Yargıç Ruth Bader Ginsburg’un ardından…

*ABD’de geçtiğimiz gün hem başkanlık seçimlerinin hem de ABD iç ve dış siyasetinin kaderini değiştirecek bir ölüm yaşandı

ABD Yüksek Mahkemesi (Supreme Court) üyesi yargıç Ruth Bader Ginsburg 87 yaşında hayatını kaybetti. Ruth Bader Ginsburg hem  feminist bir ikon hem de Yüksek Mahkeme’de liberal kanadın lideriydi. Hayatını kadın erkek eşitliği için mücadele vererek geçiren Ruth Bader Ginsburg, birçok cinsiyetçi ve ayrımcı yasanın kaldırılması için çalışmış; iş, sosyal, okul kısacası toplumun her alanında kadınların da erkekler ile aynı muameleyi görmesi için savaşmıştı. Kendisi de kariyerinin ilk yıllarında cinsiyetçiliğin mağdurlarından biri olmuş, Harvard Hukuk mezunu olmasına rağmen hiç iş bulamamıştı. Ginsburg, Yüksek Mahkeme’de görev alan ikinci kadın olarak sadece kadın haklarını değil; toplumda ezilen her kesimin; azınlıkların, göçmenlerin ve LGBTİ+’ların haklarını savunmuştur.

Bir feminist olarak söylediği şu söz oldukça etkileyicidir: “Bana bazen Yüksek Mahkeme’de kaç kadın yargıcın yeterli olacağını soruyorlar, ben de hepsi kadın olunca diyorum. İnsanlar ben bunu deyince şok oluyorlar, halbuki zamanında hepsi erkekti ve kimse bunun hakkında soru sormuyordu.” Ginsburg’un ölümü milyonlarca ABD’liyi şoka uğrattı. Dün binlerce ABD’li Yüksek Mahkeme’ye yürüyerek kendisi anısına bir anma etkinliği düzenledi. Ginsburg;  Cumhuriyetçi, Demokrat; liberal, muhafazakar fark etmeksizin her kesimin saygı duyduğu bir yargıç olarak hatırlanacak. Fakat ölümünün üzerinden 24 saat geçmeden siyasi hesaplar yapılmaya başlandı. Bill Clinton tarafından atanan ve 27 yıl Yüksek Mahkeme’de görev yapan Ginsburg’un yerine biri geçecek mi? Geçecek ise kim?

YÜKSEK MAHKEME

Yüksek Mahkeme, yapı ve görev itibariyle Anayasa Mahkemesi’nin bir muadili olarak görülebilir. Yine de seçim usulü ve yargıçların hepsinin açık bir şekilde siyasal eğilimli olması Anayasa Mahkemesi ile farklılık gösteriyor. Yüksek Mahkeme’nin başkan tarafından aday gösterilen ve senato tarafından onaylanan 9 üyesi mevcut. Bu üyeler, kendi istekleri ve ölüm sebepleri dışında görevinden ayrılamıyor. Kural olarak bir azil sürecine de konu olabilirler. Ancak şu zamana kadar görev alan 112 yargıcın hiçbiri azil sebebiyle görevinden ayrılmadı. Kısacası Yüksek Mahkeme yargıçlığı ömürlük bir görev. Bu yüzden siyasal iktidarın manevra alanı kısıtlı. 

ABD Anayasası’na göre başkanın göstereceği aday hiçbir cinsiyet, yaş, ırk veya eğitim kriterine tabi değil. Bu yüzden ABD tarihinde Yüksek Mahkeme’de göreve başlayan yargıçlar arasında 32 yaşında olan da var, lise mezunu olmayan da. İdeal olarak siyasi anlamda tarafsız olmasını beklediğimiz yargıçların, Yüksek Mahkeme’ye partili bir başkan tarafından atanmasından dolayı, muhafazakar ve liberal olmak üzere birer siyasi eğilimi var. Bu yüzden ABD’li başkanlar atayacakları yargıçların kendi siyasi görüşlerine paralel görüşleri olmasına oldukça dikkat ederler öyle ki Cumhuriyetçi başkan Eisenhower, Yüksek Mahkeme’ye yargıç Warren’ı atadığında ve Warren, Eisenhower’ın hiçbir politikasını takip etmeyip oldukça özgürlükçü ve liberal politikalar ürettiğinde Eisenhower; kendisinin ataması hakkında “ Hayatımda yaptığım en aptalca yanlış.” demişti.

Ginsburg’un ölümünden önce Yüksek Mahkeme’de 5 muhafazakar 4 de liberal yargıç mevcuttu. Yüksek Mahkeme’nin yapısının değişmesi, aldıkları kritik kararların da seyrinin değişmesine sebep olacak. Yüksek Mahkeme tüm ülkeyi ilgilendiren kararların verildiği, son sözü söyleyen kurum. Verilen kararlar bir emsal niteliğinde dünyanın her yerinde hukuk fakültelerinde okutulur. Verilen bu kararlar arasında okullarda siyah-beyaz öğrenci ayrımcılığının kaldırılması, LGBTİ+ hakları, göçmen hakları, Anayasa’yı ilgilendiren yüksek profilli ceza davaları ve hatta 2000 yılındaki başkanlık seçiminin karara bağlanması var.

Bu başkanlık seçiminde Gore ile Bush yarışmış ve Bush Florida eyaletini öylesine küçük bir farkla kazanmıştı ki ( 534 oy) eyalet yasalarına göre oyların bir daha sayılması gerekiyordu. Ancak Yüksek Mahkeme oyların yeniden sayımını Anayasa’ya aykırı bularak sayımı durdurmuş ve Bush’un başkan olarak seçilmesini sağlamıştı. Kısacası Yüksek Mahkeme’de verilen kararlar sadece ABD’nin değil tüm dünyanın da kaderini etkileyen kararlardır. O yüzden seçilen her ABD başkanı için Yüksek Mahkeme’ye yargıç atamak kendi siyasi görüşünün temellenmesi ve etkili hale gelebilmesi için önemli bir silah.

TRUMP YÜKSEK MAHKEME’YE YARGIÇ ATAMAK İSTİYOR

Trump, göreve geldiğinden beri Yüksek Mahkeme’ye iki muhafazakar yargıç atadı. Bu da Cumhuriyetçiler arasında büyük bir zafer edasıyla karşılandı. Seçilen iki yargıç da oldukça genç; biri 53, diğeri 55 yaşında; uzun süre Yüksek Mahkeme’de kalacakları kesin. Trump şimdi de Ginsburg’un boşalan koltuğuna muhafazakar bir yargıç atamak istiyor. Hatta aday göstereceği yargıcın bir kadın olacağını açıkladı bile. Bu hamlesiyle kadın seçmenler arasında düşen oylarını artıracağını düşünüyor. Aynı zamanda yine oldukça muhafazakar bir yargıç atayarak Trump’tan haz etmeyen ancak kürtaj, göçmen ve LGBTİ+ karşıtı seçmeni de cezbetmeye çalışıyor. Demokratlar ve bazı orta yolcu Cumhuriyetçiler seçime sadece 1.5 ay kala böyle bir atamanın yapılmasından rahatsız.

Meselenin bir benzeri Obama döneminde de yaşanmıştı. Obama, son döneminin bitmesine 8 ay kala o sırada ölen Yüksek Mahkeme üyesi yargıç Scalia’nın yerine bir yargıç aday göstermiş, o sırada senatoda çoğunlukta olan Cumhuriyetçiler onaylama sürecinde seçimin yakınlığı gibi hususları bahane ederek işi yokuşa sürmüş ve Obama’nın yargıç atamasına izin vermemişlerdi. Boşalan koltuğa göreve yeni gelen Trump yargıç atamıştı. Şimdi de benzer bir durum yaşansa da Cumhuriyetçilerin yargıç atama konusundaki ısrarları Demokratlar tarafından ikiyüzlülükle suçlanmalarına sebep oluyor. Bu eleştirilere ise Senato çoğunluk lideri Cumhuriyetçi Mitch McConnell bir kuraldan bahsederek cevap veriyor. McConnel’ın anlattığı kurala göre, eğer senatonun çoğunluğu ile başkan farklı partilerden ise başkan seçim senesi yargıç atayamıyor. Böylece Obama’nın yargıç atayamamasını, Trump’ın ise atayacak olmasını meşru bir zemine oturtuyor.

Bu kurala rağmen yargıç atanmasını engelleyecek birkaç husus daha var. Aday gösterilen yargıcın senato tarafından araştırılması ve onaylanmasının 1.5 aydan daha uzun süreceğine kesin gözüyle bakılıyor. Fakat seçilmese bile Trump, koltuğu Ocak’ta Biden’a teslim edecek. Bu ara süreçte de atama gerçekleşebilir. Bu ihtimali de göz önüne aldığımızda atamayı durduracak bir husus daha var. Senatonun yargı atamasını sağlayacak bazı üyeleri de seçime gidiyor, senatonun yargı komisyonu başkanı Lindsey Graham da bunlardan biri. Yani yargıcı onaylayacak seçim kurulunun bile seçimden sonra kalıp kalmayacağı muallakta.

İstikrarsızlık ve dengesizlik sağlayan bu etmenler altında Biden ve Demokrat Parti yargıç atamasına hiddetle karşı çıkarken Trump ne yapıp edip yargıç atamaya ve Yüksek Mahkeme’nin yapısını 6 muhafazakar ve 3 liberal yargıç olarak değiştirmekte kararlı. Son olarak, Ruth Bader Ginsburg hayatının son anlarında dahi mücadele vererek boşalacak koltuğuna  Trump’ın kimseyi atamamasını istemiş hatta son sözleri de “ Son dileğim yeni bir başkan seçilene kadar yerime kimsenin gelmemesi .” olmuştur.

(ZEYNEP LARA KADIOĞLU – Fikir Tankı Editörü / 21. Yüzyıl Enstitüsü)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir