HAMDİ YILMAZ & GÖRDÜĞÜMÜZÜN TANIĞIYIZ: ELDAR BEY (HASANOV)

Gençliğimizi, “Kafkasları at sırtında aşarak Orta Asya’daki Türkleri kurtarmaya gidecek hayalperest”, “Irkçı”, “Turancı”, “Kafatasçı” suçlamalarına muhatap olarak geçirdik.

Tarih bizi haklı çıkardı, tarihin en büyük despot imparatorluklarından biri olan Sovyetler Birliği yıkıldı, Demir Perde çöktü.

İrili ufaklı Türk yurtlarının kimi bağımsız oldu, kimi özerk de olsa kendi kendilerini idare etmeye başladılar.

Bizim isteğimiz de bundan başka bir şey değildi, kendi kendilerini yönetsinler, hür ve mutlu yaşasınlar.

***

Lahey’in varoşlarından birinde Azerbaycanlı gençlerin kültür dernekleri vardı. Bildiğiniz kahvehane. Her yolum düştüğünde uğrar çaylarını içerdim. Dernekleriyle ilgili birkaç kez haber de yapmıştım.

Aynı yıllar (1992-1993) Cengiz Aymatov Rusya Federasyonu Benelux ülkeleri Büyükelçisi idi. Birbirimizin varlığını bilmemize, arada selam getirip götüren dostlarımız olmasına rağmen ziyaret etmedim. Ziyaretimin kendisine zarar vereceğinden kaygılanıyordum.

***

2005 yılında Romanya’da gazete çıkarmaya başladığımda Azerbaycan Cumhuriyeti Bükreş Büyükelçiliği’ni ziyaret ettim. Büyükelçi Eldar Hasanov’du.

Yukarıda ilk paragrafta yazdıklarımı dikkate alırsanız, benim için duygusal anların doruğuydu.

Düşünebiliyor musunuz, rüyalarımız gerçek olmuş ve ben bir Türk Devleti’nin Büyükelçiliğindeydim. Karşımda hür ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi vardı.

Bu ne büyük mutluluktu.

Göz yaşlarıma hâkim olamadım.

Böyle tanıştım Büyükelçi Eldar Hasanov ile..

***

16 Mayıs 2016 tarihinde gazetemizin Romanya baskısının birinci yılı kutlama gecesini zamanın Bükreş’teki en iyi oteli olan Marriott’ta yapıyorduk.

Rumen Hükümeti Başbakan Yardımcısı ile üç Rumen bakan da misafirimizdi.

Salonda 340 davetlimiz vardı (Bir daha asla bu rakamda davetliyi bir arada göremeyecektim).

Ama bizim Büyükelçimiz aramızda yoktu.

Niçin yoktu? Anlatayım:

***

O, önce Fetullahın okulları için, beş gazetecinin huzurunda Zaman gazetesi mensubuna “Biritish School, diyor. Adı mı Türkçe, müfredatı mı Türkçe, neresi Türk? Orası Türk okulu filan değil!” diye gürlemiş, ardından 15 gün sonra Samanyolu televizyonu Ayna Programı ekibi Bükreş’e gelmiş, kendisini alıp okula götürmüş kameralara bakarak yukarıdaki sözlerini yalayıp yutarak okula övgü yağdırmıştı.

FETÖ okullarının müdürü Ragıp Gökçel de sağa sola “Büyükelçi’ye Ankara’da ince ayar yaptırdık!” diye hava atıyordu. Dışişleri Bakanı da o yıllarda “Bizim Kayserili Majeste” dediğim zattı.

FETÖ örgütünün böylesine esir aldığı Devletlûmuz da hıncını Hamdi Yılmaz ve gazetesinden çıkartıyordu.

Kendisinden sonraki dört Büyükelçimizin hiç birisi ile en ufak bir sorunum olmadığına göre demek ki anormallik bende değildi.

Biz de devletimize olan bağlılığımızdan susuyorduk.

***

Üstelik de bizim kutlama törenimiz olduğu saatte Romania Plaza’daki sinemaya bir film getirtmiş milleti oraya davet etmişti. Buna rağmen salonda 340 kişi, biri Başbakan Yardımcısı olmak üzere Rumen hükümetinden toplam dört bakan vardı.

Azerbaycan Bükreş Büyükelçisi Eldar Hasanov, film gösterilen salona gitmiş, bizim Büyükelçi’ye Rumen misafirleri hatırlatarak, “Lütfen Hamdi Bey’i yalnız bırakmayın, hiç değilse beş dakika uğrayıp ayrılın” demişti.

Sonra da bizim salona gelip, Rumen misafirlerimize karşı ev sahipliğimizi yapmıştı. Hatta bazıları O’nu Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi sanmıştı.

***

Bir yazımda ismini vermeden Eldar Bey ile yaptığımız sohbetlerden şöyle bahsediyordum:

“İznini almadığım için hadi ismini vermeyeyim. Bir dostum var, denk geldikçe ayak üstü dertleşiriz. Kendisi Türk ama Türk vatandaşı değil. Çokcası o anlatırken, üstelik de kendisinden bahsederken bizim şairlerden birisinin bir iki mısrası onun anlattıklarına tam denk düşer.

Ben kestirmeden giderek ve “Hiç çabalama” demeye getirerek, “sizin durumunuzu şair Necip Fazıl şöyle özetlemiş” diyerek mısrayı söyleyiveririm. Çok hoşuna gider ve hemen cebinden çıkardığı kağıda hem mısrayı hem de şairin adını yazdırır. Bazen o kağıdı kaybeder, telefon ile tekrar sorardı.

Sonra sonra anladım ki, bu işte ağrıma giden bir şey var. Mesela, “Bizde Yahya Kemal Beyatlı diye bir yazar var. O demiş ki…” diye konuşmaya başlamak zorunda kalmak gibi!

Ne var ki, o yüreği pırıl pırıl samimi Türk, Yahya Kemal ya da Necip Fazıl adlı bir şairin varlığından habersiz. Tıpkı, bazen de bizim başka Türk devletlerindeki çoğu büyük şairleri bilmeyişimiz gibi.”

***

Eldar Bey, böylesi sohbetlerin birisinde, Şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı cezaevinde yattığı yıllarda Haydar Aliyev’in emri ile ziyaret etme girişimini anlattı.

Geldiği cezaevi kapısından görüştürülmeden geri döndürülmüş, kendisinden de 24 saat içerisinde Türkiye’yi tek etmesi istenmişti.

Eldar Bey’in bir Bayram arifesinde Bükreş Camisini ziyaretini ve Osman Aziz Hoca ile Caminin eksiği gediği hakkında yaptığı sohbeti hatırlıyorum.

Rahmetli Mustafa Mehmet Ali’ye Kur’anı Kerim’in Romence mealini hazırlattırıp bastırdığını herkes biliyor.

Culuj Türkoloji Enstitüsü’nün kuruluş mimarı odur ve ilk müdürü Prof. Dr. Tahsin Cemil henüz hayattadır. Türk ve soydaş kuruluşlarına olan ilgisi ile Bükreş’teki Haydar Aliyev Büstü (Bükreş’te büstü olan üç yabancı devlet adamından biri) herkesin bildiği şeyler.

Bir ziyaretim sırasında kendisini bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı TIR sürücüsünün aradığının ve sorununu aktardığının da canlı tanığıyım.

Bazen ülkesinden döndüğünde “Senin Aqil Abbası da gördüm” dediği olurdu. Azerbaycan Türkü yazar Aqil Abbas’ı sevdiğimi bilirdi.

Yazar demişken ünlü Azerbaycanlı yazarların sayısız eserini Rumence’ye kazandırdığını bilmeyen yok.

Yazar sanatçı gibi nice Rumen eliti ile kalıcı dostluklar kurduğunu, onların kendisi Bükreş’ten ayrıldıktan sonra bile anlamak mümkün. Onlardan birileri ile şimdilerde karşılaştığımızda birbirimize Eldar Bey’in armağanıymış gibi muhabbetle bakıyoruz.

Ukrayna ziyareti dönüşünde oradaki Gagauz Türklerini anlatmıştı..

Bükreş’teki her milli ve dini günümüzde mutlaka aramızdaydı..

Romanya’nın sayılı devlet adamına verdiği büyük nişanı “Ordinul National Pentru Merit” ile onurlandırılmıştı.

Onu tanımayan bile duyduğu şahidi olduğu bir iyiliğini anlatır.

Kanadalı yazar Scott Taylor’u Bükreş’e getirerek Ermeni meselesi ile konferans verdirtmişti.

Rumenlerle her görüşmesinde iki ülke arasındaki ilişkiyi Akkoyunlu devletine ve Uzun Hasan dönemine dayardı.

Benim tanıdığım Eldar Bey’i anlatabilmek için kitap yazmak gerekiyor.

‘Bey’ kelimesini isminin sonuna sıfat olarak almış devlet adamı çok azdır. Eldar Hasanov gerçekten Bey ve Beyefendi birisi.

Bizim gördüğümüz ve tanıdığımız Prof. Dr. Eldar Hasanov bu.

Dikkat buyurun, son olarak Azerbaycan Cumhuriyeti’nin “Olağanüstü ve Tam Yetkili Sırbistan, Bosna Hersek ve Karadağ Büyükelçisi” idi. Belgrad’dan Bükreş’e bir gelişinde bize verdiği röportajda yükünün hafifletilmesini istediğini de söylemişti.

***

Geçen gün televizyonda Eldar Bey’in kızı, “Babam 13 Ağustos 2020 tarihinden beri Bakü’de tutuklu, hâkim karşına bile çıkartılmadı. Son 8 ayda 170 kez düşerek bayıldı. Hiç değilse yargılama bitene dek ev hapsine dönüştürsünler. Babamı cezaevinde kaybetmekten korkuyoruz” şeklindeki konuşmasını dinledim.

Avukatı Javad Javadov’un, “Baş dönmesi sonucu sırt üstü yere düşmüş, bilincini kaybetmiş. Son görüşmemize tekerlekli sandalye ile getirdiler” diye açıklama yaptığını okudum.

İçim yandı, yüreğim cız etti, kendisini ilk gördüğüm günde olduğu gibi gözlerim doldu geldi. Suçlu veya suçsuz bunu biz bilemeyiz, Azerbaycan Cumhuriyeti yargısı ortaya çıkartacaktır.

Ama dünyanın neresinde olursa olsun tanıştığı her Türk için ‘Eldar Bey’ olan Büyükelçi Hasanov’un layık olduğu muamele bu olmamalı.

0 Paylaşımlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir