Hamdi YILMAZ & Oyalamayın!

ZAMAN TÜNELİ: 6 AĞUSTOS 2010

Bundan 30 yıl önce Türkiye’yi Afganistan’ın akıbetinden kurtaran Türk milliyetçilerine yapılan suçlama neydi?

“Kendinizi Devlet’in yerine koydunuz!”

Bu gerekçe ile denge sağlıyor görünmek için, “Bir sağdan bir soldan” anlayışı sonucu Türk milliyetçilerine ikinci bir bedel ödettirdiler.

Münih’te Alman bayrağının yanında Bavyera Eyalet bayrağını görünce Türkiye’yi eyaletleştirmeyi kafasına koyan Netekim Paşa ile “Federasyon dâhil her şey tartışılmalı” diyen Turgut Özal’ın “Devrî Saadet” dönemlerinde PKK palazlandı.

PKK’nın palazlanma döneminde Türk milliyetçileri can ve geçim derdindeydiler. Yaşadıklarımıza duyduğumuz tepkinin sonucu en azından kendi adıma söyleyeyim, içimiz kan ağlayarak, “Devletin askeri, polisi var önlesin!” anlayışını benimsedik.

Kimse yazıp, çizip söylediklerinden dolayı, ‘kendisini Devlet’in yerine koyduğu’ gerekçesi ile bir daha bedel ödeyecek konumda değildi.

Yaklaşan tehlikeye karşı Türk milletini uyaracak, uyandıracak basın yayın organlarından da mahrumduk. On yıl süren bu dönemde PKK çok ciddi yol aldı. Başka birileri de cemaatlerini küreselleştirdi. Türk milleti olup biteni anlamadı, anlayamazdı. Milleti ayrıştırma tohumu da bu dönemlerde ekildi.

O günlerde bölgede asker iken izne gelen bir öğrencim bizi ziyareti sırasında, “Hocam, emir verseler Apo’yu bir saatin içinde alır geliriz” demişti.

Türkiye’de işler bu minvalde yürürken Avrupa’da başka planlar işliyor, Türk milliyetçileri oralarda da başlarına sarılmış başka gailelerle boğuşuyorlardı. Ama aynı dönemlerde Avrupa’daki otel salonlarında, “Türk Ordusu ve Demokratikleşme” gibi adlar altında sempozyumlar, toplantılar yapılıyordu.

Yine kendi adımıza konuşmak gerekirse Rotterdam’da böyle bir toplantıya şahit olunca, işin vahametini anlamış ve sahip olduğumuz güçsüz kuvvetsiz haftalık gazetemizle kıyameti koparmış, yazmış, çizmiş, dikkat çekmeye çalışmıştık. Ama Ankara’daki gaflet uykusundakilerin yerine Amsterdam’dakileri uyandırmıştık.

Hiçbir suçlamaya muhatap olmadan bir akşam indiğimiz Amsterdam Schipol havaalanından sabaha kadar bekletilmiş, sabah ilk uçakla Türkiye’ye postalanmıştık. Onlarca yazı yazdım. Türk Ordusu’nun kuşatılması bana göre Batı ülkelerindeki Otel salonlarından başlayarak bugünkü haline geldi.

Şimdi adam diyor ki, “Belediyenin önüne Türk Bayrağının yanına Kürt Bayrağını da asacağım. Öteki de Laz bayrağını assın, beriki Pomak bayrağı!”

İstek çok açık ve net. Bu istek karşısında Türkiye’yi idare edenlere düşen üç görev var, bunlardan birini süratle yapma durumundalar.

Ya milletin kahır ekseriyetine rağmen, “Buyur as” diyecekler ya da ortaya çok açık ve seçik niyet göstergesi koyarak gereğini yapacaklar.

İkisini de yapamıyorlarsa, bunlardan birini yapacaklar için derhal istifa edecekler.

Başka bir yol, iki tarafı da oyalamanın anlamı var mı?

(Bu yazı 6 Ağustos 2010 tarihinde yayımlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir