Komünizmin öteki yüzü ya da Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 6

Hazırlayan: I. Kılıç.- Gazete Balkan Arşivi

‘ROMANYA’NIN STALİN’İ OLACAĞIM’

Hey, komik bir bölüme geldim. Bu bölümü yazarken itiraf etmeliyim, çok eğlendim. Eğlendim çünkü bunlardan haberimiz yoktu. Okudukça, bunca yıl kimlerden korktuğumuza hayret ediyorum. Gölgede bir yerde kalan Çavuşeskuların bazı özel gerçekleri işte bu bölümde…

Çavuşesku’nun Oltenia bölgesinde (Romanya’nın kuzey doğusu) Scorniceşti adında bir köyde 26 Şubat 1918’de doğduğu biliniyor. Aslında okul kayıdı kağıdındaki doğum yerine bakılırsa, Tatarai diye bir köyde doğduğunu öğreniyoruz. Bu köy, buraya yerleşen birkaç Tatar Türk’ü tarafından kuruldu. Bundan dolayı Çavuşesku’nun asıl aile soyadı, Türkçe ‘Çavuşoğlu’ idi ve sonra değiştirilmiştir.

Nikolay Çavuşesku’nun babası, Andruta Çavuşesku, içkiyi seven biriymiş. Sürekli içki içtiğinden, bulanık kafayla Nikolay doğduğunda, başka isim bulamamış ve hayatta olan diğer oğlunun ismini koymuş. Yani, adamın her iki oğlanın ismi de Nikolay.

11 yaşındayken Nikolay, ayakkabı tamircisi kalfasıymış. Ayakkabıcı kalfası genç Nikolay, evden kaçıyor. Polis kayıtlarında onun için “sokak serserisi” tabiri yer alıyor. İlk tutuklanması, 23 Kasım 1933’te oldu.

Henüz reşit olmadığından dolayı, eniştesi polise geliyor ve onu kurtardıktan sonra, orada ona bir tokat atarak, “Mesleğine sıkı tutunmazsan, işine bakmazsan senden ne olacak beee?” diye bağırıyor.

Çavuşesku hiç beklemeden, ani bir cevapla, “enişte mesleğe ihtiyacım yok ki, ben Romanya’nın Stalin’i olacağım” diyor. Nitekim oluyor da!

Geçen bölümde, Elena ile tanıştıkları an “İş Kraliçesi” yarışmasında olduğu sanılıyor demiştim. Lavinia Betea, “Maurer ve dünkü dünya; Romanya’nın Stalinize edilişine dair kanıtlar” adlı kitabında, eski Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan Ion Gheorghe Maurer’in, Nikolay’ın kuvvetini kısa bir özetle aynen şöyle izah ediyordu: “Sadece Elena’nın dediğini yapıyordu.”

Yine Maurer’e göre Elena, Çavuşesku’nun karısı olmak için bayağı uğraştı ve en sonunda onu elde etti. Maurer, “Her ikisi de etik sahibi insanlar değildi. Sadece açıklamalar yaptıklarında, insani gözüküyorlardı. Onun dışında insanlıkla alakaları hiç yoktu. Sonradan anladığım şey, bu kadının Çavuşesku’yu sahiplenerek, tüm dediklerini ona yaptırıyor oluşuydu. İşin tuhafı, Nikolay değil, Elena yönetiyordu. Diktatörlükle yönetmesi de onun fikriydi” diye yazıyor.

Elena, kocasına bile şantaj yapmaya kalkışmıştı. İstihbarata ait Nikolay’ın geçmişiyle ilgili bir dosyada, Nikolay’ın hapis zamanında Komünistlere karşı oluşturulan Kuvvet’e, siyasi mahkûmlara yardım eden bir arkadaşının ismini satmıştı. Buradan anlaşılan şu ki, Nikolay, pek te koyu Komünist değil, sadece kendisine ne iyi geldiyse onu yapmıştır, üstelik kahramanlıkla hiçbir alakası yok, tam tersi, sadece bir sokak kavgası yüzünden hapise girmişti.

Çavuşesku ailesini yakinen tanıyan başka bir isim, Cornel Burtica, “Nikolay, kendine bile güvenmiyordu. Biriyle konuştuğunda bile, Elena’nın gözüne bakarak konuşuyordu. Eğer Elena kafasını sallarsa işler iyiydi demek ve o zaman konuşmalarına daha da hırslı bir şekilde devam ediyordu” diyor.

Nikolay Çavuşesku, yavaş, yavaş, diktatörlüğe giden yolu çiziyordu. Primaverii caddesindeki Saray’a yerleştiler ama “köylü olarak kaldılar”, yaşadıkları tüm zenginliğe rağmen, hareketleri aynıydı.

Ülkenin başında 25 yıldır bulunan eski ayakkabı tamircisi Diktatör, Saray’a girerken ayakkabılarını çıkartıyordu. “Karpat Dağlarının Mucize Zekâsı” olarak adlandırılan Çavuşesku, köyde kullanılan gecelikle uyuyormuş. Geceliğin yakası sapsarıymış çünkü Çavuşesku her gece yatmadan önce, boğazına ayı yağı sürüyormuş. Elena, romatizmaya iyi gelen otları kaynattırarak bacaklarına koyuyormuş.

80’li yıllarda, her ikisi de erken uyumaya başlamışlardı.

Erken uyudukları için de televizyon yayınını saat 22.00 bitirme talimatı vermişlerdi. Gerekçelerini de Elena, “İşçiler, dinlenmiş olmalı. Televizyon ile vakit kaybetmemeliler” diye açıklıyordu.

AYI SAAT KAÇTA ÇIKIYOR?

Ulusal Hayvanları Koruma Parkları vardı ve dağların arasında bulunan bu özel yerlerde, Çavuşesku ava gitmeyi severdi. İşin ilginç ve komik tarafı, av zamanının mükemmel geçmesi gerekiyordu. Bu av zamanı Çavuşesku’nun fazla koşuşturmaması gerekiyordu. Bu yüzden, Park görevlileri, Çavuşesku’yu fazla yormadan avını birkaç metre uzaklığa yerleştiriyorladı.

Çavuşesku’nun, memnun kalması gerekiyordu. Bütün bu düzenlemelerden habersiz, önüne çıkan hayvanları vurmasını salt kendi marifeti sanıyordu. Çavuşesku bir keresinde görevliye soruyordu, “Acaba, saat kaç gibi o bahsettiğin ayı buralara geliyor?” 

Görevli, ayıyı ne zaman yakalayıp getirecekleri saati bildiği için, “Tam 19.00’da Yoldaş Cumhurbaşkanım!” diye cevap veriyordu.

Kaybolmaya mahkûm kalan birkaç hayvan türleri vardı ama Çavuşesku buna aldırmazdı. En çok ayıları, geyikleri ve gerçekten az sayıda kalan Karpat ceylanlarını öldürüyordu.

AKDENİZ’DEN FIRLATILAN ROKET KAÇ DAKİKA SONRA BÜKREŞ’TE OLUR?

Asya’da daha doğrusu, Güney Kore’de gördükleri, Çavuşesku’yu oldukça etkilemişti. Bu yüzden, büyüklüğü kötü anlamda seven Çavuşesku, mimarları toplamış, bugün bir diktatörlük abidesi olan Parlamento Sarayı o günkü adıyla “Halk Evi” projesini konuşuyordu.

Diktatörün beğenisini kazanmak için, mimarlardan bir tanesi, şu anki Çavuşesku Sarayı denilen projesini gösterdi. İşin komik tarafı, Nikolay bu projeyi beğendi ve binanın etrafındaki bütün evleri yıktı. Elbette, yalaka mimarın evi de yıkıldı.

Çavuşesku’nun özel çalışma odası öyle büyütüldü ki, sandalyesinde oturduğunda, masanın diğer ucundan, Çavuşesku görünmez hale gelmişti. Bu binanın 50 metre altına “Anti Atomik Oda” yani Atom bombasına karşı Diktatörün korunacağı sığınak yapıldı. Ola ki atom bombası gelirse, “halkın en sevilen oğlu” eşi ile birlikte oraya saklanacaklardı.

Çavuşesku, görevlilere Akdeniz’den fırlatılan roketin Bükreş’e kaç dakikada ulaşacağını sordu. Mühendisler, “Üç dakikada” deyince, bir prova yaptırttı. Bir baktı ki, o alt kattaki Anti Atomik Oda’ya ulaşması sekiz dakika alıyor. Bunu görünce, bu 50 metre yer altındaki odanın dışında kendi odalarına daha yakın bir oda yaptırttı. Elbette harcamalar da bu şekilde arttı.

NİKOLAY’IN MEYVE SUYU

Nicolay Çavuşesku her gün, onun için özel hazırlanan meyve suyunu içiyordu. Bu sırrı veren eskiden Çavuşesku’nun aşçılarından biri, Teo beydir. Her gün saat 11 ve 17’de bu meyve suyunu hazırlamak için ona görev verilmişti.

“Ülkenin İlk Meyve Suyu İçicisi” Çavuşesku, iki tane greyfurttan hazırlanmış meyve suyu içiyormuş. Her seferinde iki tane kullanmalıydı. İlginç taraf, bu greyfurt meyveleri sayılı olarak Teo adlı aşçıya veriliyordu. Bir gün, iki tane greyfurt meyvesinden biraz kurumuş olduklarından tam bir bardak meyve suyu çıkmadı. Bir tane meyve daha alıp sıksa, olmazdı zaten sayılıydılar. Böyle kara kara, düşünürken cesaretini toplayarak meyve suyunu Diktatöre götürür. Yarım dolu bardağa bakan, Çavuşesku, “sadece bu kadar mı?” dedi. Teo da, “Bu kadar çıktı” der. Çavuşesku, hiçbir şey yapamayacağını anlayarak, “Tamam, tamam” diye cevap verir.

BANDO’YU SOKAĞA ÇIKARTIN

İhtilal zamanı insanlar dışarda hakkını arayarak, “Çavuşesku Git!” diye bağırıyordu. İstihbaratın eski Generali Nicolae Pleşita, o ilk anı anlatıyor: “Çavuşesku bunu görünce ne yapacağını şaşırmıştı. Timişoara’nın caddelerine Askeri Bando’nun çıkartılması emrini verdi. Çavuşesku’nun aklına göre bu bandoyu görünce insanlar, fareler gibi kaçacaklardı.

İşte, Cumhurbaşkanı’mızın zekâ seviyesi buydu. O, sokakta aç ve hayat şartlarından bıkmış insanların halini anlamazdı. Bu Askeri Bando sonuç getirmeyince, Elena Çavuşesku komutayı ele alarak, askerlerin kurşunsuz silahlı olarak halkın karşısına çıkmalarına karar verdi. Bu da sonuç getirmedi ve en sonunda, kurşunlu silahlarla, “sadece bacaklara vurun” dedi, Nikolay Çavuşesku. Elena, daha da kötüsünü yaptı ve “hayır, sadece bacaklara kurşun sıkmakla yetinmeyin, öldürün!” dedi…

Neticede öyle de oldu. Hatırlıyorsanız, ilk bölümde Timişoara’da cesetlerin nasıl çalındığını yazmıştım…

1. „Ceavuşesku – Kuvvetin Fanatiği” kitabı  – Ion Petcu

2. „Unutulmayan Suçlar –Cornel Burtica ile Konuşmalar” kitabı- Rodica Chelaru, “Curtea Veche, Bucureşti”Yayınevi, 2001

3. „Çavuşesku ve gölgeden konuşmalar” kitabı – Mirela Petcu, Camil Roguski, “Evenimentul Romanesc” Yayınevi Bucureşti, 2001. 

4. „Çavuşesku’nun Avları”kitabı  – Mitica Georgescu, “Corint” Yayınevi Bucureşti, 2003

5- “Adevarul” Gazetesi

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir