SERPİL YILMAZ & KADER

Geldiğimiz aile bizim kaderimiz olabilir de olmayabilir de. Bazılarımız kabul görmüş ve içi dolu ilişkiler yaşarız. Kimliğimize sahip çıkar, koşulsuz sever ya da seviliriz. İçine doğduğumuz ailenin bazı yanlarını alıp bazı yanlarını arkamızda bırakırız.

Kişisel ihtiyaçlarımız karşılanmıştır. Yeni kuracağımız aile, köken ailemizin ne aynısı ne de karşıtıdır. Muhtemelen bu en iyi senaryodur ve örneği az bulunur.

Bir de köken aileyle hiç anlaşamamış ancak, bu duruma hiç takılmamış, bu dertleri üzerinden kimlik gibi taşımayan yaşadığı olumsuzlukları kendisinin kuracağı çekirdek aileye transfer etmeyen insanların varlığından haberdarız ve onlara şapka çıkarıyoruz.

Bu insanlarda dert yoktur, hayatın sihrini erkenden fark etmiş, hayattan keyif almayı önemseyen, tekâmülü yüksek insanların yaşadığı değerli ilişkiler vardır. Tarihleri iyidir veya kötüdür farketmez. Ancak geleceklerini kendi öz iradeleriyle oluşturma becerisine sahiptirler.

Dertli olan insanların, hiçbir ihtiyaçları karşılanmamış, değer görmemiş veya hiç sevilmemiş olmaları olasıdır. Hayatın sillesini erken yaşlarda yiyen bu insanlarda yaşadıkları trajediyi ilişkilerine veya eşlerine transfer ederken, diğer yandan eksikliğini yaşadığı her şeyi sırtında taşıyan ve bu beklentilerini karşılama şansı düşük insanlara çekilirler.

Mesela, alkolik babanın ihmal edilmiş, şiddete maruz kalmış, gündüz melek gece şeytan olan baba ile güvenlik duygusu zedelenmiş, en çok ve derinden güvenlik ihtiyacı olan kızı nasıl oluyor da alkolik kocayla evleniyor? Bu bir tesadüftür diyemeyiz.

Hani karşılanmamış ihtiyaçları vardı, güvenli ilişki önemliydi, ne oluyor da bildik sulara geri dönüyor, babasından göremediği her şeyin tekrarını kocasıyla birlikte yeniden yaşıyor.

Sonrası malum, damat kayınpeder toprağından olur, her kız annesinin kaderini taşır cümlelerine sığınmak ve bunu bir kader olarak kabullenmek…

İnsanın bildiği, iyi tanıdığı ilişki tipini seçişi olası hale geliyor. Kendi mağduriyetinden vazgeçmekteki zorluğu, tahsil edemediği alacaklarını, benzer bir adres bulup ondan tahsil etmek isteyişi çıkmaz bir sokak da yolunu aramak değil de nedir? Yani alkolik babadan alınamayan, ancak alkolik kocadan alınarak iyileşmesi mümkün müdür?

Ayrıca bu örnekler çok sınırlı olmakla birlikte çok da tanıdık gelmiyor mu? Erkek ya da kadın olmak yoksunluk çekmek, mağdur edilmek ya da ihtiyaçların hiçbir şekilde karşılanmaması açısından ayrım gözetmiyor.

Elbette ataerkil toplumlarda daha çok kadınlara kaderciliği kabul ettirdiklerini görmekteyiz. Benim nazarımda aile de yoksunluk çekerek büyüyen kadın veya erkek farketmiyor. Yüzünü aydınlığa dönmeyen her insan ailesinde yaşadığını, bir miras gibi geleceğine taşıyor.

Aslolan şey kişinin kendini nerede ve nasıl görmek istediği.

Ancak kendi geçmişimizi iyi okumaya çalışmalıyız ki, hayat tercihlerimiz için de hayat öykümüzün tamamı için de bu çok kıymetlidir.

Yaşam daima iki seçenekten oluşur. Elimizde olan mevcut şartlarla ne yaratacağımız bize kalmıştır. Yaşayamadıklarımız için geriye dönüp geçmişi veya aileyi suçlamak işin en kolay yoludur. Kadercilik de başka bir kolay yoldur.

Yaşamda dibi görmek, daha iyisini yapabilmek için kişinin içindeki gerçek güce ulaşmasına olanak sağlar. Öz gücünü ortaya çıkaran insanın önünde hiçbir engel uzun süre kalamaz…

Bence gerçek kader bizim seçimimizdir.

Bahaneler mi, onlar bizim zaaflarımızdır.

İnsanız işte tıpkı bir mücevher gibi, kendimizi nasıl işlediğimize bağlı olarak yaşamlarımız değişiklik gösterecektir.

Bu muazzam bir özellik değil mi?

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir