HAMDİ YILMAZ & UZAKTAN GAZEL OKUMAK

Kimin ne anladığı belirsiz kavramlardan biri olan “Yabancı sermaye” bugün ‘Kutsal Kâbe’ duvarı gibi algılansa da, bir zamanlar Türkiye’de az tartışma konusu olmamıştı. Mesela küresel soyguncu ‘Kuafför’ ülkenize geliyor, ‘Kuafför Türk’ adlı bir şirket kuruyor. Milyon dolarlarla ifade edilerek konulan sermaye Başbakanınızdan sokaktaki sade vatandaşınıza kadar hepinizin iştahını kabartıyor. Ülkenize bu kadar döviz girmiş, sevinebildiğiniz kadar seviniyorsunuz.

‘Kuafför Türk’ ardından dört duvar çeviriyor. Amerikalıların kovboy ahırı gibi. Dolar sevinci sarhoşu iken, bu sefer ‘Hiper’lik tansiyonunuzu hiperleştiriyor ve olup biteni anlamanıza zaman kalmıyor. Hele mahallenizin  sefil Züleyha’sının da özel üniforma içinde ‘Kuafför Türk’de yakasına takılmış isimliği ile kasiyer sıfatında insan yerine konulduğunu görüyorsunuz ya, değmeyin keyfinize. Karşınızda kim ‘yabancı sermaye’ düşmanlığı yapabilir, adamın alnını karışlarsınız vallahi.

Üç gün sonra ‘Kuafför Türk’ getirdiği dolarları tekrar getirdiği ülkeye yolluyor. Karşılığında TIR’larla gelen o ülke malları dolduruveriyor ‘Kuafför Türk” raflarını. Siz de “’raf” yerine “Reyon” sözcüğünü öğrenerek modernleşiyorsunuz. Emme basma tulumba çalışmaya başlıyor. ‘Reyonlar” boşalıyor, verdiğiniz paralar tekrar dışarı gidiyor, yeni mallar geliyor, paralar tekrar gidiyor, tekrar yeni mallar geliyor..

Dört duvar arasında gördüğünüz göstermelik Türk malı mallar zaten onların ülkesinde olmayan ve sizin gözünüzü boyamaya yönelik mallar. Mahallenizde unuttuğunuz ama yeri gelince borca alışverişin dışında, doktor, ilaç parasını dahi borç aldığınız mahallenizin sosyal denge unsuru bakkalın yok oluşu umurunuzda bile değil. Yada onun iflasının ardından “Allah yardım etsin iyi insandı” diye üç beş kelime ile vicdanınızı rahatlatıyorsunuz.

Bu yabancı sermaye değil. Soygun aracı, traş aracı. Anlamasanız da bu böyle.

İşte öyle hiperlerden birinin maşası basın mensuplarına ahkam kesmiş,

“Yatırımcıyı çekmek açısından, Romanya, Macaristan biraz daha şanslı. Çünkü onlar çok hızlı gelişiyorlar. Devlet destekliyor. Bütün ekonomiyi kayıt altına almak için bu bir fırsattı. Mesela mezbahaların standardı bile şimdi çok farklı. Devletin seraları rehabilite edildi. Bürokratik destekler verildi. Bu ülkeler sağlanan kolaylıklar açısından bizde daha çok ilgi çekiyor. Arazi fiyatları da daha düşük. Perakende geçmişleri olmaması çok hızlı gelişimi sağladı. Gerçi şimdi onların şartları da değişti. Almanya`dan bazı fabrikaları Romanya`ya taşıyorlar. Türkiye`nin potansiyeli de çok yüksek.”

Arazi fiyatları çok düşükmüş! Ne diyelim dışı sizi içi oralardakini yakıyor. Isterseniz dünyanın en pahalı kentleri listelerini internette bulabilirsiniz.

(Bu yazı 16 Şubat 2009’da yayınlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir