SERPİL YILMAZ & Değişir Her Şey

İçinde bulunduğumuz dönemin en önemli hallerinden biri yalnızlık. Her şeyde olduğu gibi yalnızlık da birden bire gelmez.

Önce olabildiğince kalabalıklar biriktirir insan. Çocukluk arkadaşları, mahalle arkadaşları, okul arkadaşları ve iş arkadaşları ile çeşitli ortamlarda sosyal arkadaşlar edinerek listeler bir hayli kabarır. Sonra yaşam kendi akışında ilerlerken bazı şeyler değişmeye başlar. Çocukluk dönemi geride kalır, mahalleler değişir belki de şehirler değişir. Okullar değişir, iş yerleri değişir ve belki de iş sektörü değişir.

Sırayla değişir her şey, önce kişinin düşünceleri değişir ve bununla birlikte tercihleri değişir, sosyal çevresiyle birlikte hayata bakışı değişir. Sırayla eksilir hayatında olanlar. İnsan hep kendini anlayacak, dinleyecek birinin varlığını arar. Kendisi yeterince anlayıp dinliyor mudur bilinmez. İçinde bulunduğu döneme göre arkadaş listesi küçülmeye başlar ve hatta aile bireyleri bile bu listelerden çıkarılabilir.

Bunca değişen her şeyin merkezinde insanın kendi iç dengesini bulabilmesi oldukça maharet isteyen bir durumu ihtiyaç kılar. Ne yapacağını çoğunlukla bilemeyen insan birçok çözüme başvururken, hiç azımsanmayacak bir çoğunluk düşünmemeyi araştırmamayı ve görmezden gelmeyi tercih ederek yaşamaya çalışır.

Görmezden gelinen her durum ise katlanarak bumerang misali dönüp kendisini bulur yeniden. İnsan mutsuzluğuna, depresyona, hastalıklara ve tüm bunlara neden olan bir veya birkaç suçladığı kişiyi tesbit ederek; o kişi veya kişilere sanki bir ödül veriyor gibi hayatının merkezine oturtup, yaptığı her şeyde kendini kanıtlama çabasına girerek, kendi öz benliğini unutur.

İnsanın öz benliğinden uzaklaşması ayrı bir konu tabi ki.

Biz sürekli değişen insanın mücadelesini incelemeye devam edelim.

“Kendinizi, kendinizle vakit geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin”, diyerek insanlara tavsiyede bulunan Andrey Tarkovski bunu kendisi gerçekten başarabilmiş midir bilinmez. Bu tavsiye elbet de bence çok değerli ancak, bu da insanı bir yere kadar idare eden bir durum. Nihayetinde insan insana gerekli ve paylaşılan şeylerin kişilere verdiği haz tartışmasız çok hoş bir duygu.

Hangi arzu ve duygunun eseridir bu yalnızlık? İnsan bunca kalabalığın içinde nasıl yalnızlaşır? Hazzı, tat almayı ve gülmeyi unutan insan, paylaşmanın güzelliğinden kendini nasıl mahrum eder? Dostluk ve güven, hatta en önemli olan sevgi nereye gitmiş veya unutulmuştur!

Bunca bilinmezliğin içinde yalnızlık giderek büyümeye devam eder ve bazen duvarlarda yankılanır…

Kişi aynalara küser çünkü orada görmek istemediği, büyük haksızlık ettiği, kendisini hiçe sayan ve her şeyin en sonuna koyan biri vardır. Bunu hak etmedim diyen ve sönmeye yüz tutmuş bir ışık vardır artık gözlerde. Öfke sarmıştır her hücresini, inancı kalmamıştır bu hayata; işte tam da bu noktada insan kendini sorgulamaya başlar ve bir soru yankılanır kulaklarında; ben kendime bunu nasıl yaptım?

Elbette değişim dönemleri bu kadar hazin değil. Nihayetinde hayat seçimlerimizin toplamından oluşuyor. Seçme şansımızın olduğunu her gün hatırlamakta fayda var.

Kendim için bu gün neyi seçersem mutlu olabilirim?

Yaşam denen bu dünya okulunda bende varım, diyerek; gelin birlikte bireysel olarak öz benliğimize sahip çıkalım.

Değişir her şey biz istedikçe, bizim seçimlerimiz doğrultusunda…

Yalnızlık mı? İster inanın, ister inanmayın; yalnızlık da bir seçimden ibaret…

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir