KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 13

SİMİAN ADASI VE BİR KÖPEK

Maceracı Robinson Crusoe bir adada tek başına yaşadıysa niye bir köpek yaşayamaz diye sınır jandarmaları kendilerine sormuş olmalılar.

Resmi olarak Ada- Kaleh’ten çekilince, bir köpeği orada yalnız bıraktılar. Zavallı köpek etrafında insan görmeyince, aya bile havlamayı unutmuştu. Belki de kim bilir martılarla veya yılanlarla kardeşlik etmiştir.

Adakale boşaltılırken, sınır jandarmaları korsanlaşarak, yollarında ne bulduysalar alıyorlardı. Daha da ileriye giderek, Miskin Baba’nın mezarından ve eski Ada-Kaleh mezarından toplanan kemiklere de bir “göz attılar”.

Bütün bunların resmi sebebi “Tarihî ulusal eserlerin başka yere taşınması” olarak gösterildi. Böylece, aldıkları malları Ada-Kaleh’in kardeşi olan Drobeta Severina’daki Simian Adası’na taşıdılar.

Simian Adası’nın da kendine ait bir tarihi var.

Burada Romenlerin dedeleri olan Getler yaşıyordu. Sonra, Romalılar geldiklerinde, bu Ada’yı Tuna üzerine bir köprü kurmak için kullandılar. Yerliler, toprağı çalıştırıyor, ürettikleriyle yaşıyorlardı. Portile de Fier Hidrosantrali inşaatından sonra, en önemli hadise, Ada-Kaleh’i buraya taşımak için Komünistlerin proje yapmalarıydı.

1965’te, Simian Adası’nda, batı tarafına, hiç dokunulmamış kumun üzerine, bir yüzme havuzu, teraslı bir restoran yapılmıştı. Kahve ibriklerini oraya yerleştirmiş olan iki Türk, “Güzeldi, bizi bir vapur götürüyordu, güneşleniyorduk, meyve suyu içiyorduk, hatta kahvelerimizi orada yapmaya başlamıştık bile. Gece dönüş vapuru gelene kadar, orada yemek te yeniyordu” şeklinde konuştular.

Ada- Kaleh’i buraya taşıma propagandası durmamıştı. 1969’da gazetecilerin yazdıkları şöyleydi: “Phoenix Kuşu (başlığı buydu)… Yani Ada-Kaleh daha güzel olacak. Şimdiden onu görebiliyorum: Çeşmeler, evler, meyve ağaçları, güller, dondurma bakkalları, kahveler, bir kelimeyle hayat.”

C.S.Nicolaescu-Plopspor adlı arkeolog bile, “açık gözleriyle hayal görüyordu”: “Olağanüstü bir mimari kullanılacak, ülkemizde şu ana kadar kullanılmayan bir mimarcılık şeklini orataya koyacağız. Ulusal eserler, Simian Adası’na getirilecek” diyordu.

Bir Romen yazarı şöyle yazıyordu; “Şimdiki bakış açımızla geriye bakıldığında, Simian projesinin tam bir yalan olmadığını görüyoruz. Duvarlar yeniden yapıldı, Ada-Kaleh’teki Kalenin taşınması için para verildi. Ulusal eser ilan edilen o ada UNESCO’nun eline geçmişti. Ortodoks mezarı taşınarak, ailelerin yanlarında ölülerin oturması sağlandı.

Belki de Türklere karşı tarihten gelen bir öfkeyle, Romen devleti onlara ait projeleri durdurdu. Bu yüzden, niye Türkleri direkt Simian Adası’na değil de, Schela Cladovei’ye götüldüklerini bir türlü anlayamadım. Onlara ait semboller oraya götürüldü de insanlar niye oraya taşınmadı anlayamadım…  Oysa, Türkler olmadan, bunu gördük, onlar olmadan, Ada-Kaleh’in hiçbir güzelliği hiçbir değeri olamazdı. Neyse zaten, 1980’li yıllarda, Komünistlerin bir tek Casa Poporului (Halkevi) inşaatı için parası kalmıştı.”

Birçok Türk ülkeyi terk etmişti bile. 1990’dan sonra dönenler olduysa da, yeni bir Ali Kadri bulunamadı.

Tarihin tekerrür edeceğine, inanan bir başka Romen yazar ise, “Tarihin yeniden doğacağını ümit ediyorum. Kim bilir belki de eski Ali Kadri kadar yürekli bir Türk, arkadaşlarını unutmayarak, onlar ile birlikte yeni bir Ada-Kaleh’in oluşmasına sebep olur” diye yazıyordu.

Romanya’nın doğal güzellikleri vardı, ne yazık ki, demokrasi bunu işletemedi. Yine bazı yazarların yazdıklarından aktaracak olursam, kaldı ki çok güzel ifade ediyorlar;

“1990’dan sonra, birkaç yabancı firma Simian Adası için anlaşma yapmaya çalıştı. Belki de bizimkilerle anlaşamadılar. Kim bilir? Bana göre, bir Popescu bile gelsin ama bu toprağa eski çekiciliği ve güzelliğini versin.”. Oysa ortaya çıkacak bir Türk işadamı ancak Simian Adası’nı eski Ada-Kaleh’e döndürebilir. Eğer şimdiye kadar bu Ada’dan konuşulduysa, Türklerin sayesindedir. Orayı cennete çeviren ve masallardaki topraklara benzeten kişiler Türkleridr. Bunu da yapabilecek yine bir Türk olsa gerektir. Kültürümüzü bizden başka kimse daha iyi anlayamaz. Yazılsa, çizilse bile, bu görevin “ruhunu” Türk’ten başka hiçbir millet anlamaz. O kahraman kim olacaksa, eğer bir gün biri çıkıp ta bu projeye el atrak olursa, ellerinden öpecek ilk kişi ben olacağım…

  YARIN: ROMEN GHEORGHE BOB’UN ADA HATIRALARI

İLMİA SÜLEYMAN

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.