MEHMET FUAT ERGÜN & YAŞAMDAN TAD ALMAK İSTEYENLERE

Bir grup çalışmasında herkese bir balon verildi. Herkes kalemle balonuna adını yazdı.

Sonra bütün balonlar toplatıldı ve balonlar bir odanın içine kondu.

Katılımcılar odaya alındı.

Kendilerine Beş dakika içinde üzerinde isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı.

İnsanlar çarpıştılar, birbirlerini girdiler.

Tamamen kaos ortamı oluştu.

Beş dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.

Bu sefer katılımcılara, üzerinde başkalarının adı yazılı olan balonu almalarını ve adı yazan kişiye o balonu vermeleri söylendi. Birkaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuştu.

Kendi nefsi peşinde koşanlar kaosla; egosunu yenerek karşısındaki insana değer verenler ise cosmosla buluşurlar.

Yaşamımızda bunu görmüyor muyuz?

Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Yalnızca kendi mutluluğuna odaklanıyor.

Mutluluğun başkalarının mutluluğunda gizli olduğunun farkında bile değil.

Mutluluğu bulmak mutluluğu paylaşmakla olur.

İnsan paylaştıkça çoğalacağını unutmamalı.

Mutlu olmak için karşıya mutluluk verin.

Yaşamın amacı mutluluğun peşinden gitmek olmalı.

Aynı balonlarda ismi yazılanı bulmanız gibi.

Ego, nefis, yani ben diyerek; isminin yazılı olduğu balonu arayanlar, kargaşa yaratarak hayattan zevk alamazlar.

Etrafımda çok görüyorum; ben diyen insanların asla mutlu olmadıklarını.

Her işinde, önce kendi çıkarını düşünenlerin huzurlu mutlu yaşamaları mümkün değil. Hayatımızın en önemli faktörüdür İNSAN.

Sosyal çevresi olmayan bir insanın yaşama sevincinden söz edilemez.

Her anımız insanla haşır neşir olan bizler, karşımızdakileri kendimiz gibi düşünürsek yaşamdan zevk alırız.

Ne demişler, “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.”

Bize batan küçük bir iğnenin acısını hissedebilirsek, asla başkasına çuvaldız batırmayı düşünmeyiz.

Yaşamımızda, başarının sırrına erişmenin tek yolu, başkalarını mutlu ederek, bir ihtiyacını gidermekte saklıdır.

İlişkide bulunduğumuz kişiler mutlu oldukça, bizler de mutlu oluruz.

Düşünün son model arabanla etrafı surlarla çevrili yüzme havuzlu lüks villanda yaşıyorsun.

Korumalarınla iş yerine gidip geliyorsun. Villa’na uçan kuş girmiyor. Ama etrafında yaşayan insanlar aç ve yoksul.

Bir dilim ekmeği zor buluyorlar. Gel de mutlu ol.

Bir kere o yoksulların her an gelip lüksümü bozacak endişesinden gece gündüz uykuların kaçmıyor mu?

Kaçmayacak olsa neden bu kadar koruyucuyla yaşıyorsun?

Ama varlıklı olan biraz egosunu yenip paylaşmayı bilen, etrafında bulunan yoksulların yüzlerini güldürenlerin çevresinde çiçekler açar ve bu açan bu çiçekler mis gibi kokmaz mı?

Çıkar, çıkar…Hep ben, ben.. Ama bir noktaya kadar. Sonunda toprakla buluşmayacak mısın?

O kara toprağın, dünyalara değişmeyeceğin gözünün tanesini nasıl oyduğunu düşünmeyecek misin?

Karşındakinin mutluluğunu hiçe sayan nefisçi bu insan; zevkiyle lüksler içinde yaşadığı doyamadığı bu dünyasında mezara konmadan bir gün daha fazla kalabilecek mi?

Mutluluğu kendisinde arayanlar, öldüklerinde, en sevdiklerinin bir günden fazla bekleyecek cesedinin pis kokusuna dayanamayacaklar mı acaba?

İşte bu çıkar heves hastalığından; şan, şöhret şehvet, servet hayalleriyle başkalarını mutlu etmeden, kör gözümüzü açmadan, karşımızda bulunanlara değer vermeden bir hiç olarak yok olup gitmeye mahkûm değil miyiz?

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir