Mehmet Fuat ERGÜN & YAŞAMIMDAN, BİR ANNE, BİR BABA , BİR ÖĞRETMEN NASIL OKUMA AŞKI VEREBİLİR?

Yetmiş yılı yaşantım sanki bir saniye gibi geçti.

Geriye baktığımda inanın çok şeyleri hatırlamıyor insan.

Geçmiş geçti. Gelecek kim bilecek. Şimdiyi doya doya, tadarak yaşa derler.

Geçmişime geçmiş demeyeceğim.

Sizlerle bir ömrün birikimlerimde aklımda kalanları, bende iz bırakanları zaman zaman paylaşmaya çalışacağım.

İlk ÇOCUKLUK ANILARIM’la başlamak istiyorum.

Babam polis, annem okuma yazması yok.

Annemin babası, dedeme, Malatya’da mahalle öğretmeni, birkaç kez eve gelip, kızını okula gönder demesine rağmen; dedem ” Kız çocuğu okuma yazma öğrenip sevgilisine mektup mu yazacak.” Diye göndermemiş bir baba.

Annem azimli, okuma yazma aşkı özlemiyle ben ilkokula başladığımda Adana Celalettin Sayhan İlkokulunda açılan yetişkinler için okuma yazma kursuna iki dönem katılarak diploma alan bir aydın. Aydın diyorum. Çünkü o kadar çok kitap okudu anlatamam.

Bizleri güzel yetiştirdi. Hiçbir zaman Malatya lehçesi konuşmadı. Bizlere poponuzda mühür var sakın kimseye göstermeyin. O mühür bozulmasın diye nasihatlarda bulundu. Tertemiz giydirir, tüm ahlak ve adabı muhaşeret kurallarını kendi bilgisi kadar öğretmeye çalışdı. Hatta babam vali polisi iken lojmanımız vali konağı bahçesi kenarında; haliyle vali çocuklarıyla arkadaşlık yapmaya çalışırdık.

O zamanın valisi 1958-59

Hilmi İncesulu’nun hanımı Aliye teyze (Kendileri Allah uzun ömürler versin şimdi sağ) Vali beye Hilmi ” Polis beyin çocukları çok eğitimli, kibar ve saygılı; anneciğim babacığım diye hitap ediyorlar, bu duruma sevindim. Çocuklarımıza iyi bir arkadaş olacaklar.” Dediğini konağın açısı Emine teyzeden annemler duymuş, gururlanmışlardı.

Babam, Malatya Gündüzbey köyünden on iki ön üç yaşlarında ayağında ayakkabı yok, entari giyerken, ilkokulu bitirir bitirmez üvey abisinin yanına İstanbul’a gideceğim sevdasında.

Hatta babaannem anlatırdı. Köyde inekleri yeni doğum yapmış. Yavrusu danayı kış günü yukarıya almışlar. Babam daha çocuk. Yukarda uyuya kalmış. Üzerinde entari var. Don yok.

Dana başlamış babamın poposunu yalamaya. Babaannem bu durumu görür görmez hemen başlamış maniye.

“Gömleği keten oğlan

Poposunu dana yalıyor

Arkasından haberi olmayan oğlan.”

Senin arkandan haberin yok. Bu akıllamı gideceksin İstanbul’a dediğini anlatırdı.

Babam küçük yaşlarda kendini haftalar süren yolculukdan sonra İstanbul’a ağabeyinin yanına atar.

Nişantaşı Ortaokulunu bitirir. Semih Balcıoğlu, Kadir Savun, Hasan Pulur sınıf arkadaşıdır.

Annesizlik, babasızlık, yenge zulmü, lise birden okulu terk eder.

Ama hep içinde okuma aşkı kendini yer bitirir.

Ben daha ilkokula başlamadan, kendi üzerindeki okumamışlığın hüznüyle bana okuma aşkı, sevgisi veren babamdır.

İlkokula gitmeden okumayı sökmüş,

yakınımızdaki Celalettin Sayhan ilkokulunun bahçesi duvarında okula gitme özlemiyle öğrencilere özenmiş, andımızı ezberlemiş, okuma delisi bir çocuk olmuştum.

Hatta okul öncesi babam arkasında saklayarak bana getirdiği o zamanın yirmi beş kuruşluk hikaye kitaplarını ( Fareli köyün kavalcisi, Keloğlan, Dans eden çaydanlık, Kırmızı etekli kız, Pamuk Prenses, Sinderella gibi) bir gün aksatsa üzülürdüm. Kendimde bir eksiklik hissederdim.

İşte bu duygular içerisinde ilkokula başladım.

O zamanlar ilkokul başlama yaşı sekiz. Ben ısrarlıyım. Okul özlemi çekiyorum.

1951 doğumlu olduğum için yaşım tutmuyor.

Babamın ısrarlarıyla sağ olsun okul müdürümüz Mustafa Aşar 1957 yılında okula kaydımı yaptı.

BU OKUMA AŞKIMLA BANA HAYAT VEREN, GELECEĞİMİ YÖNLENDİREN TAM BEŞ SENE BENİ OKUTAN İLKOKUL ÖĞRETMENİM MELAHAT ÖZER HANIM EFENDİYİ RAHMETLE, SAYGIYLA ANMAK İSTERİM.

Bir öğretmen bir öğrencisinin geleceğine nasıl imza atar.

Sizlere başka bir yazımda heyecanla, gururla anlatmaya çalışacağım.

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.