SERPİL YILMAZ & Karanlık

Yaşadığımız süreç nasıl da zorluyor her birimizi. Kabuğumuzu kırıp kendi varlığımızı hatırlamamız için büyük gayret gösteriyor.  

İnsan meşhur varoluş kaygısı içinde; ölüp gideceği ve hayatını anlamlı kılamayacağı yahut kendini gerçekleştiremeyeceği endişesi ile nihai yalnızlığı arasında kaldı aniden.

Aslında çok da ani oluşmadı bu süreç. İnsan önce sahip olmayı, sonra bağlanmayı ve ardından bağımlı olmayı öğrendi ve birden aklı başına mı geldi yoksa aklı başından mı gitti bilinmez. Yeniden özgür olma hayalleri kurmaya başladı.

İnsanın kendini yeniden yaratırken bağımsız olma hevesi ve bağımsız olamayışı arasındaki derin hikayesidir bu süreç. Sonuçta yaşadığımız her şey günün birinde geçmişte kalan bir hikayeye dönüşmüyor mu zaten?

Bu sebepten bizde hikaye hiç bitmiyor.

Biz bu hikâyenin gündelik hayatta kılık değiştirmiş bazı halleriyle çoktan tanıştık. Biliyoruz artık garanti gördüğümüz bir şey kalmadı. Çok güvenme; el alır, yel alır, sel alır diye önceden uyarılarını yapmış atalarımız. Tamda böyle değildi ama siz zaten biliyorsunuz. 

Kendimizden başka güvenecek hiçbir şey yok bu hep böyleydi görmezden geldik. Görmezden geldiğimiz ne varsa da 2020 yılı bize bir güzel gösterdi uygulamalı olarak.

Öleceğim kaygısı ile panik atak, sevdiklerini kaybetme korkusu ile kaygı bozukluğu yaşıyoruz; travma sonrası stres bozukluğu, uyum bozukluğu, uyku bozukluğu, üstüne bir de sistem bozukluğu derken hayatı işgal ve altüst eden daha birçok takıntıların peşinde kıvranıyoruz.

Bunların hepsi tanıdık ve hepsinin ortak noktası biz insanların olası bir kayıpla baş etmedeki çaresizliği.

Kaybetmek kaçınılmaz son hepimiz için; illa ki ölecek, yakınlarımızın ölümüne tanıklık edeceğiz. Bundan dolayı kendimizden başka sığınacak kimsemiz ve gidecek bir yerimiz yok.

Dostlarımız arkadaşlarımız illaki vardır ancak kişiyi ayakta tutan kendi içsel gücü değil midir? Dış etkenlerden gelen destek bir yere kadar etki eder. Ya sonra?

Biz insanların en derin korkusu yalnızlık değil mi? Evde, işte, kalabalıklar içinde yalnız değil miyiz!

Yalnızlık içimizdeki dipsiz ve karanlık bir kuyu. Her şeyin aslında başladığı ve varolduğu yer. Karanlık; hangi amaç için kullanacağın sana kalmış.

O vakit bu karanlıktaki kahraman ile tokalaşıp yola devam edilebilir miyiz? Hatta karanlık kahramanımız bizi olgunlaştırıp, zenginleştirebilir mi? Ne dersiniz? Karanlıkların aydınlanma vakti gelmedi mi?

Bir enerji devriminin eşiğindeyiz. Dünyanın ve insanlığın şimdiye kadar yaşadığı en yoğun arınma sürecinde olduğumuz söyleniyor.

Bu nasıl arınma ortada acıdan, dramdan, hastalıklardan başka bir şey göremiyorum diyenlerde olacaktır elbette. Cevap da tam bu sorunun içinde gizli.

Arınma ve yeniden yapılanma sürecinin dünyamızdaki ve yaşamlarımızdaki farklı etkilerini görecek ve anlayacak farkındalık ve sezgisellikte olmayanlar için süreç bambaşka ilerleyecek hiç kuşkusuz.

Bu sürecin içinden farkındalıkla ve hazırlanarak geçenlerin çok farklı yaşamları olduğuna şahitlik de ediyoruz.

Yaşamdaki her şeyin enerji olduğunu anlamak ve bu prensiple yaşamayı öğrenmek sanıyorum en temel yaklaşımdır.

Enerji vücudumuzda, doğada, uzayda her zaman sonsuzca, serbest bir şekilde akıyor olmalıdır.

Enerjinin her yerde serbest dolaşması için kin, nefret, kıskançlık, endişe, korku, bağlılık ve bağımlılık gibi duygulardan arınmak gerekiyor. İlahi akışa güvenmek, ne yaşanırsa yaşansın bir neden ve sonuç ilişkisine bağlı olduğunu bilmek hepimize iyi gelecektir.

Bahsettiğimiz hazırlık ve farkındalık bunları bilinçli bir şekilde uygulamaya başladığımızda gerçekleşme evresine girer.

Yaşamla akışta ve sevgiyle kalın…

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir