KAYBOLAN CENNET, ADAKALE – 16

TÜRK KADINI RUMANE NAZMİ’NİN HATIRALARI

Nazmi Rumane Türk kadını, ufak boylu, hala gençliğin enerjisini kaybetmeyen ve şu an (2009) 81 yaşında olan bir kadın.

Ailesinin hikayesi daha çok burjuva ailelere benzeyen türdendir. Baba tarafından Sali adındaki dedesi Ada-Kaleh’e gönderilen bir subaydı. Bu Birinci Dünya Savaşından önce olan bir olaydı. Burada yerli bir kadına âşık oldu, evlendiler ve üç çocuk sahibi oldular. Üç çocuklarından bir tanesi, Hamet Sali Türk hükümetinde Ada- Kaleh’i temsil etmiş bir milletvekiliydi.

Nazım Sali, Politikayı sevmedi o tam tersi, ticarete atılarak dış ve iç ticaret yapıyordu. Nazım Sali Türkçe, Almanca, Romence, Macarca ve Sırpçayı rahatlıkla konuşuyordu. Nazım Sali Ayşe ile evlendi sonra da Vidin’deki Emine öğretmeni tanıdı ve Ada’da kalmak üzere, Emine Nazım’a vardı, evlendi. Emine dört çocuk sahibi oldu bunların arasında da bize hatıralarından aktaran Nazım Rumane de vardı.

Rumane’nin hikayesini dinleyen yazar şu ana kadar hiç Türk tanımadığını ve bu yaşlı hanımla bu kadar samimi konuştuklarına şaşırıyor ve seviniyor: “Sanki yıllardır tanışıyorduk Rumane Hanımla. Şu ana kadar hiç Türk kadını tanımadım. Anladığım kadarıyla Ada’daki hayat daha çok Avrupalı bir hava almıştı. Yerinde kalan bir tek Türk isimleriydi. Hangisi ad hangisi soyadları olduğunu bir türlü anlayamadım. Önemli olan bu değildi. Kesin anladığım bir şey varsa, o da bütün Türk kızlarının adlarının “e” sesli harfiyle bittiğiydi. Nadye, Fatme, Emine, Selime v.s. ” diyor.

Rumane 1924 doğumlu. Ada’nın merkezinde ailesiyle birlikte yaşıyordu. Kız okulunda okudu ve özellikle Ion Ionescu adlı Romen öğretmenden bahsetti. Dobrucalı olan Ionescu, Romen kadınla evlendi ve her iki dilin dersine giriyordu. 1944’te savaşta öldü. Rumane’nin babası yazdığımız gibi ticaret adamıydı. O da savaşta öldü. 1945’te Rumane evlendi ve bir oğlan doğurdu.

Rumane hem yalnız kalan annesine hem de oğluna bakmak zorunda kaldı. Ali Kadri’nin sigara fabrikasında çalıştı. Fabrikayı devlet aldıktan sonra, Anaokulu ve Kreşin işletmecisi oldu. Birkaç sene tekstil fabrikasında çalıştı ve sonra, limanda bulunan bir restoranın muhasebecisi oldu. En sonunda işsiz kaldı ve altınlarını sattıktan sonra, 1968’de şubat ayında Rumane Türkiye’ye oğlu Ömer ile akrabalarına, İstanbul’a gitti.

Olmadı, olamadı. İki sene sonra, Romanya’ya döndü. Çocuğu Ada- Kaleh’i özlüyordu. Braşov’da kendilerine ev buldular. 1998’de, kader yine doğduğu toprakların yanına götürdü. Ömer, Orşova’da işe girdi. Rumane ise Severin’de kaldı. Şu an Ömer Öztürk, torunuyla birlikte yaşlılığını paylaşıyor.

Rumane adlı Türk kadını aslında romantik bir romanın kahramanı olabilirdi. Hayat boyu bütün zorluklardan geçerek, her şeyi başaran bir kadın. Anlatırken habire çekmecelere bakıyor, karıştırıyor. Bazı hatırları, resimleri ya Türkiye’de ya Braşov’da veya çoğu da Ada’da kalıp, sular altında boğuldular. Bir anıdan başka anıya atlıyordu, ara sıra Ronson sigarası yakıyordu. Ada-Kaleh’i, ailesini anlatırken, gözyaşlarına boğuluyordu, dayanamıyordu… Hatıraları tek kalan mirastı.

Ünlü halı, 1904’te Sulatan Abdul tarafından hediye edilen halı, Rumane’nin babasının kardeşi tarafından Ada’ya getirilmişti. Başka bir kardeş fakat bu sefer annesinin kardeşi, Orşova’da saat tamircisi Cami’ye kendi tasarımı olan büyük bir saat hediye etmişti. Gezai Menecea (Romen orijinli fakat Rumane’nin ailesi tarafından evlat edinildi), Miskin Baba’nın mezarını tamir ederek aynen İbrahim’in rüyasına gelip söylediği gibi, yarım top şeklinde bir kapak yapmıştı. Rumane’nin kuzeni bir Macar kızla evlendi ve kahvehanesinde Kral Ferdinand ve Kral II. Karol’u misafir etmişti, her ikisine de kahve ikram etmişti.

Rumane’nin büyük babaları, dedeleri ve annesi, Romen devletine, yedi tane bakkal, birkaç ev, arsa ve birkaç bahçe miras bıraktı.

1900’da Otto Alscher adındaki yazar, Ada’yı tasvir ederken, bazı evlerin pencerelerinin sokağa bakmadığını açıklıyordu. Bunun gibi hatıraları Rumane yalanlıyor. Tam tersi bütün evlerin pencerelerinin sokağa baktığını söylüyordu. Hiçbir kapı da kilitlenmezdi. Bazı ailelerin o tütün muhafaza edildiği yerlerde, kendilerine bir çeşit mağaza, depo yapmışlardı. Orada serin yerde yiyeceklerini koyuyorlardı. Fakirlerin bazıları o tünellerde yaşıyorlardı. Serindi ve sıcaktı aynı zamanda. Yerlere döşek koyup, yatıyorlarmış. Kış günü sıcak, yaz günüde serin bir yerdi.

Ali Kadri’den de büyük bir saygıyla bahsediyor. Rumane, “Ada’yı cennete dönüştüren kişiydi.” Diye aktarıyor. Rumane de aynı şeyi söylüyor: “Bütün Türkiye’de böyle bir cennet bulamazsınız. Türkiye’de bile, meyveler bu kadar tatlı değildi. Anadolu’dan getirilmelerine rağmen meyveler Ada’da bambaşka bir tat almışlardı. Çiçekler bile başka kokuyordu. ”

Stalin’in döneminde Tito “vatan haini” iken, Ada tel örgüler ile sarılmıştı ve buraya sadece Sekurite’nin girme izini vardı. O senelerde dışardan ziyaretçi kabul edilmedi. (Önceki bölümlerde bu dönemde Sekurite mensuplarının burada ne güzel bir hayat yaşadıklarından bahsetmiştik).

Rumane’nin aslı Türkçe Ruhane imiş. Fakat babası Romanya’yı düşünerek, Rumane koymuş.

Bu diziyi Macedonski’nin sözleriyle kapatmak istiyorum. Bu 16 bölümlük dizi ile geçirdiğimiz güzel “rüya” umarım sizlere kaybolan cennet hakkında biraz da olsa bilgi vermiştir…

Romen yazarı, Macedonski şöyle der: “Oh, Türkler! Allah’ın insanlara bıraktıklarına nasıl da değer vermesini biliyorlar. Bütün bıraktığı güzelliklerle, hayatlarını okşamayı biliyorlar. Böylece, hayatın bütün tehlike ve çirkinliklerini unutuyorlar…

Ve bastıkları toprakta nasıl oluyor da, güzel yerleri seçerek, oraya hayat vererek güzel yaşamayı beceriyorlar..”

                                                                                                          SON

Fotoğraf – Adakale Camii

İLMİA SÜLEYMAN

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir