HAMDİ YILMAZ – ‘Şöyle bir köpek de olamadık!’

Kendi işimize yetemediğimiz bir dönemi yaşıyoruz. Buna rağmen fırsat bulup, Romen basınına baktığımda ağzım açık hayretler içinde kalıyorum.

Dün de öyle oldu. Kendisi küçük ama Romen aydınları üzerinde etkisi büyük Dilema Veche gazetesinde Matei Martin tarafından yazılmış, “Erdoğan rejimini değiştirmek için kaç Altan’a ihtiyaç var?” başlıklı bir yazı okudum.

Martin Efendi, Ahmet Altan’ın avukatlığına soyunmuş, kardeşi Mehmet’i de unutmamış. Hele hele Altan’ın yönettiği Fetullah’ın maşası ya da taşeron gazetesi Taraf’ı asla unutmamış.

Okuyan her Romen bu masum ve mazlum tosuncuklar için nasıl da üzülür.

Bildiklerinizi tekrarlayacak değilim.

Birileri Matei Efendi’nin kulağına, “At martini bre Debreli Hasan” der gibi üflemiş. Matei Martin de sallamış gidiyor.

Allah var, iyi avukatlık yapmış!

Romanya’daki Fetullahçı yoldaşlarının Türkiye’ye götürüp ağırladığı, kollarına pahalı saatler takdığı 35 gazeteci arasında Martin Efendi var mıydı, bilmem, Martin efendiliğine ‘Artin’ efendilikten mi geldi, onu da bilmem, günahını da almak istemem.

Ama yazısının başlığını son cümle olarak da kullanan, küresel ‘Gülenizm’ uyduruğunu ideoloji sanan Martin Efendiye sormak isterim.

Madem, sen “Erdoğan rejimini değiştirmek için kaç Altan’a ihtiyaç var?” diye soracak kadar burnunu -Türk halkının iradesine müdahale ederek- Türkiye’ye doğru uzatıyorsun, o zaman ben de sana benzer sorular sormak isterim.

16 yıldır bu ülkede gazetecilik yapıyorum, cebime bırak beş yıllığı bir yıllık oturum kartını koyabilmem için kaç yıl daha ülkenizde yaşamam gerekiyor?

Bir zahmet yoldaşların olan Fetullahçıların beni susturmak için Bükreş’te önüme yığdıkları hukuk taşlarına da lütfedip bakamaz mısın? Sizin gibileri kullanmakta çok mahir Fetullah Romanya tayfasının benden istedikleri tazminat paralarının kaç Romen vatandaşının 40 yıllık maaşları olduğunu hesaplayamaz mısın? Tanımadan bilmeden kulağına üflenen ile savunmaya kalktığın Altan kardeşler gazeteci de küresel çete meşhur etmedi diye biz değil miyiz? Değirmenlerine su taşımıyorum diye benim 30 yıldır Avrupa’da çektiğimi hangi gazeteci çekti?

***

Sevgili okuyucularım,

Artin mi Martin mi her neyse geçelim bir kalem, sizi tebessüm ettirecek bir şey anlatayım.

Yıl 1975. Ankara’ya yüksek tahsil için Anadolu’dan yeni gelmişiz. Lokantalarda suyun para ile satıldığını ilk gördüğümüzde, “Aç kalmıştım gurbette bir köşede / Susamıştım, o da burda şişede” diye şiirimsi sözler sıraladığımız günler yani.

Bir gün belediye otobüsünde gidiyoruz, bir kadın kucağındaki köpeği nasıl da seviyor. Yanımda bulunan arkadaşım köpeğe imrenmiş olmalı ki, “vay anasına be, şöyle bir köpek de olamadık!” dedi.

Martin efendinin yazısını okuyunca yıllar önce arkadaşımın söylediği o sözü gayri ihtiyarî tekrarladım: “Vay anasına, şöyle bir köpek de olamadık!”

***

‘İmren’me dedim de aklıma bir başka imrenme anısı daha geldi.

Diyarbakır’da el arabasının üzerinde çakmak vs satarken, Allah’ın “Yürü ya kulum” dediklerinden olan zat, Fetullah tayfasına Abant’taki toplantılarında ev sahipliği yapacak konuma gelmişti. Başbakanın elinden ödül bile aldığı, başarı sergileyerek yaptığı deprem konutları iki yıla varmadan çökmüş, ikinci oğlu da birincisi gibi karanlık gözüken bir trafik kazasına kurban gitmişti. Oğulun cenazesine gösterilen ilgiye bakarak, “insanı imrendiren bir ölüm” minvalinde bir cümle kullanmıştım.

Adam bu yazıya davayı Diyarbakır’da açtı. Oysa ben hayatımda bir kez Diyarbakır’ın içinden geçtim. Çok istememe rağmen bu kadim kentimizi görme imkânım olmadı.

Ama o kentte yargılandım.

Diyarbakır ne benim ne de gazetemin ikametgâhı idi. Davanın benim ve gazetemin adresinin bulunduğu Ankara’da görülmesi şeklindeki kanun maddesine uygun talebim FETÖ’cü hâkim tarafından reddedilmişti. “Ölüye imrenmek” suçundan yargılanmıştım.

Martin Efendi bizi nerelere götürdü vesselam…

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir