Sait ÖZDEMİR – Dinleme  ve  Dinle (me) me  üzerine

ABD’li öğretmen, gazeteci, yazar ve editör Brenda Ueland ‘Dinlemek, garip ve mıknatıslı birşey, bir güç. Kendilerine yanaştığımız dostlarımız, söylediklerimizi can kulağıyla dinleyenlerdir. Sözümüzün dinlenmesi, bizi oluşturuyor sanki. Açılmamıza, genişlememize neden oluyor. İçimizde gerçekten bir takım fikirler yeşerip filizleniyor. İnsanın söylediklerinin dinlenmesi onu mutlu ve özgür kılmaya yetiyor. Karşımızdakini dinlediğimiz zaman, aramızda doğan akım, bizi birbirimizden hiç bıktırmayacak şekilde canlandırıyor,”diye ifade ediyor

Öyle değil mi değerli dostlar hayattaki  başarı, huzur ve mutluluğumuz  temelinde  diğer insanlarla  kurmuş olduğumuz uyumlu ilişki ve  sosyal becerilerimiz yatmıyor mu?

Karşımızdaki insanı dikkatle ve sabırla dinlerken, onu üzmeden derdine ışık tutabiliyormuyuz, uğradığı haksızlıkları anlatırken yürekten onaylamayı empati kurabilmeyi ne kadar yapabiliyoruz ?

Psikologlar, psikiyatrist ve hatta tüm doktorlar hastalarının sorunlarını çözümlemede, eleştirmeden tüm dikkatlerini vererek, dinleme temeline dayalı bir uygulama kullanırlar.

Çünkü insanların bir derdi olduğunda aradıkları ilk hatta tek şey, güvendiklerive kendilerini içtenlikle dinleyebilen  birine içlerini dökmek olmaktadır.

Karşımızdaki insanın sıkıntı ve problemlerini  dinlerken ne denli samimi ve anlayış içinde olduğumuzu kendi kendimize bir soralım.Unutmayınız ki karşımızdaki de kendisini dinleyen ve anlayan birinin varlığından hoşnut kalacaktır.

İletişimde unutmamamız gereken bir önemli bir konuda  da  olumlu ve yapıcı davranış modelleri geliştirebilmektir. Bunun  ilk basamağıda içten bir gülümsemedir.

Çinliler, “Gülümsemeyi bilmeyen dükkan açmasın,” der.

Yapılan araştırmalarda insanların  bir dakikada ortalama 125 kelime söylediği tesbit edilmiştir.Oysa aynı sürede 400 kelime düşünebilmekteyiz. Bu nedenle dinlerken kolaylıkla kendi düşüncelerimizin esiri oluveririz. Kendini vermeden, iyi dinlememek anlamayı zorlaştırır. Bu nedenle etkili dinlemek karşımızdaki kişiye, “Seni olduğun gibi, tüm artı ve eksilerinle kabul ediyorum,” mesajını verir. O da kendini değerli, önemli, anlamlı hisseder ve rahatlar.

Bir diğeri, karşı tarafa “Ben kolay anlaşılan, arkadaş canlısı, bir çok konuyu rahatlıkla konuşabileceğiniz biriyim” duygusunu vermektir. Bunu başarmanın yolu da, onu tüm dikkatimizle, sıkılmadan dinlemektir. Birisi bizi dikkatle, hoşnutlukla, anlayışla dinlerse ona güveniriz. Biz ona güvenince o da bize daha yakın davranır, güvenir ve bir dostluk ortamı oluşur. Bu ortamın oluşturduğu enerji ile karşımızdaki kişi kendine daha çok değer verir, sever, güçlenir.

Karşımızdakine vereceğimiz en önemli  mesaj, onun dertlerine rağmen birlikte olmaktan, onu dinlemekten hoşnut olduğumuzu ona göstermektir.

İnsan psikolojisinin en derin ihtiyacı “Hoşnut olunma” isteğidir. Değerli ve sevilen biri olduğu duygularını ortaya çıkarır. Başkalarını mutlu edebilenler de en mutlu olabilen insanlardır.

Unutmayalım ki,başkalarının mutluluğu ile bizi de mutlu kılar.Çünkü mutluluk bulaşıcıdır.

Kalın sağlıcakla…

0 Paylaşımlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir