BİR ÖMÜR VE BİR PORTRE

*Ekim 1999’da Mustafa Ali Mehmet ile yaptığımız bir Röportajı yayımlandığı gazeteden alıntılayarak aynen yeniden veriyoruz

  • Doğup büyüdüğü topraklar aniden Bulgaristan’da kalıp, iki ülke arasında sınır kapatılınca 15 yaşında bir çocuk olarak yapa yanlız kalınan bir hayatın mücadelesi. Ünlü Romen tarihçisi ve Türkolog Mustafa Ali Mehmet, Yeni Okur’un sorularını cevaplandırdı.

*Röportaj: Hamdi Yılmaz

Bize kendinizden bahseder misiniz?

  • Memnuniyetle. Ben Romanya’dan alınıp, Bulgaristan’a verilen topraklarda doğup büyüdüm. Pazarcık kazası derlerdi benim doğduğum yere. Şimdi Bulagrsitan’da kaldı. 1924 yılında doğdum. İlkokuldan sonra, babam beni dini tahsil yapmam için medreseye göndermek istedi.

Romanya’da medrese var mıydı?

  • İkinci Beyazıt’tan kalma bir medresemiz vardı Romanya’da. Bizim zamanınmıza kadar gelebilmişti. O Medrese’ye 1937 yılında girdim ben. Sekiz yıl kadar tahsil yapmak gerekiyordu. Fakat, 1940’da eski Romanya olan doğup büyüdüğüm topraklar Bulgaristan’a geçti. Ben burada 15 yaşında bir çocuk olarak yapayalnız kaldım. 15 Eylül’de Medcidiye’ye açılan Medrese 20 Eylül’de kapanmıştı. Akraba yok, aile yok, ev yok, bark yok.

Okul yatılı mıydı?

  • Tabi yatılıydı. Çok güçlüklerle karşılaştım. Çünkü okul her ne kadar bedava idiyse de bazı şeyler için para gerekiyordu. Kış ve yaz tatillerinde köylere gidip çiftçilik yaptım. Harp zamanıydı. Harp süresince, ben hep tahsilime devam ettim. Köylerde kazandığım üç-beş kuruş ile tahsilime devam ettim.

Aileniz Bulgaristan’da kaldı tabii..

  • Evet. Annem, babam, kardeşlerim herkes orada kalmıştı. 1940’dan 1957 yılına kadar ben ailemi ziyaret edemedim. O zaman gittiğimde de bir çoğunu tanıyamadım. Küçükler büyümüş, büyükler vefat etmişti. Böyle buralarda tek başıma yaşadım. Medrese bitince.

Medrese’de Arapça mı okuyordunuz?

  • Medrese Türkçe üzerine kurulmuştu. Romen liselerinde okutulan derslerei de okuyorduk. Yabancı dil olarak da Fransızca okuyorduk. Hazırlıkta hocalarımız vardı. Ama yanlız Kur’an okumayı tesfiri öğretmekle yetindiler. Maalesef Arapça öğretemediler.

Alfabeniz neydi?

  • 1935’lere kadar eski alfabemiz vardı. 1935’te Hamdullah Suphi Tanrıöver burada Büyükelçi idi. Medcidiye Medresesi’ni ziyaret ediyor. Ondan sonra yeni alfabeye geçtik. Ama eski alfabeyi de öğreniyorduk. Onun bana çok faydası oldu hayatımda. Medrese bitince 4-5 yıl maddi imkânsızlıklardan dolayı fakülteye gidemedim. 1950 yılında ancak fakülteye başlayabildim. Felsefe üzerine 4 yıl fakülte tahsili yaptım. Fakülte’den sonra, beni İlimler Akademisi’ne istediler. Tarih Enstitüsü’ne aldılar. Orada Romanya tarihi ile ilgili vesikalar üzerine çalışmaya başladım. Emekli oluncaya kadar orada çalıştım. Yani 15 yıl kadar Tarih Enstitüsü’nde görev yaptım. 1963 yılında Günyedoğu Avrupa Araştırmalaraı Enstitüsü kuruldu. Romanya’da uluslararası bir kuruluştu. Balkan ülkleri ile bunların tarihlerini, edebiyatlerı, dilleri ile mesgül olan bir enstitü kuruldu. Oraya beni istediler. Orada görev yaparak emekli oldum.  Ama İlimler Akademisi’ne bağlı bir enstitü.

Yenge nereli?

  • Büyük annesi Anadolu’dan gelen, Tarbzon taraflarından gelme. Vaktiyle ticaret amacıyla gelip, Tuna boylarına yerleşmişler. O’nunla buluşup tanıştık, çoluk çocuk sahibi olduk. Günümüze şükür yani.

Bizim Romenler ile dialoğumuz nasıl başlamış?

  • Türk kavimlerin bu memlekete gelişi ta Hunlardan, Peçeneklerden, Kıpçaklardan, başlayarak, Oğuzların kavimleri buralardan gelip geçmişler. Pek çok da iz bırakmışlar. Romanya’nın pek çok yerinde Türkçe yer isimlerine rastlanır. Bu konuda araştırma yapan uzmanlar var. Osmanlı’dan önceki döneme bakacak olursak, hatta bulunduğumuz bölge Bükreş Orağan denen bir bölgedir. Arağan’dan gelen Orağan Türkçe bir isimdir. Kıpçak Ovası…Burada Kıpçaklar hakimiyet kurup, hüküm sürmüşler. Bu konuda ünlü Romen tarihçisi Nicolaie İorga, ile Romen beylerin adının Basarat olduğunu itiraf etmektedir. Yani ilk temaslar böyle başlayıp devam etmiş, fakat kavim olarak bunlardan eser kalmamıştır. Selçuklular zamanında Keykubat Sarı Saltuk idaresinde bir grup Türkü Romanya’nın Dobruca Bölgesi’ne yerleştiriyor. Bizans’tan geçerek, Babadağ Kasabası vardır. Orada Sarı Saltuk Baba’nın türbesi vardır. Ormanlık bölge olduğu için “Babanın Dağı” demişler.

1263’lerde gelmişler. İslamiyeti ilk getiren Türklerdir bunlar. Sarı Saltık’ın ölümünden sonra bir dağılma söz konusu. Bir kısmı Anadolu’ya geri dönüyor, bir kısmı burada kalıyor filan. Ama, daha onlar erimeden Osmanlı geliyor. Osmanlı’nın Bulgaristan’dan sonra Karadeniz havzasından Tuna boylarına kadar ilk fethettiği yer Dobruca bölgesi oluyor. Oralara da yerleşim faaliyetleri başlıyor. Ordu, Dervişler, v.s. yerleşiyor. Halk oralara kendi ismini veriyor. Bugün birçoğu değiştirilse bile, kalanlar da var. Osmanlı ile temas böyle başlıyor. İstanbul, Tuna,’nın Kuzey kesimlerine kazalar kuruyor. İbrahim Kazası filan gibi. Çeşitli noktalarda ordu yerleşiyor, nüfüs artıyor, zamanla voyvodaları da Osmanlı tayin eder hale geliyor o zaman şimdiki Romanya denilen bölge birincisi Eflakı İkincisi Boğdan, diğeri de Evdel şimdiki Transilvanya denilen bölge olmak üzere üç bölgeden oluşuyordu. Üç devletti bunlar. Bunların başlarını tayin eden Osmanlı içişlerine karışmıyordu. Bu devetler yanlız dışişlerinde Osmnalı siyasetini gütmek zorunda kalıyorlardı. Gerektiği zaman erzak veriyor, asker veriyor, seferlere katılıyorlardı. Fakat bunlar parasız olmuyordu. Osmanlı bunların parasını ödüyordu. Ama diğer yandan da haraç alıyordu. Ben şimdiye kadar 3 cilt eser yayımladım. Oradan da görülüyor. Mesela, Osmanlı “100 bin ton arpa gönder, haraçtan düş” diyor.

Buna “haraç” mı demek lazım “vergi” mi?

  • Öyle diyorlardı. Haraç ta diyorlardı, cizre de. Vergi adı kaydedilmiyor.

Osmanlı’nın fiili hakimiyeti ne kadar sürmüş?

  • Değişik. Çünkü üç bölge var. Eflak Osmanlı hakimiyetinde ise Erdel daha sonra hakimiyet altında girmiş. Hepsi aynı anda geçmemiş. Mesela Eflak da Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçmiş. Gözüken böyle. Ama bunu mesela Romen tarihçiler tam hakimiyet olarak görmüyor. Uzaktan gözetme falan diyor. Fiili hakimiyeti Kanuni zamanı ile başlatılıyor. Mümkün olduğu kadar da geçiktirme eğilimi var.

Kopuş ne zaman başlıyor?

  • Malum ya, Erdel denilen kısım 1696 Karlofça Barış Antlaşmasından sonra Avusturya hakimiyeti altına geçiyor. Kalıyor Eflak ve Boğdan onlar da 1977 Plevne’nin düşmesi ile Gazi Osman Paşa’nın savaşlarından sonra elden çıkıyor. 1977’de istiklallerini ilan ediyorlar. 1878’de Berlin anşlaması yapılıyor.

Plevne yer olarak nerede?

  • Bulgaristan’da kalıyor. Bulgarlara veya diğer ülkelere göre, Romanya’nın bambaşka özellikleri vardı. Muhtariyetleri vardı. Bunlara göre kanunnamelerin burada geçerliliği yoktu. Yine bunlara göre, Osmanlı’nın cami kurma hakkı yoktu. Fakat, Evliya Çelebi’ye göre Osmanlı Devlet adamlarının geldikleri yerlerde birer cami bulunuyordu. Hatta bugün bile Bükreş’te bir sokağın ismi “Meçet Sokağı”’dır. Meçet demek mescid demektir. Orada bir Mescid bulunuyordu. 1850’lerde filan.

Balkanlarda göç hadisesi sık yaşanmasına rağmen, bugünlere geliş önemli bir şey galiba?

-Elbette. Savaşlarda özellikle Türk-Rus savaşlarında halk İstanbul’a doğru çekiliyor, savaştan sonra geri geliyordu. Anadolu’ya geçenler bile vardı. 1877’ye kadar bu böyle. Ondan sonra Osmanlı ile Romanya arsında görüşmeler oluyor. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün siyaseti idi Anadolu’daki nüfusu arttırmak. 1940’lara kadar buralardan, Balkanlar’dan, çok büyük göçler oldu. O zamanlar Pazarcık, Silistre, gibi sancakların yüzde 80’i Türk’tü.

Silistre de mi Bulgarsitan’da kaldı?

  • Evet. Geçen gün ordan geçtim. Bizim o dört sancaktan ikisi Bulgaristan’da kalınca buradaki Türk nüfusu oldukça azaldı. 70-80 bin civarında.

Romanya ile Bulgaristan arasında bu konuda şimdi ihtilaf mı var mı?

-Şimdi yok tabii. Romanya istemiyor. Komünistlik zamanında Bulgaristan diğer iki sancağı da almak istedi. Köstence’yi filan. Böylece Rusya ile birleşmek arzusundaydı. Tutturamadılar.

Komünist rejim zamanında dışadan bakınca biz Romanya ve Yugoslavya’daki Türklerin diğerlerine göre daha rahat olduğunu düşünüyorduk.

  • Şimdi o bir görünüşten ibarettir. Gerçi buraya komünistlik yerleşirken, bütün azınlıklara şöyle bir özgürlük verme havasına girdiler. Taa ki rejim oturuncaya kadar. Dernek kurma izni verdiler, okullarımızı açtık.

                                                                                                             DEVAMI YARIN

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir