Mehmet Fuat ERGÜN & ÇOCUKLUĞUM VE DİN

Çocukluğumda şöyle düşünüyordum.

Ben kimim? Nerden, nasıl geldim bu dünyaya?

70 senelik ömrümün bir muhasebesini yaptığımda geriye üç yaşlarıma kadar gidebiliyorum.

İnsan, okul dönemine kadar annesinin dizinde, anne babasının koruması gözetiminde ilkokula başlıyor.

İlk defa anne parçası öğretmenin ve onlarca sınıf arkadaşlarınla muhatapsın.

Okuma yazma, öğrenme, arkadaşlarınla sosyal ilişki.

Daha dünyadan bir habersin.

Annen baban üstelik bir de eğitimsizlerse.

Sakın yanlış anlaşılmasın.

Annemin babamın eğitimlerini küçümsemiyorum.

Çünkü onların anne babaları üstelik okuma yazma bilmiyorlardı.

Benim gözümde onlar bir profesördü.

Tabi 65 senenin öncesi kitap, yok, internet yok hatta doktor yok.

Psikolojinin adı yok.

Üstelik bir de çocuk piskolojisi, pedagog olacak.

Çok iyi hatırlıyorum kardeşlerimi annem altlarına öllük denilen toprakla kundaklardı.

O dönem, evde ana baba eğitimi, oku, yalan söyleme, çalma çırpma, kavga etme, büyüklerine saygı, arkadaşlarına ve küçüklerine sevgi. Üzerini kirletme gibi nasihatler ile büyüdük.

Hiç unutmam. Annemin “Oğlum poponuzda mühür var. Sakın kimseye göstermeyin mührünüz bozulur” demesini.

Demek ki o zamanlarda varmış çocuk tacizciliği.

Babamın annemin benimle beş dakika oynadıklarını bilmem.

Hatta annemin, babamın saçımı okşadıklarını.

Bu yüzden yazları Malatya’ya gittiğimde babaanne, dede, hala teyze, amca, dayı sevgileri bir başka gelirdi bana.

Anne babamdan özlediğim sevgiyi, bunlarda bulurdum.

Hele halamın sarılarak, çığlık atarak, “Gardaşımın kokusu geldi, Fuat’ım geldi” diyerek beni yüreğine kucağına basmasını.

O dönemler ayıptı. Çocuklarını sevmek. Severlerse çocuk şımarır derlerdi.

Hele bir baba kız çocuğunun sevgisini asla dışarı vurmaz, içinde saklardı.

İşte böyle dışarı vurulmayan sevgisiz bir ortamla büyüdük.

İlkokulda öğrendim sevginin dışarıya vurulduğunu.

Derslerime çalışıp sınıfın gözdesi oldukça öğretmenim

Melahat Özer hanımın sevgide beni yücelttiğini.

Anladım. Çalışıp başarılı oldukça sevileceğimi, değer bulacağımı.

Annem, babam hiç Allah’tan, dinden bahsetmedi.

Evimizde ibadette yoktu.

En önemli olan Ramazan ayında oruç, babamın Cuma ve teraviye beraber gitmemiz. Babamın Cuma akşamları alkol almaması.

Biz din olarak bunları bilirdik.

Ailemde kurban ibadeti lise son çağlarımda başladı.

Dinim neymiş diye kendi kendime sorduğumda araştırmaya başladım.

Gaziantep’te orta son, on beş yaşlarımda araya araya bulduğum tek kitap İslamiyet Prensipleri.

Malatya yaz tatillerimde, tüm ailem, namaz kıldıklarından bende neyin ne olduğunu bilmeden yedi sekiz yaşlarımda namaz kılmaya başladım.

Sevdim namazı, orucu.

Aklım ermediği zamanlar bu ibadetleri yaptıkça, sanki bir gücün, Yaratanın koruması altında olduğumu anlıyor bir başka tad alıyordum.

Anne babadan din nedir bir öğreti almadığımdan, yaz tatillerinde o geniş ailemden gördüklerimi taklit ediyordum.

Malatya’da sabah erken saatlerinde evimizden iki yüz metre uzaklıkta buz gibi akan mahalle çeşmesinden abdest almak bir başka gurur veriyordu bana.

Çocukluk çağlarımda mahalle camimizde ilk defa sakalı şerife katılmıştım. Çocuk aklımla, kelli felli adamlar bu sakal parçasının etrafında neden deli divane olup, öpüp öpüp başlarına koymalarına bir anlam verememiştim.

Hele bir teravi vaizinde hoca efendinin kocasına hizmet etmeyen kadınların cehennemde nasıl işkence göreceklerini ağzını şapurta  şapurta anlattığında, benim annem bunlara mı layık olacak diye hocadan tiksinmiştim.

Nerdeyse dinden soğuyacaktım

Benim Yaratanım bu olamaz demiştim.

Sekiz yaşlarında, yere uzanıp göğe baktığımda bulutları Allah zannederdim.

Yine aynı yaşlarda aynada kendime baktığımda “Fuat bu sensin tamam anladım ama içindeki kim seni yönlendiren, kumanda eden” diyerek içimde bir görünmez cevherin olduğunu anlamıştım.

Sonraları buna ruh denildiğini öğrendim.

Yine de seneler sonra ruhu tam anlamış değilim.

Diyeceğim o ki

Bu zamanın süper zekâ yavrularınıza zaman ayırın.

Hiç olmasa beş on dakika da olsa beraber oynayın.

Yobazlığa kaçmadan Allah kavramını inandığınız dininizi baskı yapmadan, zorlamadan anlatmaya çalışın.

Bırakın onlar seçsin inancını, inançsızlığını.

0 Paylaşımlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir