Komünizmin öteki yüzü ya da Tel Örgüler Ardındaki Romanya – 15

Hazırlayan: I. Kılıç.- Gazete Balkan Arşivi

KARANLIK ROMANYA’DAKİ TÜRKLER’İN DRAMI

Romanya’da 1944-1989 yıları arasında, Komünist rejim siyasi olarak karşıtı olanlara, büyük bir baskı yaptı. Bu baskılar, ırk, din ya da kültür fark etmeksizin, herkese uygulandı.

Bu olay çok geniştir ve bu trajedi dolu gerçek hikayeler, soruşturmalarla, işkencelerle, cinayetlerle doludur. Bu acıyı yaşayanlar arasında, Romanya’daki Türk-Tatar azınlığı da vardır.

Romanya’ya karşı vatandaşlık duyguları yaşamalarına rağmen Türkler, ya “sağlam olmayan soylarıyla” ya “burjuva takımı” ya da “Gavur” olarak adlandırılarak, cezalara tabi tutuldular. Birçoğu da Kırım’dan kaçan aileleri gizledikleri ya da yardım ettikleri için cezalandırıldılar.

Romanya’daki Türkler veya Tatar Türkleri, Komünistliğe karşı birlikte dayandılar.

Bunların çoğu, hapishanelere kapatıldı veya aileleriyle birlikte başka memleketlere gönderildiler. Hayat boyu çalışarak elde ettiklerini, evlerini dahi kaybettiler. Bazıları ise hapishanelerde hayatlarını kaybettiler. 

23 Ağustos 1944’ten sonra, komünist rejim, azınlıkların entegre olmaları için gizli bir şekilde, etnik kimlikleri yok etme faaliyetlerini başlattılar. Resmi dinsizlik döneminde birçok Camii ve mezarlık yıkıldı, yok edildi. 1906’da Dobruca bölgesinde 376 Cami vardı. 1989’da rejim düştüğünde, sayıları ancak 80 kadardı.

Ana dili eğitimi veren eğitim kurumlarının sayısı 261’di. 1948’de eğitim reformu getirdiler, bu reformlar 1967 yılına gelindiğinde hiçbir kurumun ana dili eğitimi vermeme sonucunu doğurdu. Dini öğreten personel, yani İmamlarımız ve öğretmenlerimiz ana dilimizi korumakla görevliyken, zaman içeresinde sayıları gitgide azalmıştı.

Pratik olarak, 1944-1989 yılları arasında, ana dili programları yayımlayan ne radyolar ne de televizyon kanallarımız vardı. Yazılı basın desek o da yoktu. Böyle yabani şartlarda, Romanya’daki Türk ve Tatarlar, kendi kimliklerini kaybetmeye yüz tuttu. Buna rağmen şimdi, yeniden kendimizi toparlamaya başlar konumda kaldık.

Az bilinen konu ise, sistematik bir şekilde yok edilme yoluna girişimiz oldu. Aileler, çocuklar bile, çeşitli yolarla öldürüldü. Mesela, Ada-Kale’deki İmamın karısı bile, antikomünist diye hapishaneye kapatıldı.

Necip Fazıl’ın karısı da aynı kaderi paylaştı. Her zaman elitler, onlar için bir tehlike temsil etti. Romen ya da Türk bu dönemde kimliğimizi korumak adına acı çekeni unutmak demek, tekrar onları mahkûm etmek anlamına gelir.

Öğretmen Güner Akmola, 1990’dan sonra, Mustegep Ülküsal’ın ilk çıkarttığı dergiyi tekrar çıkartmış. Dergi’nin adı “Emel.” Akmola, komünist dönemde hapislerde yatan veya ölen Türkler’in bir listesini hazırlamıştı. Şu ana kadar kendisi araştırarak acı çeken kişilerden 93’ünün kaydını bulabildi. Bunların arasında, imamlar, mühendisler, doktorlar, avukatlar, savaşa katılan subaylar bile var.

Komünist dönemin ünlü hapishanelerinin bulundukları yerler: Jilava, Sighet, Gherla, Aiud, Salva, Canalul Midia, Caransebeş, Peninsula Balti, Piteşti ve Köstence.

İşte size kara listeden bazı örnekler:

Irstmambet Iusuf, öğretmen- hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Mustegip Samedin, İmam- hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Sali Regep, Bükreş İmam’ı – hayat boyu hapis ve ağır çalışma. (Köstence)

Reşat Kâmil, Doktor– 15 sene ağır hapis ve ağır çalışma cezası.

Hapiste ölen kişiler de var. Mesela, Öğretmen Ömer Lütfü, Avukat Osman Nuri, Okul Müfettişi Sagit Ali Müstegip, Komiser Şükrü İbrahim.

Medcidiye şehri eski Müftüsü Curtmolla Etem, “Sosyal düzenine karşı oluşu”‘dan dolayı ağır hapis cezası almıştı. Kırım’dan kaçan Tatarlara yataklık ettiği için, Ablai adındaki İmam da hapse götürüldü.

Şimdi dikkatinizi rica edeceğim, Bir de Konsolos Belüla Şevket var. Türk konsolosu, casuslukla suçlandı ve İçişleri Hapishanesi’nden sonra Jilava, Margineni hapishaneleri ve en son Vacareşti hastanesinde 1963 yılında öldü.

Emin Mihat Ömer, 1928’de Bulgaristan’da doğdu ve Türk Konsolosluğu ile bağlantıları var diye Köstence Mahkemesi’ne götürülerek, 12 yıl zoraki ağır çalışmaya mahkûm edildi ve 1961’de hapisteyken öldü.

İşin ilginç yönü Romanya’daki Müslümanları daha iyi kontrol altında tutulabilmeleri için, aralarına komünist olan kişiler sokuldu. Bu yüzden Köstence şehrindeki Müftülük sürekli takip altındaydı.

Köstence’deki Komünist Partisi 1946’da Türklerle ilgili yazdığı raporda, “Türkler ve Tatarlar, birçok etki altında kalmaktalar. Onların en büyük problemi Müftülük oldu. Yeni seçilecek Müftü kim olacak diye aralarında tartıştılar. Müftülük savaşına iki aday vardı Biri Abibula ve diğeri ise Halil. Her ikisinin de ayrı ayrı taraftarları var. Biri bu göreve geldiğinde, diğeri onu görevden almak için çabalıyor” diyor. Raporda Türk Konsolosluğu’nu da takip ettiklerini yazıyorlar. Göze batan şey ise, bu raporların hiçbirinde, Türklern aralarında geçen konuşmalar yazılmıyordu. Genelde, sadece “bu toplantıya 100-105 kişi katılmıştır” şeklinde ibareler yer alıyordu.

1946’da, Köstence’de Müslüman İşçi Cephesi ( FUMM) kuruldu. Kurulma belgesinde Komünist Partisi onayı da gerekiyordu. Onay verilmişti. İlk yapmaları gereken şey, Müftülerini seçmek idi.

Yine raporlara göre, “Müftü, halk tarafından sevilen, profesyonel ve etik kurallara sahip olan ve ayrıca, gerçek demokratik prensiplere sahip olan” bir kişi olmalıydı. Anlaşılan o ki, FUMM, aslında, Komünist Parti’nin eline geçmişti. 1946’ya kadar Müslümanlar kendi Müftüsünü seçememiş. Bu memnuniyetsizlik, Komünistleri de sarmıştı. Raporlarda, “Müslüman halk fakir olmasına rağmen, demokrasi yoluna getiremedik. Halkın bir kısmı İmamlar veya gavur zengin insanların tesiri altında kalmakta ve Ankara, Londra’daki radyo kanallarını dinlemekteler. Müslüman halkın başka kısmı ise nötrdür ve son kısım ise, bizde kadrolu olarak yer alıyor. Fakir ve eğitimsiz olmalarından dolayı duyduklarına çabuk inandıklarını görülüyor” diye yazıyor.

Bu cümleden anlaşılan o ki, Türk entelektüelleri, Komünist toplumu için bir tehlike oluşturuyordu.

Komünistlerin bizler hakkında böyle düşünerek rahat olmaları nedeniyle bizler bir süre rahat ettik. Oysa, asıl dramlar, 1951-1952 seneleri arasında yaşandı. Birçok aile kendi topraklarını ve evlerini terk etmeye mecbur edildi ve uzaklara götürüldüler. Ayrıca, imam, avukat, doktor ve köylülerden oluşan 39 kişiye toplam 500 sene hapis cezası verilmişti.

Necip Fazıl adlı şairimiz, Kırım’dan kaçan Tatarlara yataklık ettiği gerekçesi ile Komünistlerden kaçarak köylerde saklandı. Türkiye’ye kaçma imkanı varken bile, “halkımı bırakamam” diyordu. 1984’te 15 Ekim’de, Köstence İstihbaratı onu şehrin merkezinde yakalıyor. Beş gün tutuklamadan ve işkencelerden sonra ailesi cenazesini kaldırmaya çağırıldı. Necip Fazıl, hapiste kendini asmıştı. Ailesi cenazesini aldığında fark ettikleri şey, Necip Fazıl’ın saçı yanık ve dili ısırılmış ayrıca, kafatası da kırılmış haldeydi. Anlaşılan o ki, işkence edilerek öldürülmüştü.

11 Mart 1953’te, 14 Tatar daha yakalandı. Bunlar Kırım’dakilere yardımcı olmak, Alman askerleriyle iş birliği yapmak savaş döneminde Türkiye ve İngiltere’ye Türk Konsolosluğu aracılığıyla bilgi sızdırmakla suçlanmışlardı. Tutuklananlar arasında Necip Fazıl’ın eşi Sultan Fazıl da vardı. Kendisine 8 sene hapis cezası verildi. İşkencelerden sonra bilgileri Türkiye Konsolosu Şevket Musa’nın aracılığıyla gönderdiklerini itiraf edenler bile vardı.

                                                                                                                      SON

Kaynak: Kanada Tatarlar Kültür Derneği

Tataru köyündeki Necip Fazıl’ın mezarı

Necip Hacı Fazıl

Müstecip Ülküsal

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir