hatalarını idrak ettikçe de uzaklaşan insanlarımızı tenzih ederek söylüyorum.  Ben şahsen bana yaptıklarını, affedebilirim. Sizler de dilerseniz şahsi hakkınızı affedebilirsiniz.

Amma, kamu malını çalanları, ‘Himmet’ adı altında binbir fırldakla yutanları, sınavlarda çaldıkları ve şartlandırdıklarına verdikleri soru cevapları ile gencecik çocukların istikbalini çalanları, hatta ailelerden çaldıkları ve kod adları ile 30-40 yıl koyun gibi şartlandırarak güttükleri çocuklarla, milletin silahını halkın üzerine doğrultanları kimsenin affetme hakkı yoktur. Benim de yoktur, sizin de yoktur, en aşağısından en yukarısına kadar hiç bir kamu görevlisinin de yoktur.

Başta dandirik Mehdileri, din iman tüccarı Gülen Efendi olmak üzere, şimdi onların hesap verme zamanıdır. Kimsenin bu hesaptan kurtulma hakkı yoktur. Türk Devleti bu ipliği pazara çıkmış ipsizlerden hesap soracak güç ve kudrettedir. Yaşayan görecektir. “Yakalananların yedeği var” diye hâla gözdağı vermeye kalkan 99. sınıf propoganistler de görecektir. İnsanların ilanihayet kandırıldıkları nerede görülmüş?

(Bu yazı 23 Ağustos 2016 tarihinde yayımlanmıştır)

***

ÜÇÜNCÜ YAZI

Güç ortak istemez!

Diktatörler uzaktaki coğrafyalara ve uzaktaki çağlara etki eden veya doğru bir ifade ile iz sürme başarısı gösterebilmiş insanlardır. Bir diktatörün ruhunun sindiği coğrafyada yaşamanın bazen dayanılmaz ağırlığı oluyor.

Kaddafi’nin feci akibeti bize bunu hatırlattı. Romanya’nın Kominist Diktatörü Nikolay Çavuşesku, ilk gençlik yıllarımızda belleğimizdeki yerini ikide bir Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaretlerde TRT televizyonu ekranındaki görüntüsü ile koruyor.

Paltolu, babacan görünümlü halim selim bir insan. Bundan dört yıl kadar önce bir Romen gazetesinde yayımlanan tarihi bir yazıda Osman diye bir Türk’ün ünlü Romen diktatörünü tokatladığı yazılıydı.

Merak sardı, kimdi bu Osman? Bir diktatörü nasıl tokatlamıştı? Üstelik olayın hapishanede gerçekleştirildiği yazılıydı, diktatörün hapiste işi neydi? Bu gibi soruların cevabını almak için dizinin yazarı ile Bükreş’teki Türk otellerinden birisinde buluştuk. Dizi yazarı doktoralı bir Hanım’dı. İsmini şimdi hatırlamıyorum ama aynı gazetede Komünist dönemin tek gazetesi olan “Kızılyıldız”ı bir süre hergün tıpkı basım ek olarak yayına hazırladığını biliyorum.

Sürekli takip etmesem de 20 küsür yıl önceki Kızılyıldız gazetesinin tıpkı basımını her gördüğümde Çavuşeskularla açılıp, Çavuşeskularla kapanan Romen TV’sinin programı ile Diktatör Karısı Elena’nın günlüğü dikkatimi çekerdi.

Neyse, dizi yazarı bu Bayan’a Osman’ın kim olduğunu sordum.

Kadın bende dizinin yazarı ile kel alaka birisiymiş gibi bir imaj bıraktıysa da, bu konuda ayrıntıya sahip olmadığını, sadece kaynak kişisinin olayı aktardığını, kendisinin de detaya girmediğini söylemekle yetindi. Aradığımı bulamamıştım.

Gazetemizde yayınlanan dizilerde öğrendik.

Diktatör Çavuşesku’nun hapis yatmış olabileceği hiç aklıma gelmezdi. Bir Diktatörün karısı tarafından aldatılışlarını da doğrusu düşünemezdim. Yine dizide Komünist diktatör Çavuşesku’nun hapishane öyküsünü okurken, ‘Bizim Osman’ı hatırladım. Muhtemelen Romanya’nın yerli Türklerinden biri olmalıydı. Biliyor musunuz, insanoğlu pek merhametli olduğu kadar pek de nankör bir yaratık. Çavuşesku, hapishanede iken yakalandığı ‘Frengi’ yada ‘belsoğukluğu’ hastalığından kurtulmak için kendisine tedavi fırsatı veren generale diktatör olunca bir tek iyilik yapabilmiş. O da Tuna kanalında çalışan mahkum olma ayrıcalığı!

Güç ortak kabul etmez, leke de istemez. Lütuf sahiplerinin varlığından da hoşlanmaz. Olaylara biraz da bu pencereden bakamaz mısınız?

Öte yandan nedense hayatın uzunluğuna da takıldım, yoksa mahkumiyetten diktatörlüğe bir hayat nasıl sığdırılır?

(Bu yazı 2 Aralık 2013 tarihinde yayımlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir