İlmia Süleyman Kılıç & Nevruz Kimin Bayramı?

Dil Seçin
Haberi Rumence okuyun
Motto: “Demir dağlar eridiğinde değil, hafızalar uyandığında gerçek çıkış başlar.”
Her yıl 21 Mart geldiğinde Türkiye’de tuhaf bir tartışma yeniden ısıtılır: Nevruz kimin bayramı?
Oysa bu soru başlı başına bir zihniyet problemini ele verir. Çünkü Nevruz, bir kimliğin tekeline sığdırılamayacak kadar eski, derin ve geniş bir kültürel mirastır.
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk tarihine bakıldığında Nevruz’un, yalnızca bir bahar bayramı değil; aynı zamanda bir yeniden doğuş ve diriliş günü olarak kabul edildiği görülür. Eski Türk topluluklarında bu tarih, yılın başlangıcı sayılmış; doğanın uyanışıyla birlikte toplumun da kendini yenilediği bir zaman dilimi olarak kutlanmıştır.
Bu anlam dünyasını besleyen en önemli anlatılardan biri hiç şüphesiz “Ergenekon Destanı” dır. Destana göre Türkler, sıkıştıkları Ergenekon vadisinden demir dağı eriterek çıkar ve özgürlüklerine kavuşur. Bu çıkış, sadece fiziksel bir kurtuluş değil; aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşudur. İşte bu yüzden Nevruz, Türk kültüründe sıradan bir mevsim geçişi değil, varoluşun yeniden kazanılmasıdır.
Eski Türk yurtlarında anlatılan bir inanca göre, Nevruz günü gök kapıları açılır. O gün yakılan her ateş, Ergenekon’dan kalan bir hatıradır. Her alev, bir çıkışı; her kıvılcım, bir dirilişi anlatır. Bu yüzden Türk, ateşin üzerinden atlamaz sadece — geçmişinin içinden geçer.
Üstelik bu anlatının tamamen soyut bir efsane olmadığına dair son yıllarda dikkat çekici gelişmeler de yaşanmıştır. Kazakistan ve Altay Dağları çevresinde yapılan arkeolojik çalışmalar, destanda tarif edilen coğrafyayla benzer özellikler taşıyan bölgeleri ortaya koymuştur. Bazı tarihçiler, bu bulguların Ergenekon anlatısıyla örtüştüğünü ve bu coğrafyanın destana ilham vermiş olabileceğini dile getirmektedir. Bu durum, destanın en azından tarihsel bir zeminden beslenmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Peki tüm bu tarihsel ve kültürel arka plana rağmen Nevruz neden Türkiye’de yeterince sahiplenilmedi?
Cevap basit ama rahatsız edici: Çünkü biz, ortak değerleri paylaşmak yerine, onları kimlikler üzerinden ayrıştırmayı tercih ettik.
Özellikle son yıllarda Nevruz’un yalnızca belirli bir etnik kimlikle özdeşleştirilmesi, geniş toplum kesimlerinin bu bayrama mesafeli durmasına yol açtı. Oysa bu yaklaşım, binlerce yıllık ortak mirası dar bir çerçeveye hapsetmekten başka bir şey değildir.
Gerçek şu ki Nevruz ne sadece bir halkın bayramıdır ne de bir siyasi sembolden ibarettir. O, bu coğrafyada yaşayan herkesin; toprağın uyanışını, güneşin dönüşünü ve hayatın devamlılığını kutladığı kadim bir gündür.
Belki de asıl sorun şudur: Biz, paylaşmayı unuttuk.
Nevruz’u başkalarına bıraktığımızı sanırken, aslında kendi tarihimizle aramıza mesafe koyduk. Oysa bir bayramı sahiplenmek, onu başkasından almak değil; onun içindeki ortak anlamı yeniden keşfetmektir.
Bugün yapılması gereken şey çok açık: Nevruz’u bir tartışma konusu olmaktan çıkarıp yeniden bir ortak sevinç günü haline getirmek.
Çünkü bahar geldiğinde doğa kimlik sormaz. Ve Nevruz, en çok da bunu hatırlatır.
Ramazan Bayramı’nın huzur, bereket ve mutluluğunu; Nevruz’un ise yenilenme, umut ve bahar coşkusunu bir arada yaşadığımız bu güzel günlerde, sevdiklerinizle birlikte sağlık, neşe ve barış dolu bir bayram geçirmenizi dilerim. Tüm güzelliklerin hayatınıza tazelik ve umut katması dileğiyle… Bayramınız ve Nevruz’unuz kutlu olsun!
Foto Galeri
AI Sesli Okuma
Google WaveNet yapay zeka sesi ile doğal okuma