Bulgar’ın fendi Karamanlı’yı yendi mi?

BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE TÜRKÇE DİL SORUNU

Geçen yaz kardeşimin işleri nedeniyle Bulgaristan’a beraber gidelim dedik. Kardeşim henüz yeni gittiği için yardımcı olmak amacıyla bende kendisine refakat ettim.

Şumnu (Şumen) şehrinde İstanbul’dan başka bir aile ile karşılaştık, kahve ve sohbet etmek için merkezde bir kafenin açık bahçesine oturduk.

Garson genç bir delikanlı sipariş almak için geldi. Bulgarca buyurun ne alırsınız diye sordu kibarca. Bizde aramızda Türkçe konuşmaya devam ediyorduk. Arkadaşım siparişlerimizi verirken garson çocuk sohbetimize Türkçe olarak katılıverdi.

Çok sevindik, konuşmaya devam etmek istedik. Ama genç bizi kibarca uyardı; daha fazla konuşamam kızıyorlar dedi. Hatta geçen hafta uyarılara rağmen Türkçe konuşan bir arkadaşımız bu yüzden işinden oldu dedi. Evet, evet aynen böyle oldu, inanmazsınız ama şahitlerim de var. İşletme sahibi burada mı konuşalım, nedenini soralım dedik. Garson Türk çocuk aman lütfen, işe ihtiyacım var, sıkıntı yaşamak istemiyorum dedi, kahveleri hazırlamaya gitti.

Aramızda bu konuyu hararetle tartıştık, ama işin ucunda işsiz kalacak bir gencimiz var diyerek kapattık. Zaten garson çocuk bize aman yapmayın demişti.

Konu orada kapanmak zorunda bırakılmıştı ama ben unutamadım. Hep bu konu ara ara aklıma geliyor.

Bir gün sonra Eski Cuma’ya (Targovişte) geçtik. Telefon hattı almam gerekiyordu. Eski Cuma’nın merkezindeki telefon satıcılarının birine girdim. Küçük bir dükkânda iki genç satıcı vardı. Bulgarca derdimi talebimi ilettim. Telefon hatları hakkında bilgi alırken satış danışmanı arkadaşların göğüslerindeki yaka kartlarına gözüm ilişti. İki satış danışmanının isimleri de Türkçe yazıyordu. Çok sevindim ve hemen Türkçe konuşamaya başladım. Lakin sevincim kursağımda kaldı. İsmini vererek deşifre etmek istemediğim ilk arkadaş hiç oralı olmadı, hatta bana Bulgarca konuşmaya devam ederek Türkçe bir tek kelime bile etmedi. Şumnu şehrindeki garson çocuk aklıma geldi. Her halde durum pek farklı değil diye düşünürken diğer satış danışmanı genç Türkçe konuşamaya başladı. Adı dün gibi aklımda, biz gene de deşifre etmeyelim. Bu genç Türkçeden rahatsız değildi ve işlemleri Türkçe konuşarak yapmaya devam etti. Fakat diğer arkadaş hala ısrarla Bulgarca konuşamaya devam ediyordu. Sende Türk’sün neden kendi ana dilinde konuşmuyorsun dedim, hiç oralı olmadı. Hatta bana Bulgarca size hat veremeyiz kimliğinizde baba adı yok dedi. Kimlik kartımı bana iade ederken diğer arkadaş müdahale etti. Durumu Türkçe izah etmeye çalıştı, bende kendilerine baba adımı yazın sistem kabul edecek dedim. Neyse kısa keselim. İşlemlerim bitti ve telefon kartımı aldım çıktım, ama kafam karıştı. Bir yerde problem vardı, huzursuz olmuştum. Bulgaristan demokratik bir sürece girmişti, ana dilde konuşmak yasak olmamalı, ama Türker’de bir tedirginlik olduğu belliydi.

Dün Eski Cumalı bir öğretmen Ahmet Yılmaz abimle bu konuyu konuşurken çok önemli bir şey söyledi. Gizli bir mahalle baskısı var dedi. Kimse bu konuyu konuşmuyor ama ciddi bir problem var ve her geçen gün bu problem büyümeye devam ediyor dedi.

Oysa bu coğrafyada 04.05.1278 yılından bu yana Karamanoğlu Mehmet Beyin ”Bundan böyle divanda, dergâhta, bargâhta çarşıda ve meydanda Türkçeden başka dili kullanılmayacaktır talimatı vardı.

Bizler yani Balkan ve Bulgaristan Türkleri olarak hepimiz Karamanoğlu Mehmet Beyin torunları olarak biliriz kendimizi.

Ama sanırım Bulgaristan’da yaşayan Türkler için durum geçerliliğini yitirmiş yada yitirmek üzeredir.

Elbette bu durumun çok farkı nedenleri var. Elbette tek bir neden bu sonuçları tetiklemiyor, böyle hiç arzu etmediğimiz durumlara neden oluyor.

Üzülerek izliyorum bu konuda çok farklı değerlendirmeler görüyor okuyorum. Karamsarlık çok kolay kabul edilebilen bir süreç. Ben karamsar olmak istemiyorum. Çareler var; ama önce sorunun farkına varalım. Sonra böyle ciddi bir sorunumuz olduğunu kabul edelim. Sonra göreceksiniz her şey bir bir yerine oturacak ve zamanla bu sorunu çözmüş olacağız. Totaliter dönemde bundan daha büyük sıkıntılarımız olmadı mı, oldu. Hiç bir kanuni dayanağı olmadığı halde neler çektik, neler yaşadık. Fakat bir şekilde üstesinden gelerek bertaraf ettik.

Şimdi oyunun şekli değişmiş, oyun değişmiş, ama görüyorum ki amaç aynı. Türkleri ana dillerinden kopartarak entegre etme çabaları, planlı bir şekilde uygulamaya konuluyor. Lakin bu sefer önemli ve ciddi bir fark var. Sanki zorlama yokmuş gibi bir yol izleniyor. Sanki Bulgaristan’da yaşayan Türkler kendi istekleri ile ana dillerinden vazgeçiyorlar gibi bir durum söz konusu.

Korkmayın, aslında hepimiz durumun farkındayız, olan biteni görüyoruz. Kimse durup dururken ana dilini bırakmaz, bırakmak istemez. Bu planlı programlı bir dayatma, lakin aklı başında herkes bu durumun farkında.

“Önümüzde iki yol var: Ya uyanıp dilimizi koruyacağız, ya da iki nesil sonra Türkiye diye bir ülke, Türkçe diye bir dil kalmayacağını kabul edeceğiz! Seçim sizin! “ Oktay Sinanoğlu

Avrupa ülkelerinde yükselen aşırı milliyetçi ve ırkçı akımlar ister istemez tüm coğrafyayı etkiliyor. Bulgaristan da yaşayan Türklerin de içine sürüklendiği durum tam da budur.

Bu ırkçı baskılar böyle sessiz sedasız başlar. Kısa sürede mahalle baskısına dönüşür ve azınlıkları etkilemeye başlar.

İnsanlar adını koyamasalar bile durumun farkına varır ve ister istemez etkilenmeye başlarlar.

İster kabul edin, ister etmeyin bizde genetik bir sorun var. Biz Türkler olarak uçurumun kenarına gelmeden tedbir almayı pek bilemeyiz. Ama son anda güçlü bir manevra ile sonucu değiştirmeyi de biliriz. Bu özelliğimizi de göz ardı edemeyiz.

Bizler eğer bir millet olarak kalacak ve ebediyete Türk olarak intikal edeceksek önce şu sözlere kulak vermek zorundayız.

“Türk Dili, Türk Milletinin kalbidir; beynidir.” Mustafa Kemal Atatürk

Evet, Bulgaristan Türkleri başlarına örülmek istenen çorabın farkına varmaya başlamıştır. Ana dil ile ilgili bir sorun olduğu çok açıktır. Bu yüzden son günlerde konuyla ilgili yazılar ve uyarı yazıları artmaktadır. Şimdi sıra ”Peki ne yapalım? Nasıl çözüm üretelim? ” sorusuna yanıt yollarını paylaşmaktır.

“Başka dile uymaz annenin sesi

Her sözün ararsan vardır Türkçesi”

Ziya Gökalp

Ana dilimizi kaybettiğimizde her şeyimizi kaybetmeye başlayacağımız bir sürece gireceğimizi bilmek mecburiyetindeyiz.

“Türklüğün vicdanı bir dini bir,

imanı bir; fakat hepsi ayrılır,

olmazsa lisanı bir.”

Ziya Gökalp

Peki, bu sorunun üstesinden nasıl geleceğiz:

1. Çocuklar anne babalarının söylediklerinden çok yaptıklarını yaparlar. O zaman evde çocuklarımızla onlar istemeseler bile Türkçe konuşacağız. İlk başta direnç yaşanabilir ama biraz sabırla işler tersine dönecektir.

2. Bulgaristan Türkleri kendi aralarında kullandıkları melez bir dili yaratmışlardır. Bu dil yarı Türkçe yarı Bulgarca melez bir günlük konuşma ve diyalog dilidir. Evet, şirin ve komik bir dil olduğu doğru ama hiç bir değeri olmayan bir hastalıktır. Bu hastalıktan kurtulmanın tek çaresi özen ve dikkatli bir ana dil önceliği olmalıdır.

3. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar başkanlığı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Kuzey ve Doğu Bulgaristan Türkçe Öğretmenleri Derneği yardımları ile ”Balkanlar Uzaktan Öğretim Ders Destek Sistemi ” başlamıştır. Bulgaristan’da ilkokuldan liseye kadar çocuklarımızın bilgilerini geliştirmeye katkı sunmak amacıyla başlatılmış bu programdan destek alabilirisiniz. Program hakkında daha geniş bilgi ekte yer almaktadır.

4. Bulgaristan’da yaşayan Türk aydınlara ve Türk iş adamlarına büyük sorumluluk düşmektedir. Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde Türk Kültür Derneklerinin ve Türk Tiyatrolarının sayısı arttırılmalı ve mevcut olanlar geliştirilmeli ve desteklenmelidir.

Mademki Türk’üz, o halde bir Türk gibi görür, bir Türk gibi düşünür, bir Türk gibi davranırız ve bir Türk gibi yazarız. (Ömer Seyfettin)

5. Özellikle Türkiye’den Bulgaristan’daki Türk Kültür Evlerine ve kütüphanelere Türkçe kitap desteği sağlanmalı ve bu yönde organizasyonlar düzenlenmelidir. Türk çocuklarının kendi ana dilleri ile ünlü Türk yazar ve şairlerinin kitaplarını okumaya hakları vardır.

“Bu dil ağzımda annemin sütüdür.” – Yahya Kemal Beyatlı

Elbette fikir fikirden üstündür, yapılacak ve atılacak çok adım vardır. Bulgaristan Türklerinin Türkçe erozyonu karşısındaki durumlarından dolayı suçlanmaları tek başına bu sorunu çözmeye yeterli değildir. Bir de bu tren artık kaçtı diyenlere teessüf ediyorum. Tren hiç bir zaman kaçmaz. Bir tren kaçar diğeri gelir. Neden kaçmaz derseniz bakın büyük önderimiz bize nasıl seslenmektedir.

”Umutsuz durumlar yoktur. Umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.” Mustafa Kemal Atatürk

Saygı ve Sevgilerime.

(Cevat ÇIRAK / Kırcaali Haber-13.12.2020 Pazar)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir