HAMDİ YILMAZ & DENKTAŞ VE TÜRKEŞ

Yıl 2000 olmalı. Bir Frankfurt yenilgisinin ardından Hollanda’da haftalığa indirgediğim bir gazete yayınının yanı sıra baskı işleri yapıyordum.

Bana ait olmayan üç- dört derginin de baskı işini üstlenmiştim. Bir gün Rotterdam’da bu dergilerden birinin bürosuna materyal almak için gittim.

Derginin sahibi yoktu. Büroda derginin sanat sayfasını hazırlayan arkadaş vardı. Hollanda’da okumuş, tiyatrocu bir gençti ve iyi Marksist’ti.

Sohbet ederken söz döndü dolaştı, terör örgütünün Rottterdam belediyesi önünde kurduğu çadırda Türkiye’yi karalama kampanyasına geldi. Çadır günlerce orda duruyor, sağduyu sahibi her Türk vatandaşını rahatsız ediyor ama kimse bir şey yapamıyordu.

Marksist genç dedi ki, “Ağbi bir ümidim Ülkücülerdeydi. Ama onlar da bir şey yapmıyor.”

O an nasıl bir duyguya kapıldığımı hatırlamam imkansız ama, bu satırların yazıldığı gecenin kör vaktinde gözlerim dolarak o sohbeti hatırlıyorum..

Marksist düşünceli bir Türk gencine bile vatan zora düştüğünde Türk milliyetçilerini ümit haline getiren insan 24 yıl önce 4 Nisan’da kaybettiğimiz Alparslan Türkeş’ten başkası değildi.

Bir aydın düşüncesi olan Türk Milliyetçiliği fikrini halka yaydı, kendisine oy vermeseler bile hangi siyasi düşünce de olursa olsun vatansever her Türk’e Türk Milliyetçiliğini bir umut olarak ortaya koydu.

O yüzden 7 Nisan 1997’de Ankara’da milyonlarca ama hakikaten milyonlarca insan tarafından ebediyete uğurlandı.

Son görüşmemiz vefatından tam altı ay önce Düsseldorf’ta oldu. Ortadoğu Gazetesinin Avrupa baskısını yayımlıyordum. Türk Federasyon’un kurultayına katılmak için Almanya’ya gelmişti. Kendisini Düsseldorf hava alnından uğurlayacaktık..

Uçak kalkmadan önce bir saati aşkın bir süre oturduk. Masada dört kişiydik. Diğer iki kişiden biri Federasyon Başkanı Mehmet Erdoğan’dı. O sohbetten aklımda kalan önemli sözlerden biri, “Yaşaması için yılana bile kaçacağı bir delik bırakacaksınız” deyişi oldu.

Yıllarca Başbakan yardımcılığı, milletvekilliği yapmasına rağmen pasaportu bizimki gibi lacivert pasaporttu. Başbakan Tansu Çiller’di. Diplomatik pasaportu bile yoktu. “İstesem verirler ama istemedim” dedi..

Rauf Denktaş ve Alparslan Türkeş, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nda

Alparslan Türkeş gibi Kıbrıs doğumlu devlet adamlarımızdan biri de Rauf Denktaş’tı. O zamanki başkent Bonn’da Alman tarafın onuruna verdiği bir akşam yemeğinin ilerleyen saatlerinde öylesi durumlara göre uzunca bir süre ikili sohbet imkanımız olmuştu. Şu fırdöndü dünyada sinirlerine nasıl hakim olduğuna hala şaşarım..

Çok sevdiğim devlet adamımız Denktaş henüz hayattaydı.

Bir gün Ankara’da yönetim kurulu başkanı olduğum gazetenin köşe yazarlarından birisinin yazısını önüme koydular. Adam Denktaş’ı yerden yere vuruyordu. Üstelik de haksızdı..

Odamda sinirimden Bizans askeri gibi bir saate yakın döndüm durdum. Sonuçta arkadaşları çağırıp “yayınlayın” dedim..

Gazetecilik zor ve ağır bir meslektir. Ne yazık ki dünya salt bizim sevdiklerimizden ve ve bizim düşüncelerimizden ibaret değildir. Sevmediğimiz düşüncelere tahammülü, onların da fikirlerini yayma, söyle hakkı olduğunu böyle ağır deneyimlerden geçerek öğrendik.

(Bu yazı 5 Nisan 2018 tarihinde yayınlanmış olup, tarih açısından güncellenmiştir)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir