Hamdi YILMAZ & Bükreş’te yılbaşı geçirmek

Like it?
0 Liked   0 Didn't like

TARİH: 2 OCAK 2009

Geçen yılbaşında aşağıdaki yazıyı yazmıştık. Bükreş, bu yılbaşı için daha görkemlisine hazırlandı, pasta ve sosis rekorları kırıldı.

İşte geçen yılbaşı;

Televizyon ekranlarından gördüğüm yeni yıl kutlamalarını bir kalemde geçiyorum..

Amsterdam’da büyük kalabalıkların toplandığı, Kraliçe’nin sarayının önündeki ünlü Dam Meydanı’na komşu evde oturdum. Bir yıl başı gecesini orada geçirdim. Rotterdam, Düsseldorf, Duisburg kentlerinde sayısız yılbaşı geceleri gördüm..

Ama itiraf edeyim ki Bükreş’teki yıl başı gecesi her halde unutamayacaklarım arasında yer alacak..

İnce bir baş ağrısı ve dolu bir beyinle her zaman yattığım saatlerde uzandım yatağıma..

Ala uykulu ve kendimle “Sovyetler Bükreş’i herhalde topa tuttu” diye alay ederek yatağımdan kalkmak mecburiyetinde kaldım. Evde hanım olmasa böyle bir şakanın ihtimal dahilinde olduğunu düşünebilirdim de..

İnsanlar yada bu şehir top yekûn çıldırmış olmalıydı..

Ya da Romen halkı bir zafer kazanmıştı..

Ki dünyada hiçbir zafer böylesine kutlanamazdı. Çünkü her zafer beraberinde büyük acıları da getirirdi. Yada zafer öncesi yaşanan acılar insanları zıvanadan çıkmayacak kadar olgunlaştırırdı..

Gökyüzünde uçuşan rengarenk heyhülalar bir yana, kopan gürültü müthişti..

Saat tam gece yarısı olduğunda “yıl başı” kavramından habersiz birisi bu şehre konuk olsa, şehrin topa ya da bombardımana tutulduğundan asla kuşku duyamazdı. Belki, Bağdat böyle geceleri yüzlerce kez yaşamıştı.

Gelenekselleşmiş yıl başı kutlamaları tüm dünyada özellikle başarıya susamış ülkelerde insanların bir boşalma, deşarj olma anına mı dönüşüyordu? Olayın psikolojik yanını uzman olmadığım için bilmem. Ama normal bir şey değildi bu..

A’dan z’ye özelleştirme adı altında her şeyi satılmış ve 15 yılda bu özelleştirmeden toru topu 10 milyar dolar gelir elde etmiş, onu da çoktan harcayıp bitirmiş, ümidini yabancı sermayeye bağlamış bir ülke böyle bir kutlamayı hak edecek ne yapmıştı..

O’nu da bilemem..

Onlarca dakika sürdü gürültü çıkartma çılgınlığı. Ya da gökyüzünü ışıklandırmada Tanrı ile yarışma cüreti. Sabah saat beş civarında sokağa çıktığımda sokaklar hala gündüz gibi insan kaynıyordu. Gece mekanları açıktı. Toplu taşım araçları vızır vızır çalışıyor, boş taksi bulmak imkânsızdı..

Dikkatimi çeken şey, geceki gürültüde payı olan bu insanların hepsi orta yaş grubundaydılar.. Üstelik de olabildiğince durgundular. Nedense gece yarısı zaferinden ellerinde bir şey kalmamış gibiydiler. İlk defa toplum mühendislerinin önünde şapka çıkardığımı, saygı ile eğildiğimi ve kendilerini kutladığımı hissederek girdim Bükreş Büromuza..

0 Paylaşımlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir