HAMDİ YILMAZ – Biden’in Balkanlarda önceliği din olacak!

*Gidecek ve gelecek olan ABD yönetimlerinin Balkanlar ve Kafkaslar politikası nasıl da örtüşüyor ama AB, ABD’den Batı Balkanları istiyor

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) daha doğrusu Batı’nın dünyayı kontrol altında tutmalarına yardım eden diğer ülke yönetimlerine kendi adamlarını getirirken uyguladıkları ama gözden kaçan klasik bir yöntem var.

Bu yöntemi ticari alanda da kullanırlar. Bir nevi pazarlama taktiği yani.

Pazarlayacağınız ürüne ya da siyasi lidere iyi bir hikâye hazırlamak.

3 Kasım’da yapılan ABD başkanlık seçimlerinin kazananı Joe Biden’i Balkanlarda pazarlama, ilah haline getirme faaliyetleri de bir hikâye ile başlıyor.

Biden’ı Balkanlarda pazarlamada kullanılacak hikâyeye geçmeden önce ABD’de seçim kaybetmiş yönetimin yakında tamamlanacak olan son icraatını hatırlamakta fayda var.

 ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, St. George Kilisesi’nde Fener Rum Patriği Bartholomeos ile görüştü. Ardından da Gürcistan’a gitti.

Pompeo’nun amacı ney?

Rus Ortodoksların karşına Türkiye, Gürcistan ve Ermenistan Ortadoks Kiliselerini dikmek.

Dönelim Balkanlara, Biden’ın hikâyesi de tam bu Ortadoks işi ile başlıyor. Yani Rusları kendi mezhepleri ile devre dışı bırakmak.

Giden ve gelen ABD başkanlarının hedef örtüşmesini görüyor musunuz? Giden veya geleni önemsizleştiren, asıl olanın ‘Devlet Politikası’ oluşu.

BIDEN BALKANLARDA NASIL İLAHLAŞTIRILACAK?

Hikâyemiz başlıyor. Amaç ‘Biden’ adlı ürünü pazarlamak. Balkan ülkeleri niçin alacak Biden’i? Ne özelliği var?

Cevabı bulmak için gelin Kemal Derviş’in Konsey üyesi olduğu, İbrahim Kalın’ın video konferansla görüşlerini aktardığı Berlin Merkezli düşünce kuruluşu ECFR’nin (Avrupa Dış İlişkiler Konseyi) Geniş Avrupa programının kıdemli politika üyesi Maida Ruge’nin analizini okuyalım:

“BALKANLARDA BİDEN

*Trump’ın bölgedeki hatalarını düzeltmek kolay olacak. Obama’dan kaçınmak çok daha zor olacak.

***

2001 kışında bir senatör olan ve şimdi ABD’ye Cumhurbaşkanı seçilen Joe Biden, o zamanlar BM himayesinde olan bölgede bir savaş sonrası gezisi sırasında Kosova’da bir Sırp Ortodoks Manastırı olan Visoki Decani’yi ziyaret etti.

Oradayken (Biden’ın uzun süredir dış politika danışmanı olan Mike Haltzel’e göre) Biden, yakın zamana kadar Kosova savaşı sırasında Visoki Decani’de gerilla savaşçısı olan ve daha sonra ülkenin başbakanı olacak olan Ramush Haradinaj ile kısa bir süre görüştü.

Ortodoks kültürünün korunmasını sağlamak isteyen Biden, Haradinaj’dan manastıra özel önem vermesi ve dokunmayacağına dair kişisel güvence istedi.

Üç yıl sonra Kosova’da yeniden şiddet patlak verdiğinde düzinelerce Sırp Ortodoks kilisesi yıkıldı, ancak manastıra dokunulmadı ayakta kaldı.

Yıllar sonra Haradinaj’ın, Haltzel’den Biden’a sözünü tuttuğunu söylemesini istediği bildirildi.

***

Bu hikâye, bölgede gelecekteki Avrupa ve ABD politikalarını bilgilendirmesi gereken iki basit ilkeyi çağrıştırıyor. Birincisi, istikrarsızlık genellikle insanlardan değil liderlerden gelir.”

***

Maida Ruge’nin analizi oldukça uzun ama bizim arz etmeye çalıştığımız kısa meramımız umarım anlaşıldı.

Fakat ben yinde de Ruge’nin analizinden kısa satırbaşlarına dikkat çekerek yazımı tamamlayacağım:

“Washington ve Avrupa başkentlerinden gelen net sinyaller sahadaki sorunları önleyebilir. Biden manastırın korunmasını istedi ve bu, en azından kısmen, güçlü liderlerin ülkenin en önemli müttefiki olan Washington’un izlediğini bilmelerinden kaynaklanıyordu.

Benzer şekilde, 2016’da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Hoyt Yee ve AB’deki meslektaşları, komşu Makedonya’nın (şimdiki Kuzey Makedonya) demokratik hükümete geçişini tekrar eden ve yoğun bir angajmanla kolaylaştırdı.

ABD, ülke içindeki siyasi anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapan AB’yi, adil olmayacağı gerekçesiyle seçimleri ertelemeye iki kez ikna etti. Hedefler paylaşıldığında ve iyi tanımlandığında Washington ile Brüksel arasında böylesine uzlaşmaz bir angajman büyük sonuçlar doğurabilir.”

“Yeni ABD yönetiminin karşı karşıya kalacağı tüm dış politika zorlukları göz önüne alındığında, Batı Balkanlar büyük olasılıkla birinci öncelik olarak sıralanmayacaktır. Ancak Biden, gelecek dönem başkanı olarak ilk telefon görüşmesinde İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile bunu tartıştı. Konu büyük olasılıkla, gelen başkanın aşina olduğu bir konuda Biden ile bağlantı kurma arzusundan kaynaklandı, ancak bölgenin kabarmaya devam edeceğini gösteriyor. Ve son dört yılın ardından ABD ile ilişkilerini düzeltmeye hevesli Berlin, Brüksel ve Paris ile Batı Balkanlar, her iki taraf için de yeni bir transatlantik iş birliği döneminin sonuç verebileceğini hızlı bir şekilde gösterme fırsatı sunuyor.”

“Bu arada Avrupa Birliği de yolsuzlukla ve organize suçla mücadeleyi Batı Balkanlar’daki çabalarının odak noktası haline getirdi. Avrupa Komisyonu’nun 2018 ilerleme raporları, bölgedeki tüm ülkelerin üç temel önceliğe sahip olmadığını gösteriyor: yolsuzlukla mücadele; organize suçla mücadele; ve yargının iyileştirilmesi. Bosna da dahil olmak üzere bazı ülkeler, 2000’li yılların başında bu ölçümlerde bugün olduğundan daha iyi performans gösterdi. Buna karşılık, bölge son beş yılda nüfusunun yüzde 5’ini kaybetti. Bosna ve Hersek’te, ayrılanların çoğu yolsuzluğun göçlerini tetikleyen kilit faktör olduğunu belirtiyor. Bu arada yolsuzluk, organize suçları körüklüyor ve kargaşayı kışkırtacak olanların cebine para döküyor.”

“BIDEN, OBEMA’NIN YOLUNDAN GİDEBİLİR, BALKANLARI AB’YE BIRAKABİLİR

Biden, Obama’nın liderliğini takip edebilir ve Balkanlar’ı Avrupa’ya bırakabilir, ancak AB’nin stratejik egemenliği konusundaki tüm konuşmalara rağmen, 27 üye devlet bloğu (tümü farklı çıkarlara sahip) bölgede etkili bir politika formüle edemiyor.

Örneğin, Bulgaristan’ın Kuzey Makedonya’nın AB’ye katılımını engelleme hamlesini ve konu Bosna Hersek’e ilişkin AB politikası olduğunda Hırvat’ın engelini ele alalım.

İyi ya da kötü, Batı Balkanlar’daki en etkili karar alma forumu Avrupa Konseyi değil, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, İtalya ve AB gibi benzer fikirlere sahip devletlerden oluşan bir koalisyon olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri, özünde, Batı Balkanlar politikasında Avrupa’nın tutarlılığını sağlamaya yardımcı olabilir, özellikle de bölgenin ekonomik, siyasi ve güvenlik sorunlarının altında yatan yolsuzluk ve organize suçlara odaklanmayı sürdürürse.

Birleşik Devletler ve Avrupa, birlikte çalışarak bölgeyi desteklemek için bireysel olarak yaptıkları yatırımı sınırlayacaklardı. Batı Balkanlar’da hukukun üstünlüğü konusunda onlarca yıllık transatlantik iş birliği, politika çerçevesinin zaten yerinde olduğu anlamına geliyor. Eksik olan şey, mevcut mali ve politika araçlarının çokluğundan yararlanma ivmesidir.”

“Son olarak, Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği birlikte çalışarak, uluslararası finansal kaldıracı siyasi araçlarla daha iyi koordine edebilir.

IMF ve Avrupa Birliği, bölgeye önemli miktarda fon sağlamıştır. Tek başına IMF, 2020 acil durum yardımında bölgeye 806 milyon Euro ayırdı ve AB’nin makro-mali yardımı 750 milyon.

Avrupa Birliği’nin yakın zamanda ilan ettiği Ekonomi ve Yatırım Planı, Batı Balkanlar’a 9 milyar avroluk daha katılım öncesi fon ve milyarlarca kredi garantisi içeriyor. Bununla birlikte, bu paranın, mali hesap verebilirlik konusunda katı koşullar ve hukukun üstünlüğü için bir baskı ile uygun şekilde kullanılması gerekiyor. ABD baskı kampanyasının bir parçasıysa bunu başarması daha kolay olacak bir şey.

Shkumbin Gashi 6 Kasım’da Kosova’nın Rahovec kentindeki barına ‘Tebrikler Sayın Başkan’ yazan bir poster asıyor. Armend Nimani / AFP / Getty Images

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir