HAMDİ YILMAZ & Öfkenin avcuna düşmek!

“Şekelistan’a Özerklik” denince gazetecisinden dağdaki çobanına kadar herkesin tüyünün diken diken olduğu Romanya’da, DIGI 24 adlı yazılı ve görsel haber portalı 22 Ocak’ta “Erdoğan Irak’a kadar Kürtleri avlıyor” başlıklı bir haber servis etti.

Kürt kim, tırnağın eti yahut etsiz asla var olamayacak tırnak.

Cümlenin başına “Erdoğan” ismini ekleyerek dileyen herkes Türkiye’ye hakaret edebiliyor bu ülkede. Sadece bu ülkede değil tüm Batı ülkelerinde.

Ne adına sözde ifade özgürlüğü adına!

Ama bizden önce yüzlerce haber mecrası tarafından yazılıp çizilen haberi Romanya Türk Toplumuna ‘FETÖ’nün Romanya Abisi F.G. imiş” diyerek duyurduğumuz için 30 bin ley tazminata mahkûm oluyoruz. Henüz kesinleşmemiş olsa da durum bu.

Haklarını yemeyelim iki tane de kazandığımız kesinleşmiş mahkeme kararı var.

Rüşvetçiliği halen mahkemede görülen, kız çocuğuna cinsel tacizi mahkumiyetle sonuçlanan FETÖ güdümlülerin Türkiye’de zamanında ağırladıkları, göründüğü kadarı ile kollarına pahalı saat taktığı, görünmeyen nimetleri (!) de sadece Allah’ın bildiği, ‘FETÖ Gelini’ önderliğindeki 35 gazeteci tavuk gibi şimdi FETÖ kümesine her gün altın yumurtluyor. FETÖ o 35 gazeteciyi ve onların kontrolündekileri tepe tepe kullanıyor.

Sanki, Erdoğan olmazsa Türkiye kendilerine teslim olacakmış gibi bol bol “Erdoğan”lı cümlelerle başlayan Türkiye karşıtı iftira ve hakaretleri pompalıyorlar.

Her devlet gibi Türkiye de kendi varlığına kast edenlerin peşinde.

Geçen gün bunları anlattığımız bir Türk iş adamı, “Hamdi Bey, ne söylüyorsun? Yüzde 19’dan çifte KDV, kâr yerine ciro üzerinden yüzde 16 gelir vergisi ödeyecek olmanın ne demek olduğunu biliyor musun sen?” dedi.

Çıkan Rumen torba yasasının hesabını benden sormaya kalktı. Canın yongası olmuş malın derdine düşmüş öfkeli birine ben ne söyleyebilirim ki?

Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşması imzaladığı Avrupa Birliğine üye bir devletin raftaki anlaşmayı unutup Türkiye aleyhine kanun çıkartması karşısında kendi derdine düşürtülmüş bir gazeteci olarak ben diyebilirim ki?

Belki bin yılda bir olacak depreme, belki 100 yılda bir olacak savaşa, üç beş yılda bir olacak bu tip durumlara karşı hazırlıklı değilsek elden ne gelir?

“Misafirin budalası kendisini ev sahibi sayarmış” öz deyişine uygun olarak yaşayanlara söylenecek bir şey yok. AB politikası bu. İslam anlayışını Fransız, ticaret kurallarını Alman belirleyecek. Sana da kuzu kuzu Türkiye’den uzaklaşmak, ticaret dahil her türlü irtibatını kesmek düşecek öyle mi?

PanSlavizim-PanCermenizm mücadelesinin devam ettiği bir coğrafyada at koşturmaya çalıştığını bileceksin.

Ama öfkenin de avucuna düşmeyeceksin.

Söylenecek söz çok ama yerimiz yok.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir