Hamdi YILMAZ & SOY-SOP VE TOPRAK

Geçenlerde Kazakistanlı bir diplomat, “Bizde yedi göbek akraba içinde kalan kadın ile evlenilmez” dedi. Bu geleneği Sovyet esareti altındayken nasıl koruduklarını sordum. Bu konuda Kazak Türklerinin asla taviz vermediklerini, herkesin kendi çocuğuna bunu aktardığını anlatarak, “Mesela ben 21 göbek akraba bağımı biliyorum” dedi.

***

Köstence’de yaşayan, 70 yaşına yakın bir iş adamımızın, birkaç yıl süren ve hayli masraflı bir araştırma sonucu kendi “Soyağacı”nı hazırladığını görünce oldukça imrenmiştim. Her ne kadar iş adamımızın evlenecek çocuğu kalmamış ise de, Kazak diplomatın söyledikleri bana işadamımızın araştırmasını hatırlattı.

***

Yazarını hatırlamıyorum ama, bir zamanlar Çorum’un Bayat İlçesi’ne kaymakam olarak atanan birisinin “Bayat” kelimesinin günümüzdeki anlamına bakarak, ilçenin ismini değiştirme girişimini anlatan güzel bir hikâye okumuştum.

Oysa, “Bayat” kelimesi bir zamanlar “devletli, varlıklı” anlamında kullanılıyordu. Aynı zamanda Oğuzların 24 boyundan da birisinin adıydı. Halen Anadolu’da ikisi ilçe diğerleri köy olmak üzere 10 civarında yerleşim biriminin adı da “Bayat”tı.

Azerbaycan’da milletvekili ve yazar Akil Abbas’ın, geçenlerde yazdığı bir yazıda Dede Korkut ve Fuzuli’nin de Oğuz Türklerinin Bayat boyundan olduklarını öğreniyoruz.

***

Akil Abbas, ünlü Alman filozfu Friedrich Wilhelm Nietzsche’in bir sözünü aktarıyor. Nietzsche demişki, “Ben öleceğim. Sizler beni bu toprağa gömeceksiniz. Ardından da bu toprağı benden çok seveceksiniz. Ölümümle sizlere bu toprağı sevdireceğim.”

Mithat Cemal Kuntay da, “Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır” diyor.

***

Anladınız mı, Türkler vatanlarını yani üzerinde yaşadıkları toprakları niçin bu kadar çok sever? Çünkü hiç bir millet üzerinde yaşadığı toprağa Türkler kadar ‘ölü’ vermemiştir.

***

‘Dolu’ adlı romanı Türkiye Türkçesi ile basılmış ve Türkiye’deki kitapçılarda satılıyor olan, önemli Azeri yazarımız Akil Abbas Konya’ya gitmiş. “Mevlana, gömüldüğü toprağı mukaddesleştirmiştir” diyor. Üzerinden altı ay geçmesine rağmen, Konya ziyaretinin tesirinden kurtulamadığını yazıyor. Ardından da hayıflanıyor, “Türkler Konya’yı Mevlanalaştırdılar. Biz niye Gence’yi Nizamileştiremedik?”

‘Toprak’ denince Aşık Veysel’i anmamanın haksızlık olduğunun da farkındayız.

(Bu yazı 8 Kasım 2009 tarihinde yayımlanmıştır)

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir