“Türk müteşebbisleri” uyduruğu

*Diziyi Hazırlayan: HAMDİ YILMAZ

Fetullah Gülen yandaşları yıllarca Türk kamuoyunu okullarla ilgili olarak, “Türk müteşebbislerinin açtığı okullar” yalanı ile uyuttu. Ortada müteşebbis filan yoktu. Hepsi Fetullah Gülen örgütünün sermayesi idi.

Bu sermayenin nasıl oluştuğu ise Türk kamuoyunca malum.

Fettullahçı sitelerde “Dünyanın dört bir tarafında faaliyet gösteren Türk okulları başarılarına bir yenisini daha ekledi.” şeklinde propaganda yapılırken, 15 Temmuz 2016 kanlı ve başarısız darbe girişiminden sonra Romanya’daki Fetullah Gülen yandaşları ağız değiştirerek, okulların hukuki statüsünü ön plana çıkartmaya çalışarak Fetullah Gülen ile ilgilerinin olmadığını söylemeye, “Fetullah Gülen şirketimizin ortağı değil”  demeye başladılar.

Madem öyle, biz de bugüne kadar ‘Türk müteşebbisleri” diye Türk kamuoyundan gizlenenlere bakalım.

Ve gelin 27 Temmuz 2016 tarihli Anayurt gazetesinden “Kim bu Türk müteşebbisleri?” başlığı ve “Kanlı darbe girşimcisi Fetullah Gülen yandaşlarının Romanya’da kurduğu Lumina Eğititim Kurumları Romenleşiyor!” spotu ile yayımlanan habere bakalım:

“Türkiye’deki kanlı darbe girişimcisi Fetullah Terör Örgütü (FETÖ) yandaşlarının Romanya’da kurduğu okullar Türk toplumuna hep, “Türk müteşebbislerinin kurdukları okul” olarak takdim edildi. Ancak, okulların kime ait olduğu FETÖ’cü basın yayın kuruluşlarınca hiç bir zaman belirtilmedi.

Son zamanlarda FETÖ yanlısı basın kuruluşları ağız değiştirerek “Türk ve Romen müteşebbisler tarafından kurulan Lumina Eğitim Kurumları” ifadesini kullanmaya başladılar.

Bu da FETÖ örgütü yandaşlarının okulları kurtarma derdine düştüğü, bu yüzden okul hisselerinin bir bölümünün göstermelik olarak kendi kontrollerindeki bazı Romenlere devredildiği ifade ediliyor.

Öte yandan, örgütün okullardaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı idarecileri de Romenlerle değiştirdikleri belirtiliyor.

Okulların hukuki olarak sahibi Köstence merkezli ‘LUMINA INSTITUTII DE INVATAMINT SA’ adlı şirket.

Bu şirket, 2013 yılında 564 kişi çalıştırarak  45 milyon 317 bin 360 Ron (yaklaşık 10,2 milyon euro) ciro yaptı.

2014 yılında 568 yılında 568 kişi çalıştırarak, 46 milyon 648 bin 728 Ron ciro, 3 milyon 730 bin 168 Ron net kâr  elde eden FETÖ yandaşlarının sahibi gözüktüğü Lumina, Türkiye’de hükümet tarafından FETÖ terör örgütünün deşifre edilmesi ile, ilk ciddi zararı gördü ve  2015 yılında cirosu yüzde 10’un üzerindeki bir azalımla 41 milyon 402 bin 940 Ron’a düştü. Çalışan sayısını da yaklaşık yüzde 15 oranında azaltarak 492 kişiye düşüren Lumina kârını ise yüzde 50 civarında artırarak 5 milyon 670 bin 337 Ron’a yükseltti.

İŞTE ‘TÜRK MÜTEŞEBBİSLERİ’

Rumen devletine verilen 2015 bilançolarına göre, ‘LUMINA INSTUTII DE INVATAMINT SA’ adlı şirketin  yüzde 0,27’si Muğla 1963 doğumlu Padem Huseyin’e, yüzde 11,75’i Nürnberg 1972 doğumlu Murat Özdemir’e (halen okulun Finans Müdürü ve 65 bin euro rüşvet iddiasında DNA savcılarınca sorgulandı), yüzde 6,05’i Adana 1969 doğumlu Hamdi Akyol’a, 56,83’ü Fatih Gürsoy’a (Rüşvet iddiası olayında DNA savcılarınca sorgulandı), yüzde 16,58’i ise Turgutlu 1968 doğumlu Fatih Göktaş’a (2020’de hakkında 65 bir euro rüşvet verdiği iddiası ile dava açıldı) ait.

FETÖ yandaşı medyanın yeni kullanmaya başladığı “Türk ve Romen müteşebbisler tarafından kurulan Lumina Eğitim Kurumları” ifadesine bakılırsa, bu hisse oranları ve sahiplerinin 2016 yılında değiştiği anlaşılıyor.

****

Şimdi de size, normalde vicdan kelimesinin v’sine sahip olmayan, (hem üstelik suç örgütlerinde vicdan mı aranır?) Fetullah  Gülen tayfasının hayır işlerini sunalım. İyilikseverliğine (!),  meğersem ne kadar da bonkör ve hayırseverlermiş de haberimiz yokmuş.

İşte size http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=fethullah+g%C3%BClen%2F%40googlechrome

adresinden alıntıladığım yazımı bozuk ve olduğu gibi aktaracağım iki gencin Romanya maceraları:

***                            

gençliğimde üniversite okurken bir yarışma sebebiyle üç arkadaş romanya’ya gidip 2-3 gün kadar orada kalmamız gerekti. kalacak yer ayarlarız bir ara diye düşünürken son gün çattı, tek kalacak yer umudumuz olan bir tanıdık da müsait olmadığını söyledi ve bodoslama bükreş’e indik. günlerden cuma’ydı ve sabah saatlerinde havaalanına inmiştik. gece nerde kalacağımız hakkında pek bir fikrimiz yoktu.
cuma vakti yaklaşınca şehirde bir cami aramaya koyulduk, yarım yamalak ingilizcemizle bir cami bulduk ve girdik. hutbe türkçe ve rumence okundu. namazı kıldıran kişi de aksanı ve bıyığı itibariyle bildiğin türk’tü. namazdan sonra kendisiyle konuştuk, “acıktık da bükreş’te helal kesim et bulabileceğimiz bir yer tarif edebilir misiniz?” dedik.
“nerden geliyorsunuz siz?” dedi. “istanbul’dan geliyoruz, bi yarışma vardı da ona geldik” dedik. “gelin ben götüreyim sizi” dedi. bindik arabasına, bizi ırak’lı türkmen bir arkadaşının kebapçısına götürdü. bir kişi daha çağırdı yolda. hep birlikte güzel bir kebap yedik. hesabı da onlar ödediler.
sohbet esnasında halimizi anlattık, dedik “böyle böyle.. kalacak yer bulamadık” falan. “şimdi akşam bir işiniz var mı?” dedi, “yok” dedik. sonra bizden pasaportlarımızı istedi, işkillendik. “noluyoruz lan?” dedik içimizden, ama verdik. daha sonra yemeğe gelen diğer arkadaşa “al bunları gezdir” gibilerinden birşey dedi. sonra atladık onun arabasına, başladık gezmeye. ordaki türk okuluna götürdü bizi, muazzam güzel bir binaydı. binanın özelliklerini, türkiye’deki eğitim standartlarından çok yüksek eğitim verdiklerini, burdaki abilerin çocuklarının çok şanslı olduğunu, ezberci eğitimden nasıl kaçındıklarını filan anlattı. sonra akşam bir türk abi’nin tatlıcısına götürdüler bizi. onla muhabbet ettik biraz, biraz da tatlı yedik.
sonra pasaportlarımızı getirdi o abi, meğer bize bir otel odası tutmuşlar 3 kişilik. ardından açmayı düşündükleri bir vakıf binasına götürdüler bizi. orayı da gezdik, çay eşliğinde muhabbet ettik. daha sonra geç olduğu için bizi otelimize bıraktılar. zira ertesi gün yarışmamız vardı. bırakmadan önce de paramız olup olmadığını sordular. euro var bir miktar dedik, lei de olsun deyip bir miktar para, birkaç koli de ülker bisküvisi verdiler.
neyse girdik otele, güzel bi oteldi. lan dedik sabah nerde kalacağımız belli değildi, şu halimize bak şimdi. uyuduk bi güzel, ertesi gün de politeknika üniversitesi’ne gidip yarışmamıza girdik, efendi gibi yarıştık, elendik; yarışma bitince da döndük “şehri gezelim biraz” dedik. abi aradı, dedi “napıyorsunuz?”. dedik “geziyoruz”. “nerdesiniz, işiniz yok değil mi?” dedi, tarif ettik, geldi aldı bizi, ploieşti diye bir şehre götürdü.
orda bir türk abi’nin çikolata fabrikası varmış. bahçesinde cağ kebabı pişirmişler; tatlı, matlı, çay filan bir güzel ziyafet çektik. daha sonra dönerken yolda, romanya’da yaptıkları hizmetleri, romanya’da olmanın zorluklarını, güzel yanlarını filan anlattılar. abi’nin bizden sonra bir de halı saha maçı varmış, ona gitti. Romanya’da cumartesi günleri genelde hoş olmayan eğlenceler yapılıyormuş o yüzden cumartesi günlerini kimsenin nefsi oralara kaymasın diye hep bir aktiviteyle geçiriyorlarmış, onları anlattılar.
döndük otele, hala inanamıyorduk yaşadıklarımıza. uyuduk. ertesi gün, pazar olması itibariyle bir işimiz yoktu ama dönüş biletini pazartesi’ye almıştık ve o yüzden boştuk. gezelim bari biraz şehri dedik. dünkü abi halı saha maçından sonra hastalanmış, “birini ayarlayayım sizi gezdirsin isterseniz” dedi, yok dedik. kendimiz şehri gezmeye başladık, dristor kebab diye bir türk lokantası bulduk, ordan yemek yedik. sonra diğer abi aradı, “napıyorsunuz, nerdesiniz? tarif edin alayım sizi” dedi, söyledik, geldi aldı, kendi evine götürdü.
oğluyla tanıştık, şeker bişeydi kerata. o gün de gs’nın maçı vardı, internetten buldu bize maçı, oturduk tatlı-çay eşliğinde maçı seyrettik, sohbet ettik. sonra da otele döndük, uyuduk.
son gün pazartesi, akşama doğru İstanbul’a uçağımız vardı. öğlene doğru kalktık, otelden çıkışımızı yapacaktık, abi aradı. çıkmayın otelden ben gelicem dedi. geldi, otel parasını kendi ödedi. üçüncü bir abi geldi yanında. onla da tanıştık. oradan bizi bükreş’te pvc işi yapan bir abinin yanına götürdüler, tam karşısında da kasaplık yapan başka bir abi vardı. orada da bir güzel sohbet ettik ve havaalanına nasıl gideceğimizi tarif ettiler.
ayrılacakken, bize başta verdikleri parayı teslim edelim dedik. zira o kadar para verilince bize, utanıp da pek birşey harcamamıştık; geri veririz demiştik. demez olaydık, almadıkları gibi bir güzel de fırça yedik. neyse sonra ayrıldık.
havaalanına da giderken biraz gezelim vaktimiz var dedik lakin fazla dolandık ki uçağı kaçırma tehlikesi başgösterdi, abiyi aradık, anlattık. o da ordaki türk kolejinin yurdu ile iletişim kurdu, havaalanına gidecek bir araba varmış, oradan gelecek bir öğrenci grubunu karşılayacakmış. bizi onlarla buluşturdu, oraya gittik. havaalanına bizi onlar bıraktı. artan bisküvilerden alabildiğimiz kadarını da aldık, türkiye’ye getirdik.
uçağa bindiğimizde şöyle bir düşündük ki; üç gün önce bizi hiç tanımayan insanlar bizle ne kadar ilgilendiler. hatta hesapladık sonra; oteliydi, cebimize para koymasıydı, yemeğiydi derken ceplerinden gayet ciddi bir miktar da para harcadılar. hiçbir karşılık da beklemediler.

YARIN

Savcı Nuh Mete Yüksel’in FETO İddianamesi

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir