Mehmet Fuat ERGÜN & İLK GÖREVİMDE KIBRIS HAREKATI

1972 İTÜ bitti. Makine mühendisiyim. Yana yakıla iş arıyorum. Babam bir emniyet mensubu. Ona daha fazla yük olamam. Üstelik arkamda iki kardeşim var. Onların tahsilleri babamın bir tek memur maaşına bakıyor.

Oraya koşuyorum. Buraya koşuyorum. Devlet, Özel kuruluşlar. İş yok. Yok.

İş var da askerlik yapmadıysan iş yok. Özel sektör yanına yaklaştırmıyor. Tam işe adapte olacaksın on sekiz ay gidiyorsun yedek subaylığa. Zaten iş tecrüben yok. Diyor. Görüşme bile yapmıyor.

Devlet kuruluşları ise, tamam işe alırım. Git bana bir sene askerlikten tecil belgesi getir diyor.

Askerlik şubesine gidiyorsun. Sana bir sene tecil veremem. Bakarsın üç ay sonra seni askere alırlar. Diyor.

Kaldık mı ortada. O dönemin önde gelen Üniversitelerinden biri İTÜ’yü tahsilin boyunca hiç kayıp vermeden bitirmişsin.

İşsizsin.

Kulağımda uğultulardan geceleri uyku tutmuyor.

İki dönem stajımı yaptığım Burçelik Genel Müdürü rahmetli Özer Doğan Sosyal beyi kurtarıcı görerek kendisine sığınıyorum.

Özer bey bana “Fuat o zamanın parasıyla on bin liram gitse seni Gölcük Tersane Komutanlığına göndereceğim.

Ben oraya sivil mühendis olarak girdim. Yedek subay talebeliğimi Yassıada’da yaptım. Dört ay sonra Gölcük Tersanesindeki sivil mühendis olarak çalıştığım döküm fabrikasına döndüm. Mesleğimde askerlik dönemi kaybım hiç olmadı.” Diyor.

Özer bey beni koğuş arkadaşı tersane boyahane müdürü Bülent binbaşının yanına gönderdi.

Orda da karşıma personel şefi astsubay arkadaş, Bülent Bey’in referansı olmasına rağmen işe alamam. Bir sene tecil gerekli dedi. Üstelik azarlar gibi.

Deli olmak işten değil.

Askeri tersaneye gireceksin; asker, askerden tecil istiyor.

Tamamen çöktüm.

Birden aklıma o zamanın Türkiye’nin en genç Kurmay binbaşısı sonraları Özal dönemin Tümamirali amcam oğlu Saim Ergün geldi.

Tekirdağ mayın tarama gemi komutanı.

Hemen aldı beni assubay personel şefinin yanına götürdü.

Ast, üst ilişkisi içerisinde, saygı çerçevesinde, Fuat benim amcam oğlu dedi ve ben Gölcük Tersanesi 200 müdürlüğünde makina dizayn şefliğinde amirim Deniz mühendis Üsteğmen Ercan Türken’in yanında göreve başladım.

Henüz 21 yaşındayım.

Gölcük Tersane Komutanlığında kırkın üzerinde fabrika. Askeri gemilerin tüm bakım tutumlarının kızağa alınarak yapıldığı; bir de üstelik Kıbrıs savaşına katılan Berk ve Peyk kuravuzerlerin sıfırdan bizim tarafımızdan inşaatından sorumlu iki, üç makina mühendisinden biriyim.

21.Aralık.1972 göreve başladım.

Mart.1974 Yassıada Deniz Yedek Subay Okulu dört ay.

Tam 19 Temmuz. 1974 deniz asteğmen rütbesi takacağımız güne geldik.

O gün kulağımıza fısıltılar gelmeye başladı. Kıbrıs çıkarması haberleri.

Evlatları için gurur günü olacak 19.Temmuz.1974 günü, nişanlım, annem, babam ve İstanbul’da yaşayan amcamlar, diğer arkadaşlarımın aileleri gibi; Heybeliada’da, onları Yassıada’ya getirecek askeri deniz aracını beklerlerken bir anons.

Yeni deniz Yedek subaylar, emir gereği Yassıada’dan cepheye gönderildiler.

Ailem o an yıkılmış.

Üstelik kardeşim Faruk, İstanbul Akpınar birliğinde uçak savar çavuş.

Tabi bizim rütbe merasimi bir gece önceden iptal.

Biz, bize gelecek cephe emrini bekliyoruz.

Taze kuvvet. Yeni askeri eğitimden çıkmışız. Bizden iyi taze kuvvet olabilir mi?

Babam haydi hanım Fuat’ı kaybettik. Gel diğer küçük oğlumuza bakalım diyerek, kardeşimin birliğine gidiyorlar. Koskoca birlikte tek bir tank, araç cephane kalmamış.

Bir ayağı sakat asker nöbetçi.

Babam eyvah hanım.

İki oğlumuz da savaşta.

Emniyet mensubu olarak gurur duyuyor ama Yarabbi ne olur bir oğlumu bize bağışla diye dua ediyor.

Amcamların evine dönüyorlar.

Annem, babamın göz yaşları dinmiyor.

Gelelim Yassıada’ya bize.

Daha önce kuralar çekilmişti. Herkesi kurasının çıktığı yere askeri deniz araçlarıyla götürdüler.

Ben askeri kural gereği kurasız geldiğim yere Gölcük Tersanesi ne gideceğim.

Ben kendi imkanlarımla giderim dedim. Uygundur dediler.

Gölcük’e yola çıkmadan; anneme babama bir bakayım dedim. Amcamlara gittim.

O annemin babamın bana sarılışlarını bir görseniz. Hem ağlıyorlar hem sarılmadan beni bırakmıyorlar.

Hiç unutmam babamı şu sözünü.

” Hanım Allah’a şükür bir evladımızı kaybettik ama diğer yavrumuza kavuştuk.”

Meğerse babam emniyet mensubu hesabıyla kardeşim Faruk’un birliğinin Trakya Saray civarlarında ormanlık alanda mevzilendiklerini biliyormuş.

Yunanistan’da gelecek bir karşı saldırıda kardeşimin kıtasının hedefi Atina.

Ben hemen Gölcük Tersanede görevime başladım.

20 Temmuz 1974.

Makina dizayn şefimiz Deniz yük.müh. Yüzbaşı Ahmet Cavit Gür.

Tüm ekibimize hazır olun. Her an için Mersin’e yara alan gemilerimizin onarımları için gidebiliriz.

Türk milletinin birlik beraberlik gücü. Halk sakin. Tüm fırınlar açık. Esnaf ve halkta bir telaş yok.

Hele gıda stoku yapmak kimsenin aklına gelmiyor.

Ve acı haber Adatepe, Tınaztepe iki can damarı kuruvazörlerimizden biri yara alıyor. Mersin’de acil onarımı için bizleri bekliyor.

Özel bir askeri uçakla ben dahil beş kişilik teknik ekip hazırlığımızı yapmak üzereyken kötü haberi alıyoruz.

Yanlış bir istihbarattan kendi savaş uçaklarımız, tepe sınıfı gemimizin birini kullanılmaz hale getiriyor.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir