HAMDİ YILMAZ – Babadağ’ı bilir misiniz?

Küresel salgın pek çok şey gibi gelenekselmiş etkinlikleri de silip süpürdü. Her yıl Eylül ayı veya Ekim ayı başında Babadağ’da Sarı saltuk etkinlikleri yapılırdı. Bu yıl yapılamadı. Bu vesile ile Babadağ’a ilk gidişimi anlatan 14 Nisan 2008 tarihli Babadağ’ı bilir misiniz?” başlıklı yazımı dikkatinize sunmak istiyorum.

***

“Hangi Babadağ ?” diye sorabilirsiniz. Doğru ya hangi Babadağ?

Ertan Demirhan’a göre Denizli’de de “Babadağ” varmış. Allah bilir Anadolu’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da kaç tane Babadağ vardır..

Ama biz Romanya’da hala ismini koruyabilmiş, Osmanlı’nın vilayeti, Romanya’nın Tulça vilayetine bağlı Babadağ Kasabası’na gidiyoruz. Bükreş’e 300 kilometre uzaklıktaki Babadağ’a yaklaştıkça tuhaf duygulara kapılıyor insan.

Hiç bir yerde bir İmparatorluğun kalıntıları üzerinde dolaşıyormuş piskolojisi içerisine girmemiştim. Köstence bile bana bu duyguyu yaşatamamıştı.

Dalmıştım, Ertan Bey’in “Çukurova’ya geldik” sözleri ile irkildim..

Gözlerim, lise öğrencisi iken yazları kamyonla karpuz taşırken gördüğüm Çukurova’yı aradı. Oysa, yine bir Çukurova evladı olan Hilmi Şahballı’nın ifadesi ile o “Çukurova nerdeydi, biz nerdeyiz”

Biz, adını koruyabilmiş bir başka Türk Çukurovası’ndaydık. Adına uygun bir köy.. Ne varki, isminin yazılışında Babadağ kadar şanslı değil, Romen alfabesindeki harflerin kurbanı. Tıpkı ‘Çay’ kelimesi gibi. Olsun! İşte Çukurova..

Sonra peş peşe bir Rus, bir Türk köyünden geçtik. İki imparatorluğun artçıları.. Onlar geldikleri yere geri dönememişlerden..

Babadağ! Türklerin Evliyası, Hıristiyanların Aziz’i Sarı Saltuk’un ebedi istirahatgahının bulunduğu belde. Bir insan iki ayrı dinin, iki ayrı kültür mensubu insanların sevgisini nasıl kazanır?

Bu, Peygamberlerin bile çok azına nasip olmuş Gazi Ali Paşa’nın, adının verildiği bir cami ile ödüllendirildiği ve aynı Cami avlusunda huzur içerisinde yattığı yer. 1876 yılında Ruslar tarafından yakıldıktan sonra 125 yıl Cami müze olarak kullanılmış, Gazi Ali Paşa da bir harabenin içinde kalmış. Sonra, Diyanet Vakfı 300 bin euro harcayarak Cami’yi ve Gazi Ali Paşa’nın türbesini kurtarmış. Ertan Demirhan da kardeşi Erkan Demirhan ile birlikte babaları Ekrem Demirhan’ın tarihi eser kurtarma huyunun mirascıları olarak, Sarı Saltuk’un Türbesi’nin kurtarılmasına öncülük etmişler. Onlar 30 bin euro, TİKA 27 bin euro, Diyanet de 10 bin euro vermiş.

Ertan Bey’e burayı nereden ve nasıl bulduklarını sordum. 2001 yılında işleri iyi gittiği için adak kurbanı kesmek için yer aramışlar. Durumu öğrenen dayılarının arkadaşı Prof. Dr. Alemdar Yalçın Babadağ’ı önermiş. Önerisi ile nelere vesile olduğunu bilmem biliyor mu?

***

Yukarıdaki anlattıklarımızı yaşadığımız o seyahatte, kameranımız Gabi’nin bir Müslüman duyarlılığı ile çektiği görüntüleri 20 Nisan 2008’de DDTV’deki “Turcia din Romania” yani “Romanya’daki Türkiye” programımızda ekranlara taşımıştık.

Geçenlerde Ertan Demirhan’ın aynı bölgedeki İshak Paşa türbesi ile ilgili anlattıklarını dinleyince 14 Nisan 2008’de yayımladığımız bu yazıyı hatırladık.

(Bu yazı 26 mayıs 2013 tarihinde yayınlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir