Mehmet Fuat ERGÜN – ANLAYACAĞIMIZ DİLDE PANDEMİ MERETİ

Azrailin kılıcı gibi dolaşan pandemi döneminde bilen bilmeyenin ahkam kestiği, bilgi kirliliğinin ayyuka çıktığı bir ortamda ne yazılır diye düşünmeye başladım.

İnanın çok enteresan konuyu düşünürken yazıma başlayana kadar aklıma hiçbir şey gelmedi.

Ne zaman kalemi elime alsam zihnim açılıyor.

Aklıma Kitabımızın ilk emri oku ve arkasından kalem cümleleri geliyor.

Yani önce okuyup bilgileneceğiz sonra bu birikimlerimizin zekatı olarak yazacağız.

Tabi gündemin ana konusu PANDEMİ..

Kendi kendime düşündüm Fuat bari sen yapma.

Artık herkes bıktı.

Yine de bu virüsün bende bıraktığı etki ve tesirleri sizlerle çok basit herkesin anlayacağı şekilde paylaşmak istedim.

Bu meret hassas mikroskoplarla zor görülen bir canlı varlık.

Canlı diyorum. Virüsler genelde ölü varlıklar.

Kendilerine yaşam ortamı sağlayacak bir hücre yakaladıklarında sanki beklediği avına kavuşan vahşi bir hayvan gibi zevkle dalarlar.

Vücudumuzu meydana getiren hücrelerimizi aşırı çoğalarak yiye yiye bitirirler.

Bağışıklık sistemi zayıf olan insanlarda kalp, diyabet gibi önceden rahatsızlığı olanları bir kaç haftada bitirir ölüme götürürler.

Vücut direnci olanları teğet geçerek, o bünyenin güçlü savaşkan hücrelerinin etkisiyle kuluçka devrelerinde yok olup giderler.

Peki bu virüsün cesameti ne?

Duyduğumda inanamadım.

Sizde inanamayacaksınız.

Şu an dünyada virüs kapmış insan sayısı 65 milyonu aştı. Ortalama bir ülke nüfusu.

Bir beş kat İstanbul demek.

Ağırlığı çay kaşığından biraz fazla.

İşte bilim adamları bu görünmez varlıkla nasıl baş ederim savaşını veriyor.

Buldukları aşıyla birkaç ay içinde bu merete dur denilecek.

Yazılı ve görsel medyada yazan yazana. Şunu ye şunu iç.

Şundan geçer bundan geçmez.

Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan sırf adından bahsedilsin diye söylenen sözler.

Aklıma takılan basit örneklerden birkaçı.

Yok ayakkabıdan geçmez.

Sanki adam ayakkabıda virüsü tespit etti.

O ayakkabıyla eve geldi evinde virüse baktı. Yok olduğunu gördü.

Sarımsak ve gargara çaylar. Aynı ayakkabı örneği gibi.

Bir de bunlara vitaminler eklendi.

Zaten yiyeceklerde bu mükemmel organize vücudumuz kendine yararlı olanı alıyor hatta fazlasını atıyor.

SONUÇ.

Vücudumuzun temel taşı hücrelerimizin bilgisayarımız DNA’mız.

Milyar kere milyar kere milyar bilgive İlahi bir güçle milyonlarca senenin programı yüklü.

Virüs’ün de bir DNA’sı var. Onunda beyninde bir ilahi program var.

İşte insan DNA’sıyla, kendi DNA’sı uyuşursa yapışıyor, ölüme götürüyor. Uyuşmasa da yapışıyor bu sefer kuluçka devresinde kendi yok oluyor.

İşin özü bilme inanacağız.

Aşıyı seve seve kabulleneceğiz.

Her canlı gibi ölümü tadacak bu meretin tedbirlerimiz ve aşıyla yok olup gittiğini göreceğiz.

Şubat ayından beri yakından takip ettiğim bu ölümcül virüsden en önemli korunma yollarından biri kalabalığa karışmamak, mümkünse ihtiyaçlarımız dışında evde kalmak.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir